Çocukluğun sokaklarda oynanan oyunlardan, arkadaşlarla kurulan hayallerden ve aileyle geçirilen uzun sohbetlerden ibaret olduğu günler artık geride kalıyor. Bugünün çocuğu çoğu zaman odasında, elindeki tabletin ya da telefonun ekranında başka bir dünyanın içinde büyüyor. Dijital oyunlar eğlence, sosyalleşme ve öğrenme açısından önemli fırsatlar sunsa dabu dünyanın görünmeyen yüzünde çocukları bekleyen ciddi riskler de bulunuyor.

Asıl tehlike bazen oyunun kendisi değil, oyunun içinde kurulan ilişkilerdir.

Çocuklar dijital ortamlarda kendilerini güvende hissedebilir. Çünkü karşılarında çoğu zaman bir ekran, bir kullanıcı adı ve bir oyun karakteri vardır. Ancak ekranın diğer tarafındaki kişinin kim olduğunu bilmek her zaman mümkün değildir. Çocukların merakı, arkadaş edinme isteği ve kabul görme ihtiyacı, kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabilir.

Özellikle çocukların yoğun olarak bulunduğu çevrim içi oyunlarda sohbet, mesajlaşma ve sesli iletişim özellikleri, yabancılarla temas kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Kendini çocuk ya da akran gibi tanıtan bir yetişkin, zaman içerisinde güven ilişkisi kurmaya çalışabilir. Önce oyun hakkında konuşabilir, daha sonra çocuğun özel hayatını öğrenmeye, kişisel bilgilerini istemeye veya iletişimi oyun dışına taşımaya çalışabilir.

Bu noktada pedofilik davranış gösteren kişilerin oluşturabileceği risk özellikle önemlidir. Ancak çocuklara yalnızca “yabancılardan uzak dur” demek yeterli değildir. Çünkü dijital dünyada yabancı her zaman yabancı gibi görünmez. Bazen çocukla aynı yaşta olduğunu söyleyen, onunla aynı oyunları oynayan veya onun ilgi alanlarını bilen biri olarak karşısına çıkabilir.

Bu nedenle çocuklara korku değil, dijital güvenlik bilinci kazandırmak gerekiyor.

Çocuk, gerçek hayatta tanımadığı bir kişinin dijital ortamda da güvenilir olmayabileceğini bilmeli. Adres, okul, telefon numarası, aile bilgileri, fotoğraf veya özel görüntülerin paylaşılmaması gerektiğini öğrenmeli. Bir kişinin “Bunu ailene söyleme” demesi, tehdit etmesi, hediye veya oyun içi avantaj teklif etmesi gibi davranışların alarm işareti olabileceğini bilmelidir.

Fakat burada en önemli görev yalnızca çocuğa düşmüyor.

Anne ve babalar da çocuklarının dijital dünyasına yabancı kalmamalı. Hangi oyunları oynadığını, kimlerle iletişim kurduğunu ve oyunların hangi iletişim özelliklerine sahip olduğunu bilmeli. Daha da önemlisi, çocuk bir sorun yaşadığında “Sana bunu neden yaptırdılar?” ya da “Neden bize söylemedin?” gibi suçlayıcı sorular yerine, “Bunu benimle paylaşabilirsin, birlikte çözeriz” mesajını verebilmelidir.

Çünkü dijital güvenliğin en güçlü koruyucusu yalnızca bir uygulamanın filtresi değildir.

Çocuğun, başına gelenleri anlatabileceği güvenli bir yetişkininin olmasıdır.

Dijital oyunları tamamen yasaklamak çoğu zaman çözüm değildir. Çözüm, çocuğu dijital dünyanın dışında bırakmak değil, onu bu dünyanın içinde bilinçli, sınırlarını bilen ve gerektiğinde yardım isteyebilen bir birey olarak yetiştirmektir.

Unutmayalım ki! Çocuklarımızın elindeki ekranı değil, ekranın arkasındaki dünyayı da görmemiz gerekiyor.

Çünkü bazı tehlikeler kapıyı çalmıyor.

Ekranın içinden çocuklarımızın odasına kadar gelebiliyor.

Bu nedenle çocuklarımızı ekrandan uzaklaştırmak yerine, ekranın karşısında bilinçli ve güvende olmalarını sağlamalıyız.