Suriye’de 8 Aralık sonrası başlayan yeni dönemin en kritik başlıklarından biri, ülkenin parçalanmış idari ve güvenlik yapısının yeniden merkezi devlet çatısı altında bütünleştirilmesidir. Bu sürecin en hassas adreslerinden biri ise Haseke’dir.
Uzun yıllardır YPG/SDG’nin güçlü bir şekilde varlık gösterdiği Haseke’de bugün yaşanan gelişmeler, yalnızca bazı kamu kurumlarının bir yapıdan diğerine devredilmesi olarak okunmamalıdır. Sahadan alınan bilgilere göre, devlet kurumlarının yeniden asli görevlerine dönmesi ve merkezi yönetimle kurumsal entegrasyon sürecinin ilerlemesi, Suriye’nin yeniden devletleşme sürecinde önemli bir aşamaya işaret etmektedir.
Haseke Vilayeti Yürütme Kurulu Üyesi Adnan Cedean’ın tarafımıza aktardığı bilgilere göre, vilayetteki ulusal kurumlar asli görevlerini sürdürmekte ve halka kamu hizmeti sunmaya devam etmektedir. Bu süreçte özellikle Adalet Sarayı’nın devralınması ve Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmi bayrağının Adalet Sarayı karşısındaki meydanda göndere çekilmesi dikkat çekici bir gelişmedir.
İlk bakışta bu durum basit bir idari işlem gibi görülebilir. Oysa Haseke’nin son yıllardaki siyasi ve güvenlik yapısı dikkate alındığında, bunun çok daha derin bir anlamı vardır.
Mesele yalnızca bina ve kurum devri değil
Bir devletin egemenliği yalnızca askerî güçle ölçülmez. Mahkemenin çalışması, nüfus işlemlerinin yapılması, güvenliğin sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin devlet tarafından yürütülmesi, kamu personelinin merkezi idareye bağlı olması ve hukukun aynı devlet sistemi içerisinde uygulanması da egemenliğin göstergeleridir.
Bu nedenle Haseke’de kurumların merkezi devlet yapısına yeniden bağlanması, askeri gelişmeler kadar önemli bir dönüşümdür.
Çünkü mesele, “Bu binada kim oturuyor?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
Haseke’de kamu otoritesini kim temsil ediyor?
Bu sorunun cevabı, Suriye’nin gelecekte nasıl bir devlet yapısına sahip olacağını da doğrudan etkilemektedir.
YPG/SDG’nin yıllar içerisinde bölgede oluşturduğu fiilî idari ve güvenlik yapılanması, merkezi Şam yönetiminden bağımsız veya yarı bağımsız bir alan algısının oluşmasına yol açmıştı. Bugün ise kurumların yeniden devlet çatısı altında toplanması, bu fiilî yapının yerine merkezi kamu düzeninin geçirilmesi anlamına geliyor.
Adalet Sarayı neden önemli?
Haseke’de Adalet Sarayı’nın devralınması özellikle sembolik bir öneme sahip.
Çünkü adalet, devletin en temel göstergelerinden biridir.
Bir bölgede mahkemeler devletin hukuk sistemi dışında faaliyet gösteriyorsa, orada yalnızca idari bir farklılık değil, aynı zamanda farklı bir hukuk düzeni algısı ortaya çıkar. Buna karşılık adalet kurumunun merkezi devlet yapısına bağlanması, vatandaşın hukuk karşısındaki konumunun yeniden Suriye devlet sistemi içerisinde tanımlanması anlamına gelir.
Bu açıdan Adalet Sarayı’nın devralınması, Haseke’de devletleşme sürecinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Adnan Cedean’ın ifadesiyle, Adalet Sarayı karşısındaki meydanda Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi de yalnızca sembolik bir tören değildir.
Bayrak burada devlet egemenliğinin görünür işaretidir.
Haseke semalarında yeniden dalgalanan bayrak, “Haseke kime ait?” tartışmasına verilen siyasi cevabın da bir göstergesidir.
Entegrasyonun en zor aşaması şimdi başlıyor
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir devlet binasına bayrak çekmek ile bir bölgenin bütün kurumlarını gerçek anlamda merkezi devlet sistemine entegre etmek aynı şey değildir.
Asıl zor süreç bundan sonra başlayacaktır.
Kurumların personel yapısı nasıl düzenlenecek?
Güvenlik birimleri hangi komuta zincirine bağlanacak?
Yerel yönetimlerin yetki sınırları nasıl belirlenecek?
Kamu çalışanlarının statüsü ne olacak?
