14 Ağustos 2001…

Türkiye; ağır ekonomik krizlerin, siyasi istikrarsızlıkların, vesayet düzeninin gölgesinde yeni siyasi hareketle tanıştı.

AK Parti…

Aradan yirmi beş yıl geçti.

14 Ağustos 2026 itibarıyla AK Parti çeyrek asırlık ömrünü tamamladı.

Peki…

AK Parti mi Türkiye’yi değiştirdi, Türkiye mi AK Parti’yi?

Soru, Türkiye’nin son yirmi beş yılının kapsamlı muhasebesini barındırması bakımından mühim.

AK Parti doğarken Türkiye siyasetinde yorgunluk, bitmişlik, tükenmişlik, çaresizlik, yokluk, yoksulluk, ekonomik anlamda çökmüşlük vardı.

İçi boşaltılmış bankalar, hastanelerden çıkamayan hastalar, sabahın ilk ışıklarıyla başlayıp akşama kadar süren eczane kuyrukları, suyu akmayan belediyeler…

Güven kaybı had safhadaydı.

Vatandaş oy verdiği parti mensupları tarafından soyulup soğana çevrilen kamu kaynakları sebebiyle siyasete güvenemiyordu.

Kırgınlık, küskünlük hakimdi.

Ekonomik kriz başta…

Vesayet tartışmaları, başörtüsü meselesi, imam hatiplerin önündeki engeller, Avrupa vizyonu, demokratikleşme arayışı toplumun zihnini meşgul ediyordu.

Millet, dertlerine derman olacak taze nefes arıyordu.

AK Parti, kendisini millet iradesi sözcüğüyle tarif etti.

Recep Tayyip Erdoğan’ın yirmi beşinci yıl vizyon metnindeki ifadesiyle hareket, “Milletin bağrından doğdu”…

İlk yılların hizmet, icraat heyecanı kaynağını doğrudan milletten alıyordu.

Siyasetçi millete tepeden bakmayacak…

Devlet vatandaşla kavga etmeyecek…

İnanç sahipleri kendilerini sahipsiz hissetmeyecek…

Türkiye kendi kararlarını kendi verecek…

Yaşanan heyecan, AK Parti’yi büyüttü.

Türkiye’yi değiştirdi…

Yollar yapıldı. Hastaneler yenilendi. Havalimanları arttı. Savunma sanayii büyük mesafe aldı. Şehirlerin çehresi farklılaştı. Başörtüsü meselesi çözüldü. Türkiye’nin dış politika iddiası şahlandı.

Teknoloji, savunma, ulaştırma, sağlık, enerji sahalarında devasa dönüşümler yaşandı.

AK Parti’nin 25. Yıl Vizyon belgesi ilk çeyrek asra ilişkin dönüşüm başlıkları ekonomi, teknoloji, hukuk, aile, gençlik, dış politika ekseninde yeniden ortaya konuldu.

Gelgelelim…

İktidarın gücü, geniş imkânları, maddi, manevi, ekonomik potansiyeli zamanla iktidar mensuplarını değiştirdi.

İktidarın dönüştürücü kuvveti; mücahitleri müteahhit yapmaya başlayınca, ilk yıllarda halkın taleplerini dinleyerek çözüm üreten kadrolar, zaman geçtikçe bürokrasinin soğuk, gri, sisli, puslu diliyle konuşmaya başladı.

Halkın arasından kopup gelen siyasetçiler halktan uzaklaştılar.

Nereden geldiklerini unuttular, zannettiler ellerindeki güç, kuvvet, maddi, manevi imkânlar kendilerinden menkul…

Mütevazı hayatlardan, Anadolu bozkırından, Karadeniz’in fındık, çay, tütün tarlalarından makamın değiştirici, dönüştürücü konforuyla geldikleri yeri, seçmenlerini unuttular.

Siyasi hareketin ilk dönemindeki dava dili, zamanla makam, mevki, kariyer, ihale, bürokrasi, teşkilat dengeleri şekline büründü.

İktidar, insanı değiştirmeden bırakmaz…

Asıl mesele, değişim hangi yönde gerçekleştirilecek, kim kontrol edecek;

Laik, seküler, küreselciler mi, biz mi?

AK Parti mi Türkiye’yi değiştirdi, Türkiye mi AK Parti’yi…

Kanaatimce cevap tek taraflı değildir. AK Parti Türkiye’yi değiştirdi; Türkiye AK Parti’yi değiştirdi.

Türkiye’nin ekonomik yapısı başkalaştı; şehirler farklılaştı, orta sınıf büyüdü. Yeni zenginlik alanları oluştu. Yeni beklentiler doğdu. Yeni nesiller yetişti. İletişim biçimleri başkalaştı. Toplumun devletten, siyasetten, belediyeden, ekonomiden beklentisi yükseldi.

AK Parti ilk günkü aşkla kalamadı; hareket büyüdü, heyecan azaldı…

Teşkilat büyüdü, samimiyet azaldı. İmkân arttı; fedakârlık azaldı.

Makamlar arttı, davaya bağlılık zayıfladı. Davanın yerini şahsi çıkarlar kuşattı.

AK Parti Türkiye’yi değiştirdi, güçlendirdi, zenginleştirdi.

Zenginlik arttıkça insan özgürleşmedi, özü gürleşti, açgözlü oldu…

Kendi evine çekildi. Kendi arabasına, kendi odasına, kendi ekranına, kendi dünyasına sahip oldu. İnsanın başkasına muhtaç olmaktan kurtulması, garip biçimde insanı başkasından mahrum bıraktı.

Eskiden insanın serveti azdı; ilişkileri zengindi. Akraba vardı. Komşu vardı. Mahalle vardı. İmece vardı. Misafir vardı. Ortak sofra vardı.

Şimdi servet arttı; bağlar inceldi, gönüller arasına mesafeler girdi.

AK Parti’nin ikinci çeyrek vizyon belgesi, Türkiye’nin küresel sistemde daha güçlü, daha aktif, daha etkili, daha kurucu aktör olması hedefini öne çıkarıyor.

Fakat yine unutuluyor…

Türkiye’nin geleceği yalnız teknolojiyle, savunma sanayiiyle, ekonomik büyümeyle kurulamaz.

Bütün maddi kalkınmalar, manevi çöküntülerin altında ezilmeye mahkûmdur; ‘Alt yapı üst yapıyı belirlememeli…’

Tam tersi, üst yapı alt yapıyı belirlemeli, şekillendirmelidir…

Mesele insanın yeniden merkeze alınması, kadim değerlerin yeniden hatırlanmasıdır;

Akıl, Ahlak, Adalet, Adap, Aşk; Adalet… Liyakat… Ehliyet… Merhamet…

Gençliğin geleceğe güveni…

Ailenin korunması…

Toplumsal dayanışmanın güçlenmesi…

Siyasetin yeniden milletin dilini konuşabilmesi…

AK Parti ikinci yirmi beş yılında;

Değişimi yönetebilecek, değişimi kontrol altına alabilecek, değişimi köklerden geleceğe doğru mimarileştirebilecek mi?

İşte bütün mesele, her meselenin başı…