Geçtiğimiz günlerde ABD’li ünlü akademisyen ve ekonomist Steve Hanke’nin X (eski adıyla Twitter) hesabından yaptığı bir paylaşım, jeopolitik sahnede uzun süredir tartışılan ama üzeri ikiyüzlü bir diplomatik söylemle örtülmeye çalışılan büyük bir hakikati yeniden gündeme taşıdı. Hanke, Türkiye’nin hem Doğu hem de Batı kulvarında eş zamanlı varlık gösterme çabasını, adeta bir "kararsızlık" ya da "iki taraflı oynama" sığlığıyla eleştiriyor; Türkiye’nin her zaman yaptığı gibi her iki kulvarda da ilerlemek istediğini ima ediyordu.

Ancak bu sığ yaklaşıma en diplomatik ama en yalın cevabı Savunma Sanayii Analisti Turan Oğuz verdi. Oğuz’un altını çizdiği gerçek, sadece Türkiye’nin değil, 21. yüzyılın tüm küresel güç merkezlerinin yüzleşmek zorunda olduğu yalın bir fizik kuralı gibiydi: "Dünyanın kütle merkezi Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor."

Bu kayış, temelsiz bir kehanet veya ideolojik bir fantezi değildir. Önce ekonomik üstünlüğün Doğu’ya transferine şahitlik ediyoruz; bunu kaçınılmaz olarak askeri ve teknolojik üstünlük takip edecek. Geri dönüşü olmayan o kritik eşik çoktan geçildi. Bugün küresel siyasetin tek meçhulü, bu sancılı geçişin ne kadar süreceğidir: 30 yıl mı, yoksa bir asır mı? Zamanın ruhu hükmünü icra ederken, Türkiye bu büyük güç değişimini tesadüfen değil, çok önceden okuyarak stratejik konumunu buna göre inşa etmiştir.

Güvenilirlik İllüzyonunun Çöküşü: Batı Neden Tıkandı?

Batı merkezli analistlerin anlamakta zorlandığı veya anlamak istemediği ilk kırılma noktası şudur: NATO ve Avrupa Birliği (AB), özellikle son yıllarda eskiden vaat ettikleri o sağlam, öngörülebilir ve güvenilir müttefiklik mimarisini kaybettiler.

Bugün Batı ittifakı, vizyoner karar alma mekanizmalarını yitirmiş; kendi bürokratik labirentlerinde, iç siyasi kutuplaşmalarında ve kültürel krizlerinde sıkışıp kalmıştır. Bir kriz anında kolektif irade ortaya koyamayan, müttefiklerinin en temel milli güvenlik endişelerine örtülü veya açık ambargolarla karşılık veren bir yapının "tek seçenek" olarak dayatılması stratejik bir akıl dışılıktır.

Hiçbir egemen devlet, geleceğini karar alma yetisini kaybetmiş ve iç karışıklıklarla bocalayan bir bloğun idaresine teslim edemez. Bu noktada Türkiye’nin yaptığı şey, Batı’ya sırt dönmek değil; Batı’nın kendi bünyesinde yaşadığı bu kurumsal ve stratejik tıkanıklığı erkenden teşhis etmektir.

İki Kulvarda Yürümek "Eksen Kayması" Değil, Denge Sanatıdır

Steve Hanke ve benzeri Batılı ekonomistlerin "ikircikli tutum" olarak nitelendirdiği süreç, aslında Türkiye’nin kendi hak ve çıkarlarını koruma kararlılığıdır. Türkiye, mevcut ortaklıklarını muhafaza ederken, daha açık, eşit ve dayatmasız alternatif küresel ortaklıklar kurmaya çalışmaktadır.

Bunda şaşılacak, garipsenecek ya da "savrulma" olarak adlandırılacak tek bir unsur yoktur. Bilakis, çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde tek bir sepete tüm yumurtaları koymak basiretsizliktir. Türkiye, Avrasya ile Atlantik arasındaki coğrafi ve tarihsel köprü konumunun hakkını vermektedir.

Burada zihinleri kurcalayan tek gerçek mesele şudur: Türkiye, bu farklı ve zaman zaman birbiriyle rekabet eden ittifaklara karşı tüm sorumluluklarını aynı anda yerine getirebilir mi?

Cevap nettir: Türkiye, tarihi birikimi, diplomasi gelenekleri ve gelişen milli savunma kapasitesiyle, birini ihmal etmeden her ikisinin de gerekliliklerini ifa edebilecek tecrübeye ve yetkinliğe fazlasıyla sahiptir. Ta ki bir gün, bu yapılardan biri diğerini tamamen imkânsız kılacak radikal bir tercihe zorlayana kadar... O gün gelene kadar, Türkiye’nin her iki kulvarda da kendi eksenini merkeze alarak ilerlemesinde hiçbir sakınca yoktur.

Eksen Türkiye’dir

Sonuç olarak, Batı’nın kibri ve Doğu’nun yükselişi arasında şekillenen bu yeni çağda, Türkiye’nin hamlelerini "eksene sadakatsizlik" olarak okumak büyük bir yanılgıdır. Çünkü Türkiye için tek bir esas eksen vardır: Milli çıkar ekseni.

Umarız Batı dünyası ve diğer küresel aktörler, dogmatik kalıpları bir kenara bırakarak dünyanın kütle merkezindeki bu tarihi kayışı çok geç olmadan fark ederler. Zira alternatif düzenlemelere katılmak ve yeni denge merkezleri inşa etmek bir lüks değil, geleceğin dünyasında hayatta kalmanın yegâne şartıdır. Türkiye bu geleceği görmüş, kulvarını genişletmiş ve koşusunu başlatmıştır.

Elhamdülillah. Allah, devamını nasip eylesin…