Mahkemeler hangi hukuk sistemiyle ve hangi idari hiyerarşi içerisinde çalışacak?
Bütün bu soruların cevabı, entegrasyonun gerçek niteliğini belirleyecektir.
Dolayısıyla Haseke’de yaşanan gelişmeleri yalnızca “kurumlar teslim alındı” şeklinde okumak eksik kalır. Daha geniş açıdan bakıldığında burada bir devlet kapasitesinin yeniden inşası söz konusudur.
Kürtler ile silahlı yapı birbirinden ayrılmalı
Bu noktada özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus var.
Haseke’de devlet kurumlarının yeniden merkezi yönetime bağlanması, Kürt halkının dışlanması anlamına gelmemelidir.
Tam tersine, kalıcı bir entegrasyonun temel şartlarından biri, Kürt vatandaşlar ile YPG/SDG gibi silahlı yapıları birbirinden ayırabilmektir.
Kürtler Suriye toplumunun asli unsurlarından biridir. Devletin bütün vatandaşlarına eşit hukuk ve vatandaşlık temelinde yaklaşması, yeni dönemin toplumsal barış açısından en önemli sınavlarından biri olacaktır.
Burada hedef, bir topluluğu başka bir topluluğun yerine geçirmek değil; bütün vatandaşları aynı devlet çatısı altında buluşturmaktır.
Bu nedenle Haseke’deki süreç etnik bir mesele olarak değil, öncelikle devlet, hukuk ve vatandaşlık meselesi olarak ele alınmalıdır.
Şam açısından kritik bir eşik
Şam yönetimi açısından Haseke’deki kurumsal dönüşüm, ülkenin tamamında merkezi otoriteyi yeniden tesis etme politikasının önemli bir ayağını oluşturuyor.
Çünkü devletin başkentte güçlü olması tek başına yeterli değildir.
Devletin gerçek gücü, ülkenin en uzak bölgelerinde de aynı hukuk ve idari sistemin uygulanabilmesiyle ortaya çıkar.
Haseke’de başlayan kurumsal dönüşüm bu nedenle yalnızca Haseke’yi ilgilendirmiyor. Rakka’dan Deyrizor’a, Kamışlı’dan Kobani’ye kadar Suriye’nin farklı bölgelerinde devlet ile yerel yapılar arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair önemli bir örnek oluşturabilir.
Başarılı olması halinde bu süreç, Suriye’nin parçalı güvenlik ve idare modelinden daha bütünleşmiş bir devlet yapısına geçişini hızlandırabilir.
Türkiye açısından da önemli
Haseke’deki gelişmeler Türkiye açısından da yakından takip edilmesi gereken bir süreçtir.
Türkiye’nin Suriye politikasının temel başlıklarından biri, Suriye’nin toprak ve siyasi bütünlüğünün korunması ve sınır hattında Türkiye’ye yönelik tehdit oluşturabilecek silahlı yapıların etkisinin azaltılmasıdır.
Bu nedenle YPG/SDG’nin ayrı bir askerî ve idari yapı olarak varlığını sürdürmesi yerine, bölgedeki yapıların Suriye devlet sistemi içerisinde eritilmesi ve kamu kurumlarının merkezi yönetime bağlanması, Suriye’nin bütünlüğü açısından önemli bir gelişme olabilir.
Fakat bunun kalıcı olabilmesi için entegrasyonun yalnızca güvenlik alanında değil; hukuk, ekonomi, eğitim, kamu yönetimi ve vatandaşlık alanlarında da gerçekleşmesi gerekir.
Haseke’de bugün yaşananların gerçek önemi tam da burada ortaya çıkıyor.
Bu, yalnızca bir binanın devri değildir.
Bu, devletin yeniden görünür hale gelmesidir.
Adalet Sarayı’nda devlet hukukunun, kamu kurumlarında merkezi idarenin ve meydanda devlet bayrağının yeniden görünür olması; Suriye’nin uzun yıllardır yaşadığı parçalanmışlığın ardından yeni bir dönemin işaretlerinden biri olabilir.
Ancak bu sürecin başarısı, sembollerin ötesine geçip kurumların gerçekten ortak bir devlet sistemi içerisinde çalışmasına bağlıdır.
Haseke’nin geleceği de Suriye’nin geleceği de aynı soruda düğümleniyor:
Silahlı yapıların belirlediği parçalı düzen mi, yoksa bütün vatandaşları aynı hukuk ve devlet çatısı altında buluşturan ortak bir Suriye mi?
Bugün Haseke’de atılan adımlar, bu sorunun cevabının sahada şekillenmeye başladığını gösteriyor.