İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Eyüpsultan Güzeltepe Çocuk Etkinlik Merkezi'nde eğitim gören, yaşları 3 ile 6 arasında değişen çocukların, etkinlik merkezinde görevli bazı eğitmenler tarafından darp ve istismar edildiği iddiaları üzerine, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı, ivedilikle harekete geçerek, konuyla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlattı.
Savcılığın yaptığı ilk mütalaada; kreşteki bazı eğitmenlerin, küçük yaştaki öğrencilere cinsel tacizde bulunduğu, okulun güvenlik kameralarının görüntü açısı dışında kalan ıssız yerlerinde, çocukların elbiselerini çıkartarak, fotoğraflarını çektiği ve öğrencileri darp ettiği yer alıyor.
Çocukları mağdur edilen aileler ise şüpheli davranışlarda bulunan eğitmenler hakkında, okul idaresine defaatle şikâyette bulunduklarını, yetkililerden güvenlik kameralarının görüntülerini talep ettiklerini, görüntüler verilmeyince de polis merkezine gidip, suç duyurusunda bulunduklarını belirttiler.
Her ne kadar iddialar vahim olsa da hukuk süreci tam olarak neticelenmeden, kesin bir hükme varmak, adı geçen kişi, kurum ve kuruluşları zan altında bırakmak elbette doğru bir tutum olmayacaktır. O nedenle soruşturmanın salâhiyeti açısından herkesin daha dikkatli olması gerekiyor.
Bu arada, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da skandal olay üzerine, gerekli incelemeleri başlattığını duyurdu.
Soruşturma kapsamında, şu ana kadar biri tutuklu olmak üzere, toplam 4 kişi emniyet güçleri tarafından gözaltına alındı.
****
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir eğitim merkezinde küçük çocukların, bazı eğitmenler tarafından taciz edildiği iddiası/suçlaması, eğer dini eğitim veren herhangi bir müessese için gündeme gelmiş olsaydı; inanın şu an Türkiye’de yer yerinden oynar, kendilerini toplumun ahlak ve fazilet önderi olarak gören sözde sanatçılardan, muhalif gazetecilere, siyasetçilerden marjinal sivil toplum kuruluşlarına kadar büyük bir kesim, kapsamlı bir teyakkuz hali başlatarak; sosyal, yazılı ve görsel medya üzerinden mütedeyyin kesime yönelik büyük bir algı operasyonunun işaret fişeğini yakarlardı.
Hiç vakit kaybetmeden, marjinal kadın derneklerine haber salınır, bu dernekler aracılığıyla protesto eylemleri düzenlenirdi. “Şeriata Geçit Yok”, “Bilimsel Eğitimin Yanındayız”, “Laik, Çağdaş ve İlerici Eğitim İstiyoruz” gibi bilindik pankartlarla suç mahalline, siyah çelenk bırakmaya gidilirdi.
Elbette ki bununla da yetinilmez, devreye üniversite gençliğinin dinamizmi de sokulurdu. Durumdan kendine vazife çıkaran bazı sol görüşlü öğrenci grupları, üniversite kampüslerinde, ‘Pis ellerinizi çocukların üzerinden çekin! Aşağılık yobazlar...’ sloganlarıyla gövde gösterisi yapar, mağduriyet algısı oluşturmak için kolluk kuvvetleriyle çatışmayı da ihmal etmezlerdi.
Bir tepki de, kendilerini ilerici, çağdaş, laik, sosyal demokrat olarak tanımlayan sendika, oda ve derneklerden gelirdi.
Yüzlerce avukat, mağdurları savunmak için sıraya girer, sol tandanslı eğitim sendikaları ise halka laik eğitim sisteminin önemi hakkında vaazlar verirdi.
Algı operasyonunun tamamlanabilmesi için son olarak da medyanın gücü devreye sokulurdu. Fondaş ve muhalif medya, konuyu asıl bağlamından kopartarak, mütedeyyin kesime yönelik ideolojik temelli bir aşağılama, linç ve yaftalama kampanyasına başlardı.
Lakin gelin görün ki bu malum çevreler, kendi siyasi görüşlerine yakın bir isim, kurum ya da kuruluş bir suça bulaşmışsa dut yemiş bülbül gibi ağızlarını açmaz, olayı kapatma derdine düşerler.
Samimiyet ve tutarlılıktan uzak, aynı zamanda pragmatik bir yapıya sahip oldukları için olaydaki mağdura değil suçluya daha çok dikkat kesilirler.
Suçu işleyenin etnik kimliği, dini inancı, toplumsal statüsü ve ideolojisine göre pozisyonlarını belirlerler.
Suçlu profili, belli bir inanç grubuna ya da muhalif oldukları bir kesime yapılacak bir algı operasyonunda kullanılmaya uygun bir aparat ise davayı günlerce ele alırlar.
Diğer türlü, sesleri sedaları pek çıkmaz, bir müddet sükût orucuna niyet ederler.
İBB’de yaşanan kreş skandalında olduğu gibi mağdurların yanında olmak yerine, tepkisiz kalıp gündemi değiştirmeye çalışırlar.
Tıpkı aşağıda belirttiğim üç olayda olduğu gibi sadece susarlar, susarlar, susarlar...
- 2018 yılında, CHP Kozan (Adana) İlçe Gençlik Kolu Başkanı fuhuş çetesi kurma, şantaj ve tehdit suçlarından tutuklanarak hapse atıldı.
- CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeğeni H.Ç, yaşları 11 ile 14 arasında değişen 4 kız çocuğunu istismar ettiği için cezaevine gönderildi.
- CHP Kuşadası İlçe Yönetim Kurulu Üyesi M.Y, parti otobüsünde bir erkek çocuğunu taciz ettiği için tutuklandı.
Suçlanan kendilerinden olunca bu zevatın gözleri kör, dilleri lâl, kulakları sağır olur.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Fransız yazar Emile Zola’nın da dediği gibi “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.”
(İBB’de yaşanan çocuk tacizi skandalı hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Hükmü verecek olan Türk Adaleti’dir. Adı geçen şahıs ve kurumlar, suçları ispat edilene kadar masumdur. Hukukta masumiyet karinesi esastır.)