Toplumların hafızasında annelik ne kadar yüceltilmişse, babalık da bir o kadar sessizce kenarda bekletilmiştir. Babalık çoğu zaman duygudan çok sorumluluk, şefkatten çok otorite ile anılır. Oysa değişen dünya bize gösterdi ki, baba figürü uzun yıllar boyunca olduğundan çok daha dar bir kalıba sıkıştırılmış; gölgesinde koskoca bir duygusal dünya saklı kalmıştır.

Bizde baba, ‘evin direği’dir. Evin geçimini sırtlayan, sözü son söyleyen, masanın başında oturan figür… Güçlüdür, yorulmaz, sarsılmaz, duygularını belli etmez. Çünkü ona öğretilen budur. Ancak bu geleneksel baba imgesi, çoğu zaman babanın da kendini ifade etmesini engellemiş; bir nevi duygusal mesafeyi normalleştirmiştir.

Bugünün çocukları ise artık başka bir babayla büyüyor. Parkta çocuğunu uykudan uyandırmamak için saatlerce kucağında gezdiren, gece yarısı ateş düşürmeye çalışan, okulda veli toplantısına anneyle birlikte hatta bazen tek başına giden bir baba profili var artık. Baba, evin sadece maddi değil, manevi yükünü de taşıyabileceğini gösteriyor.

Ama madalyonun öteki yüzü de var. Babalığın değişen rolü, bazı erkeklerde ‘yeni babalık’ beklentisini karşılayamama kaygısı oluşturuyor. Bir yanda geleneksel güçlü baba kodları, diğer yanda modern dünyanın duygusal olarak erişilebilir baba isteği… Bu iki ayrı uç, bazı babalarda sessiz bir baskıya dönüşebiliyor.

Babalığın inanç boyutunda da kendine özgü bir yer var. Birçok gelenekte baba, ailenin rehberi, koruyucusu ve adalet sağlayıcısı olarak tanımlanır. Ancak bu tanımlar çoğu zaman otoriteyle karıştırılmış; sevgi ve yakınlık ikinci plana itilmiştir. Oysa manevi açıdan bakıldığında babalığın özünde sorumluluk kadar şefkat, koruyuculuk kadar merhamet de vardır.

Modern çağın belki de en güçlü kırılmalarından biri, babaların çocuklarıyla kurduğu ilişkinin görünür hâle gelmesi oldu. Sosyal medyada çocuklarıyla yemek yapan, oyun oynayan, saç ören, gülüşen babalar görmek artık sıradanlaştı. Bu görünürlük, babalığı narinleşen değil, derinleşen bir bağ hâline getirdi. Fakat aynı zamanda “her baba böyle olmalı” baskısını da beraberinde getirdi. Unutmamak gerekir ki, şefkat tek bir formda yaşanmaz; her babanın kendi tarzı vardır.

Babalığın bugün en önemli dönüşümü belki de şurada yatıyor. Artık babalık, sadece aileye para kazandırmakla ölçülen bir rol değil. Artık ‘orada olmak’ kıymetli. Zaman ayırmak, emek vermek, duymak, görmek, kabullenmek… Kısacası baba olmak, sadece baba olmak değil; sürekli baba kalmak, her yaşta yeniden öğrenmek demek.

Bugün annelik üzerine ekranlarda çok konuşuyoruz ama babalık hâlâ hak ettiği kadar gündemde değil. Oysa çocukların hayatındaki sessiz kuvvet çoğu zaman babadır. Onun bir cümlesi, bir bakışı, bir sarılışı belki de yıllarca hissedilir. Babalık değişiyor. Dönüşüyor. Yumuşuyor ama zayıflamıyor; aksine güçleniyor. Çünkü esas güç, duvara benzemekte değil; yanında durup yıkılmadığını gösterebilmekte. Bir de şunu hatırladım ki, yeni dünyanın en güzel yanı şu: Artık babalar, çocukları tarafından sadece hatırlanmıyor; aynı zamanda hissediliyor.