“Aralarındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlasın diye Allah’a ve Resulüne çağrıldıklarında müminlerin sözü, ‘Dinledik ve boyun eğdik’ demekten ibarettir. İşte kurtuluşa erenler de bunlardır!” (Nur 24/51)
Bu ayet, imanın turnusol kâğıdıdır. İman; yalnızca kalpte taşınan bir duygu, dilde dolaşan bir slogan değildir. İman, ihtilaf anında ortaya çıkan tavırdır. İşine gelince değil; nefsine ağır geldiğinde de “Dinledik ve boyun eğdik” diyebilmektir.
Bugün en büyük krizimiz, anlaşmazlıklarımızı vahyin terazisine götürmememizdir. Aile içi sorunlardan ticari ihtilaflara, cemaat içi kırgınlıklardan toplumsal çatışmalara kadar… Herkes konuşuyor; ama kimse hükmü Allah’a ve Resulüne bırakmak istemiyor. Çünkü vahiy, nefsin hoşuna giden değil; hakikatin gerektirdiği hükmü verir.
Kur’an başka bir yerde şöyle buyurur: “Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp, sonra verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 4/65)
Bu ayet, iman iddiasını ağır bir imtihandan geçirir. Demek ki mesele sadece hakeme gitmek değil; hükme razı olmaktır. İç dünyasında itiraz taşımadan… Sosyal medyada homurdanmadan… Kuliste söylenmeden… “Ama…” demeden.
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Sizden biri, hevası benim getirdiğime tabi olmadıkça gerçek iman etmiş olmaz.” (Hadis)
Bu söz, çağımızın putunu işaret eder: Heva. Modern insanın ilahı arzularıdır. Ölçü odur, hakikat odur, doğru odur! Oysa mümin için ölçü vahiydir. Heva değil, hidayet belirler yönünü.
Bugün evlilikler “ben” yüzünden yıkılıyor. Ortaklıklar “haklıyım” ısrarıyla dağılıyor. Kardeşlikler gurur sebebiyle kopuyor. Peki kaçımız ihtilaf anında şu cümleyi kurabiliyoruz: “Allah ve Resulü ne diyorsa o!”
Kur’an müminleri şöyle tasvir eder: “Mümin erkek ve mümin kadına, Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık kendi işlerinde seçme hakları yoktur.” (Ahzab 33/36)
Bu teslimiyet, zillet değildir; izzettir. Çünkü kula boyun eğmek aşağılıktır; Allah’a boyun eğmek şereftir. Nefse teslim olan sürüklenir; vahye teslim olan kurtulur.
Bakınız, sahabe nesli ihtilaf yaşamadı mı? Yaşadı. Ama ölçü belliydi. Hüküm Resulullah’tan gelince mesele kapanırdı. Sesler susar, nefisler geri çekilirdi. İşte onları “en hayırlı nesil” yapan şey buydu: Teslimiyet.
Bugün bizler, Kur’an okuyoruz ama Kur’an’a hakemlik vermiyoruz. Hadis paylaşıyoruz ama hükmünü hayatımıza taşımıyoruz. Dilimizde iman, pratiğimizde inat var.
Oysa kurtuluş reçetesi ayette açık: “Dinledik ve boyun eğdik.”
Ne eksik ne fazla.
Toplum olarak huzur mu istiyoruz? Ailede sükûnet mi arıyoruz? Ümmet olarak izzet mi talep ediyoruz? Yol belli. Hevayı değil, vahyi merkeze almak.
Çünkü gerçek mümin; haklı çıkmayı değil, hakkı üstün kılmayı ister.
Ve unutmayalım:
Kurtuluş, tartışmayı kazananların değil; teslim olmayı başaranların nasibidir.