En büyük işkence; zihne yapılan, doğrudan hafızayı hedef alan, ruhi dengeyi altüst eden, insanı kendine yabancılaştıran işkencedir. Yıllardır zihinlerimiz işgal edildi ve ediliyor.

Dizi filmleriyle, eğitim sistemleriyle, kadın programlarıyla, kanaat önderleriyle, aydınlarıyla, sanatçılarıyla ve siyasetçileriyle yapıyorlar bunu.

Düşünen, sorgulayan, üreten, tarihini bilen, ahlaklı, şahsiyetli, erdem sahibi, özgürlükçü nesiller istenmiyor. Kim ya da kimler istemiyor bunu?

Ekonomiyi çöküşün eşiğine getiren büyük sıfırlamacı elitler, Roma 2.0 projesinin mimarları ve bunlara bağlı olarak da bir avuç banker. Yeni Sosyalizm rejimine yönelik faaliyet yürüten, kurum ve kuruluşlar, STK’lar, medya ve siyaset ağı.

Bu sebeple tüm dünyada gençler, ileride tesis edilecek olan polis devletine (yeni sosyalizm)ayak uydurmak üzere eğitiliyor.

Abarttığımı düşünmeyin lütfen.

Yaşadığımız yozlaşmayı dikkate aldığımızda çok yönlü bir operasyonun içinde olduğumuzu anlarız.

Bakınız WEF’in küresel ölçekli yeni müfredatı 110 ülkede uygulanmaya başlandı bile. Finansörlerinden biri Gates. WEF’in “eğitimin geleceği” için gerekli gördüğü beceriler ise; “yaşam boyu öğrenme” ile sosyal ve duygusal öğrenme becerileridir.

Amaç, bireyin zihnini yeni dünya düzenine göre eğitmek ve ele geçirmek, böylece veri toplayan bir dizi teknolojiye ve akıllı cihaza bağlanarak sistemin yaşam boyu itaatkâr bir kölesi haline getirmek.

Yazar, Nisha Whitehead,“Hükümet yetkilileri, eleştirel düşünme becerilerine sahip, sivil fikirli vatandaşlar yetiştirmek yerine, tarihleri veya özgürlükleri hakkında çok az veya hiçbir şey bilmeyen, uyumlu robotlar üretiyor” diyor.

Bunu okullar üzerinden yaptıkları aşikâr. Bireyin doğuştan getirdiği yetenekleri başka hangi sistem köreltebilir? Zihnin doğal işleyiş biçimini başka hangi sistem kökten değiştirebilir?

Kör, sığ, kaba, medeniyet ve kültür karşıtı eprimiş bir zihniyeti bize hangi sistem muasırlaşmak diye yutturabilirdi?

Bugün buna internet ağı da ilave edildi. Okulun yetmediği yerde devreye sokulan ağlar…

Herkesin aynı davulcunun ritmine ayak uydurduğu bir dünyaya doğru eviriliyoruz. Böyle bir çağda toplumlar yozlaştırılıyor, ahlak erdem, vicdan ve insani değerler işgal altında.

Ne isteniyor biliyor musunuz? Farklı kültürleri, dinleri( bilhassa İslam) tek bir potada eriterek/dejenere ederek insanlık tarihinin birikimlerini ortadan kaldırmak marifetiyle dünyada hâkim tek bir kültürün ve rejimin yerleşmesi.

Sosyal medya algoritmaları, gözetleme kameraları ve daha nice metotlarla gençler yeni dünya rejimine yönlendiriliyor. İtaatkâr, bilinçsiz, hissiz, uyuşuk, avanak tipler olarak piyasaya sürülüyor.

Hafızası boşaltılmış, aidiyet duygusu köreltilmiş, tarihten beslenemeyen ve gelecek kaygısı taşımayan, vizyonsuz toplumlar oluşturmak için bundan ala düzenek mi kurulur.

Tam da bu noktada ülkemiz eğitim sistemine büyük işler düşüyor. Pekâlâ, onlar da bu tehlikenin farkında ve büyük sıfırlamacı elitlerin projelerini biliyorlardır.

Bir insanın akıl yürütme imkânı öncelikle eğitim sistemi aracılığıyla elinden alınıyorsa, eğitim sistemini sil baştan yenilemek gerekmez mi?

Yusuf Tekin bu çerçevede bir şey yapmak istiyor. Tarih ve medeniyet konusunda gayretleri var. Bunu inkâr edemeyiz. Bu düzeneği sarsması bile benim için yeterli bir gayrettir.

Ne var ki eğitim alarm veriyor. Bu alanda yapılacak çok iş var. Ve bu kurumun cesur insanlara ihtiyacı var.

Bilinmelidir ki küresel kapitalist sömürgeci sistemin güdümündeki eğitimle ancak daha itaatkar, daha kalifiye işçiler, memurlar ve küresel sistemin düzenine entegre olmuş zayıf bünyeli nesiller yetiştirebilirsiniz.