///////////////
Adalet, yalnızca bugün atılan adımlarla ölçülmez. Gerçek adaletin sınavı; dün yaşananları unutmamak, bugün yapılanları hakkaniyetle değerlendirmek ve yarın aynı sorunların yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek bir hukuk düzeni kurabilmektir.
Son dönemde adalet alanında dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. Özellikle yıllardır sonuçlandırılamayan faili meçhul dosyaların yeniden ele alınması ve suç örgütlerine yönelik operasyonların artırılması, kamuoyunun dikkatini çekiyor. Adalet Bakanlığı, 24 Nisan 2026'da kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı koordinasyonunda 638 dosyanın yeniden değerlendirmeye alındığını, bugüne kadar 40 dosyada 46 maktul ve 7 yaralının bulunduğu faili meçhul olayın aydınlatıldığını açıkladı.
Benzer şekilde, eylül ayında başlatılan “Sokaklar Güvende” operasyonları kapsamında 78 Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmalar çerçevesinde 2 bin 447 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığı ve 148 eş zamanlı operasyon gerçekleştirildiği bildirildi.
Bunlar, toplumun güven duygusu açısından önem taşıyan gelişmelerdir. Yıllardır cevabı beklenen soruların yeniden sorulması, karanlıkta kalmış dosyaların güncel imkânlarla incelenmesi ve suç yapılanmalarına karşı hukuk çerçevesinde mücadele edilmesi elbette değerlidir.
Fakat tam da burada, kamu vicdanının sorması gereken başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bugün yapılabilenler, dün neden yapılamadı?
İşte adaletin gerçek sınavı burada başlıyor.
Eğer yıllardır bekleyen bir faili meçhul dosya bugün yeniden açılabiliyorsa, o dosyanın neden yıllarca beklediğini de konuşabilmeliyiz. Eğer bugün suç örgütlerine karşı geniş kapsamlı operasyonlar yapılabiliyorsa, bu yapıların geçmişte nasıl güç kazandığını ve hangi boşluklardan yararlandığını da sorgulayabilmeliyiz.
Bu soruları sormak, bugün yapılanları küçümsemek değildir. Aksine, bugünkü kararlılığın kalıcı bir hukuk standardına dönüşmesini istemektir.
Çünkü adalet, kişilere ve dönemlere göre hızlanan veya yavaşlayan bir mekanizma olmamalıdır.
Bir bakanın kararlılığı önemlidir; fakat adaletin gücü tek tek kişilerin kararlılığına bağlı kalmamalıdır.
Bugün güçlü bir irade vardır, yarın başka bir irade olabilir. Bugün dosyaları yeniden inceleyen bir yönetim vardır, yarın başka yöneticiler görev başında olacaktır. Önemli olan, adalet mekanizmasının kişilere bağlı olmadan aynı ciddiyet, aynı hassasiyet ve aynı kararlılıkla çalışmasıdır.
Çünkü hukuk devletinde adalet bir “dönem politikası” değil, devletin değişmez karakteridir.
Dünün ihmalleri, bugünün başarılarını gölgelemek için değil; yarının hatalarını önlemek için konuşulmalıdır.
Bir dosya yıllarca beklediyse, neden beklediği araştırılmalıdır.
Bir suç örgütü uzun süre büyüyebildiyse, hangi boşluklardan yararlandığı incelenmelidir.
Bir cinayetin faili yıllar sonra bulunabiliyorsa, neden daha önce bulunamadığı sorulmalıdır.
Ve eğer bugün devlet “Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmayacağız” diyorsa, bu yaklaşım yalnızca bugünün dosyalarına değil, geçmişten devreden bütün karanlık dosyalara da uzanmalıdır. Nitekim Bakanlığın 17 Eylül'deki açıklamasında, Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevindeki şüpheli ölümüyle ilgili soruşturmanın yeni gözaltı ve yakalama kararlarıyla sürdürüldüğü bildirildi.
Toplumun devletten beklentisi aslında çok açık:
Suç işleyen kim olursa olsun hukuk önünde hesap versin; mağdur kim olursa olsun devlet onun yanında olsun; dosyanın üzerinden kaç yıl geçerse geçsin maddi gerçek ortaya çıkarılsın.
Fakat bunun yanında bir güven duygusunun da tesis edilmesi gerekir.
Vatandaş, “Bugün benim dosyamla ilgileniliyor ama yarın unutulur mu?” endişesi taşımamalıdır.
Adalet Bakanlığı tarafından yargı süreçlerinin hızlandırılması amacıyla 12. Yargı Paketi kapsamında çeşitli düzenlemelerin hayata geçirildiği de açıklanıyor. Hukuk davalarında duruşmalar arasındaki sürenin üç ayı geçmemesine yönelik düzenlemeler ve yargılamaların daha etkin yürütülmesini amaçlayan başka değişiklikler bunlar arasında yer alıyor.
Ancak bütün bu adımların asıl değeri, geçici bir hareketlilik olmaktan çıkıp kalıcı bir hukuk kültürüne dönüşmesiyle ortaya çıkacaktır.
Çünkü adaletin gerçek sınavı sadece dün değildir.
Sadece bugün de değildir.
Asıl sınav yarındır.
Yarın yeni bir faili meçhul dosyanın yıllarca beklememesi…
Yarın yeni bir suç örgütünün devletin boşluklarından yararlanarak büyüyememesi…
Yarın mağdur vatandaşın yıllarca adliye kapılarında beklememesi…
Ve yarın hiç kimsenin “Güçlüysen hukuktan kurtulursun” düşüncesine kapılmaması…
İşte gerçek hukuk devleti bununla ölçülür.
Bugün yapılanları takdir ederken dünün sorularını sormak, yarının adaletini güvence altına almak açısından gereklidir. Geçmişi sorgulamayan bir sistem, aynı sorunların tekrar etme riskini taşır. Geçmişten ders çıkaran bir sistem ise kendisini yeniler ve güçlendirir.
Bu nedenle mesele yalnızca kaç dosyanın aydınlatıldığı, kaç operasyonun yapıldığı veya kaç şüphelinin adli işlem gördüğü değildir.
Asıl mesele, adaletin bundan sonra nasıl işleyeceğidir.
Adaletin gerçek gücü, suçluyu yakaladığı gün değil; hiç kimsenin suç işleyerek, delil karartarak, örgütlenerek veya yıllarca dosyaları sürüncemede bırakarak hukuktan kaçamayacağına dair kalıcı güven oluşturduğu gün ortaya çıkar.
Bugün atılan adımlar bu nedenle önemlidir.
Fakat bu adımların gerçek başarısı, yarın da aynı kararlılığın devam edip etmeyeceğiyle anlaşılacaktır.
Çünkü devletin adalet terazisi dün başka, bugün başka, yarın başka tartmamalıdır.
Adalet dünün hesabını unutmamalı, bugünün hakkını gözetmeli ve yarının güvenini inşa etmelidir.
İşte o zaman adalet, bir kişinin veya bir dönemin iradesi olmaktan çıkar; devletin değişmez omurgası hâline gelir.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Adalet ne zaman başlar?
Cevabı basit:
Adalet, yalnızca suçlunun bulunduğu gün değil; gerçeğin neden daha önce ortaya çıkarılamadığını da cesaretle sorabildiğimiz gün başlar.
İşte adaletin gerçek sınavı budur:
Dün, bugün ve yarın.