İnsan, varoluşundan bu yana başka insanlarla iletişim ve ilişki içinde yaşayan bir varlıktır. İlkel toplumlardan gelişmiş toplumlara kadar insanlar, karşılıklı ihtiyaçlarını ve beklentilerini sürdürürken zaman zaman birbirlerini incitmiş, suçlamış ve kırmışlardır. İnsan olan her yerde incinmişle, öfke ve çatışma da vardır.
Toplumsal kurallar ve hukuk sistemi, yalnızca suçu önlemek ve adaleti sağlamak için değil, aynı zamanda vicdan ve sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlamak açısından da önemlidir. Ancak insan davranışlarını yalnızca hukukla açıklamak mümkün değildir. Vicdan, merhamet, ahlak ve kişinin iç dünyası da davranışlarımızda önemli bir yere sahiptir.
Affetmek de bu noktada karşımıza çıkan önemli bir insani ve vicdani durumdur.
İnsanların işlemiş oldukları kusurlar karşısında yaşanan incinmişlik bazen zamanla azalabilir. Fakat bazı yaralar vardır ki kişinin ruhsal dünyasında derin izler bırakır. Yaşanan olayın üzerinden zaman geçse bile öfke, kırgınlık ve kin devam edebilir. İnsan, kendisine yapılan kötülüğü zihninde tekrar tekrar yaşadıkça geçmişin yükünü bugüne taşımaya başlar.
Oysa affetmek, bir anlamda bu yükü bırakabilmektir. Affetmek, yapılanı unutmak ya da yaşanan haksızlığı onaylamak değildir. Affetmek, kişinin kendisine yapılan kötülüğün hayatını yönetmesine izin vermemeyi seçmesidir.
Bazen insan affeder ama mesafesini korur. Affeder fakat yeniden güvenmez. Çünkü affetmek ile unutmak, affetmek ile barışmak aynı şey değildir.
İçinde kin ve intikam duygusu taşıyan insan, görünmez ama ağır bir yük taşımaya benzer. Kızgınlık sürekli aynı dozda kaldığında kişinin duygusal dünyasını yorabilir. Affetmek ise bu yükten kurtulmanın ve kişinin kendi iç özgürlüğünü yeniden kazanmasının bir yolu olabilir.
Kin ve öç alma duyguları kişinin stresini artırabilir. Uzun süre devam eden stres ise kişinin fiziksel ve psikolojik iyilik hâlini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle affetmek yalnızca ahlaki veya dini açıdan değil, insanın kendi ruhsal iyiliği açısından da değerlendirilebilir.
Peki, affetmek erdem midir?
Bence evet. Ancak affetmek, kişinin kendisine yapılan haksızlığı görmezden gelmesi anlamına gelmemelidir. Hakkını aramak başka, kin ve intikam duygusunun esiri olmak başkadır.
Din ve felsefede de affetme; merhamet, sabır ve ahlakla ilişkilendirilmiştir. İslam geleneğinde, kişinin gücü yettiği hâlde affetmesi önemli bir erdem olarak görülür. Hz. Musa ile ilgili aktarılan bir rivayette de “Gücü yettiği zaman affedendir.” ifadesine yer verilir.
Belki de affetmenin en güzel tarafı şudur:
Affetmek, yapılan kötülüğü haklı çıkarmak değil, o kötülüğün bizim içimizde yaşamaya devam etmesine izin vermemektir.
Çünkü bazen insanı esir eden, kendisine yapılan kötülükten çok, o kötülüğü yıllarca içinde taşımaktır.
Affetmek geçmişi değiştirmez. Ama geçmişin bugünümüzü yönetmesine engel olabilir.
Ve belki de gerçek erdem, hakkımızı korurken kalbimizi kinle esir etmemeyi öğrenmektir.
“Mü’min kardeşinden sana fenalık gelirse, sen ona daha ziyade iyilik et.” Belki de affetmek, yapılan kötülüğün karşılığını vermemeyi seçmekten daha fazlasıdır. İnsanın kendi kalbini kin ve intikamdan koruyabilmesidir.