Aralık 2024’te Esad rejiminin yıkılmasıyla Suriye yeni bir eşiğe adım attı. Ülke, enkazı kaldırmaya ve yaralarını sarıp toprak bütünlüğünü yeniden kurmaya çalışırken, güney sınırlarında son derece sinsi ve tehlikeli bir jeopolitik mühendislik projesi sahneye konuyor. Tel Aviv’in Süveyda merkezli Dürzi nüfuz arayışı; masum bir sınır güvenliği refleksinin fersah fersah ötesinde, Suriye’yi etnik kantonlara bölmeyi ve Tel Aviv’e kancayla bağlanmış bir tampon bölge oluşturmayı amaçlayan tehlikeli bir oyundur.
Bu planın kalbinde, Golan’dan Süveyda’ya uzanan hatta "Azınlıklar İttifakı" maskesiyle özerk bir garnizon kurma tutkusu yatıyor. Süveyda’nın Şam’dan koparılması, Suriye’nin balkanlaşmasının, yani kantonlara ayrılmasının kilidini açacaktır. Tabii ki bu durum Dürzi toplumunu da kendi içinde ikiye bölmüş durumda: Bir yanda Şam’ın baskısından korkup İsrail şemsiyesine sığınmak isteyen pragmatik/ayrılıkçı azınlık, diğer yanda ise köklerine bağlı kalanlar. Unutmayalım ki, bu toprakların en büyük tarihi figürlerinden Sultan Paşa el-Aşmar, Fransız mandasına karşı tüm Suriye’nin bağımsızlığı için savaşmıştı. Bugün de geleneksel Dürzi liderler, İsrail himayesini bir "tarihi ihanet" olarak görüyor.
Peki bu hesaplaşma Ankara’yı neden doğrudan ilgilendiriyor?
Çünkü bu durum, Türkiye için asla taviz verilmeyecek net bir kırmızı çizgidir. Ankara, İsrail güdümlü bu uydu yapıların güneyde türemesini, ayağa kaldırmaya çalıştığı Suriye üzerinden ülkesini çevreleme girişimi olarak okuyor. Her ne kadar "Terörsüz Türkiye" süreciyle kuzeyde bir sükûnet sağlanmış olsa da güneydeki bu zehirli model, ileride her türlü ayrılıkçı yapı için tehlikeli bir emsal teşkil edecektir. Kuzeydeki SDG tabanı ve Akdeniz sahil kesiminde Nusayri kalıntısı demografik çekirdekler yeniden filizlenebilir.
Aynı yangının dumanı komşu Ürdün’ün de ciğerini yakıyor. Otorite boşluğundan beslenecek uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ağları ile yeni mülteci dalgaları, Amman’ın rejim istikrarını doğrudan tehdit ediyor. İşte bu yüzden Ürdün de Şam’ın güneyde egemenlik kurmasını kendi ülkesi adına hayati bir zorunluluk olarak destekliyor.
Sonuç net:
İsrail’in bu harita mühendisliği; Şam’ın merkezi otoritesini sakatlamayı, Türkiye’nin istikrar hamlelerini baltalamayı ve Ürdün’ü sıkıştırmayı hedefliyor. Bu kapanı kıracak tek bir kudretli kalkan var: Şam yönetiminin “kucaklayıcı bir akılla” hareket etmesi. Dürzi toplumunun haklarının anayasal güvenceye bağlanması, Tel Aviv’in bu yumuşak karnı kaşıma ihtimalini tamamen ortadan kaldıracaktır. Aksi takdirde, güneyde çakacak en küçük bir kıvılcım, tüm Suriye’yi yeniden tutuşturacak büyük bir yangına dönüşecektir.