Siyaseti; gündelik hırsların, uzun vadeli menfaat hesaplarının, bitip tükenmek bilmeyen sürek avı arazisi görüntüsünden kurtarmak zorundayız.
Eline kalemi alanın yahut mikrofona uzananın içselleştirmeden tribünlere kurduğu; ‘büyük tarihî mirasımız’, ‘kadim geleneklerimiz’, ‘medeniyet inşa sürecimiz’ türünden, içini dolduramayacağı cümlelerle süslenmiş sahtekârlıklarına dikkat etmek lazım…
Son zamanlarda siyaset meydanında çetrefilli manzaralar gördükçe canımız sıkılıyor…
Vefanın unutulduğu, ilkelerin pragmatizme kurban edildiği durumlarda siyasi ahlak pusulamız yönünü şaşırıyor; nereye döneceğini, hangi istikamete yöneleceğini bilemez hâle geliyor.
Siyasette, yeni katılımlarla safların sıklaştırılması, kucaklayıcı yeni isimlerle büyüme hedefine odaklanılması elbette normaldir…
Fakat…
Büyüme; kökleri kurutarak, geçmişin hatırasını yok sayarak, hafızayı resetleyerek gerçekleştirildiğinde ortaya çıkan tablo, çelişkiler yumağından başka görüntü arz etmiyor.
Daha düne kadar davanın liderine, temsil ettiği değerlere ağır hakaretler yağdıranların göğüslerine rozet takılıp büyük coşkuyla ayakta alkışlanmasını anladık diyelim…
Peki, kendi öz evlatlarına, davanın çilesini yıllarca çekmiş neferlerine gösterilmeyen müsamahanın; mazisi husumetle dolu yeni katılımcılara böylesine cömertçe sunulmasının parti tabanında, teşkilatlarda oluşturduğu rahatsızlığı verecek cevabınız var mı?
Kardeşlik hukukunu zedeleyen, dava şuurunu zayıflatan yaklaşımlar, hareketin tabanında “eksen kayması” endişesiyle takip ediliyor, “CHP ile ele ele, gönül gönüle nereye böyle?” sorusuna cevap aranıyor…
“Saflarımıza geçsinler, şimdi karşıya küfretsinler” şeklinde sığ, faydacı anlayışın savunulması zordur.
Dışarıdan gelenlere, düne kadar sert, yaralayıcı, hakaret tonu ağır muhalefet yürütenlere gösterilen esnekliğin karşısında; içimizden çıkan değerlere yönelik sergilenen tahammülsüzlüğü izah etmekte zorlanıyoruz.
Zira memlekete müsteşar, milletvekili, dışişleri bakanı, başbakan sıfatlarıyla yıllarca hizmet etmiş Ahmet Davutoğlu’nun eskiden yaptığı eleştiriler nedeniyle sosyal medyada linç edilmesi yahut adli kovuşturmaya tabi tutulması, insaf terazisine sığmayacak vahim hatadır.
Aynı kıbleye dönen, aynı seccadeye baş koyan, aynı davanın ıstırabıyla dertlenen insanları böylesine ötekileştiren, böylesine düşmanlaştıran siyaset anlayışı; tefrika ateşine odun taşımaktan başka hangi işe yarayabilir?
Küresel krizlerin, bölgesel savaşların, ateş çemberinin ortasında; ülkenin geleceğini tayin edecek 2028 seçimlerine adım adım ilerliyoruz.
Tek oyun dahi milletin kaderinde büyük değişimlere yol açabileceği aşikârken;
Basiretli siyaset anlayışının takınacağı tavır; küskünleri, kırgınları, eski yol arkadaşlarını yeniden samimiyetle, içtenlikle kucaklamak olmamalı mıydı?
Beyler,
Siyaseti kin, rövanşizm, günübirlik pragmatizm üzerinden sürdürmeye kararlıysanız; sizlere hak, hukuk, ahlak, erdem, vefa, adalet, liyakat kavramlarını hatırlatmanın anlamı olmayacağını farkındayım…
“Çünkü şarjörüne boş kovanları dolduran adam, en azından kendinden utanmalıdır.
Yani yetsin diyorum…
Şarkılarınızı dağlarıma sürün diyorum. Uzatın ellerinizi diyorum uzatın.
Tanışalım, helallaşalım”