Hissettiklerimiz Bizi Yönetmek Zorunda Mı?
Düşünmek, hissetmek ve yaşadıklarımızdan etkilenmek insan olmanın doğal bir parçasıdır. Hayat boyunca sevinçlerimizi, kayıplarımızı, kırgınlıklarımızı, korkularımızı ve hayal kırıklıklarımızı yanımızda taşırız. Bazı duygular zaman içinde hafifler; bazıları ise hiç fark etmeden içimizde yer edinir.
Bazen yıllar önce yaşadığımız bir olay, bugün yaşanmamış olsa bile içimizde yaşamaya devam eder.
Bir sözün kırgınlığı, bir ayrılığın acısı, yaşanmış bir haksızlık, söylenememiş cümleler… Zaman geçer fakat bazı duyguların ağırlığı geçmez. Çünkü zaman her duyguyu kendiliğinden iyileştirmeyebilir. Bazen duygunun görülmeye, anlaşılmaya ve kabul edilmeye ihtiyacı vardır.
İnsan çoğu zaman acı veren duygudan kurtulmak ister. Üzüldüğünde hemen güçlü olmaya, öfkelendiğinde bastırmaya, korktuğunda kaçmaya, kırıldığında hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışabilir.
Fakat bastırılan duygu ortadan kaybolmak yerine başka şekillerde kendisini gösterebilir.
Tahammülsüzlükte, sürekli tetikte olmada, ilişkilerde mesafe koymada, kendimize karşı sertleşmede ya da hiç dinmeyen bir huzursuzlukta…
Belki de bu yüzden duygusal iyileşmenin ilk adımı, kendimize “Bunu neden hâlâ hissediyorum?” diye kızmak değil, “İçimde ne oluyor?” diye merakla bakabilmektir.
Çünkü bir duyguyu kabul etmek, onu hayatımızın yöneticisi yapmak değildir.
Öfkeliysek öfkenin söylediği her şeyi yapmak zorunda değiliz. Korkuyorsak korkunun bizi tamamen durdurmasına izin vermek zorunda değiliz. Kırıldıysak bütün insanlara güvenimizi kapatmak zorunda değiliz.
Duygu vardır.
Seçim vardır.
Ve bu ikisinin arasında bize ait bir alan bulunur.
İşte özgürleşme biraz da burada başlar.
Geçmişte yaşadıklarımızı değiştiremeyiz. Fakat geçmişin bugünümüzde ne kadar yer kaplayacağı konusunda zamanla farklı seçimler yapabiliriz. Yaşananları inkâr etmeden, acımızı küçümsemeden, kendimizi suçlamadan yeni bir ilişki kurabiliriz onlarla.
Bazen bırakmak, yaşananları unutmak değildir.
Bazen bırakmak, artık aynı hikâyeyi her gün yeniden yaşamamaktır.
Bir kırgınlığı bırakmak, yapılanı doğru bulmak anlamına gelmez. Affetmek, mutlaka yeniden güvenmek değildir. Uzaklaşmak, sevgisizlik değildir. Kendimizi korumak da bencillik değildir.
İnsan iyileşirken hayatından her şeyi çıkarmak zorunda değildir. Bazen yalnızca taşıdığı yükün şeklini değiştirmesi yeterlidir.
Bunun için kendimize küçük ama önemli sorular sorabiliriz:
“Bu duygu bana ne anlatıyor?”
“Bunu hâlâ taşımamın bana bir faydası var mı?”
“Bugün bu duygunun içinden nasıl bir seçim yapabilirim?”
Belki cevap hemen gelmeyecektir. Zaten iyileşme de her zaman hızlı cevaplar bulmak değildir.
Bazen sadece durmak, nefes almak ve kendimize karşı daha şefkatli olmak bile önemli bir başlangıçtır.
Çünkü hayat, geçmişte yaşadığımız her şeyin toplamından ibaret değildir. Biz yalnızca başımıza gelenler değiliz.
Onlardan sonra verdiğimiz kararlar, kurduğumuz ilişkiler, yeniden denediğimiz yollar ve kendimize açtığımız yeni alanlar da biziz.
Bu nedenle duygusal özgürlük, hiçbir şey hissetmemek değildir.
Hissettiğimiz şeylerin bizi tanımlamasına ve yönetmesine izin vermeden yolumuza devam edebilmektir.
Bazen geçmişten gelen bir yükü yere bırakmak gerekir.
Bazen kendimizi affetmek. Bazen söyleyemediğimiz bir cümleyi içimizde tamamlamak…
Bazen de artık bize hizmet etmeyen bir duyguyla vedalaşmak. Her bırakış bir kayıp değildir.
Bazı bırakışlar, insanın kendisine yeniden yer açmasıdır. Ve belki de hayatın bazı dönemlerinde kendimize verebileceğimiz en güzel izin şudur:
Bırak. Hafifle. Kendine yeniden yer aç.
Çünkü insan, taşıdığı her şeyi yanında götürmek zorunda değildir.
Kalbinden yükünü bırak, niyetini güzelleştir. Sen elinden geleni yap, gerisini Rabbine emanet et.