İman etmekle, imanın gereğini yerine getirme görevimiz başlar! İnanmak, beraberinde sorumluluklar getirir. Bu sorumluluklardan biri de gerektiğinde özveride bulunmaktır. Bu özveri, candan, maldan, rahatlıktan, zevkten özveride bulunmayı gerektirir! “Bugün rahatına kıymayan; yarın rahat edemez!” Geçmişte özveride bulunan çok insanlar olmuş; günümüzde de bu özveride bulunmaya örnek verilebilecek Müslümanlar var! Özveride bulunanlardan örnek verecek olursak; biri Filistin, diğeri de İran halkıdır. Bugünkü koşullarda kahraman diyeceğimiz bu iki halk; insanların modern koşullarda yaşadığı ortamda; onların çok kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılmaları; insanî özelliklerinin rafa kaldırılması, yaşama hakkının bırakılmaması “ölün” anlamına gelir! Bu koşullarda bile şükretmeleri, Allah’tan yardım istemeleri ve yardımın da kendilerine ulaşacağına kuvvetli bir biçimde inanıp umut içinde olmaları takdir edilecek bir davranıştır. İran’daki muhalifler bile vatanın ve milletin geleceği söz konusu olunca gösterilerini sona erdirdiler ve İran halkıyla kenetlendiler. Bu da bize İran halkının birlik ve beraberlik ruhuyla ve İslam ümmeti bilinciyle hareket ettiğini göstermektedir. İslam’ın şehitlik mertebesine ulaşmak için can atmaktadırlar! İran Müslüman halkı çıkıp meydanlarda gösteri yaparken; Siyonist İsrail halkı sığınaklarda fareler gibi yaşıyorlar ve dünyaya kendilerini kapatıyorlar! Ayrıca kaçan kaçana; son iki yılda 200.000 İsrailli kaçmak için yarışa girmişlerdir! Siyonist İsrail halkının %30’u İsrail’in dışına çıkmak istiyor. İsrailli bir belediye başkanının ifadesine göre; İsrail halkı büyük bir huzursuzluk içerisindedir. Haman Netenyahu, İran’ı vurduğu harabeleri incelerken İsrailli bir kadının protestosu anlamlıdır: “Sen, Naziler gibisin! Yeter artık savaş istemiyoruz!” Evet, bu tespitler, İsrail halkının zıvanadan çıktığını açıkça göstermektedir! Filistin halkı da bunca yıkıma, bunca ölüme rağmen bombardımanlar kesildiğinde hemen dışarı çıkıp bir şey olmamış gibi meydanlarda dolaşıyor ve ihtiyaçlarını karşılamaya; zor şartlara uyum sağlamaya çalışıyorlar!

Türkiye’deki Müslümanların mezhepsel asabiyetle İran halkını ayrı bir dindenmiş gibi algılamaları son derece yanlıştır; sakıncalıdır ve “düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.” Basit hesaplarla hareket edip yanlış yargılara düşmemek gerekir. Bu şekilde düşünüp hareket ederek karar vermek kâfirlerin, zalimlerin, tağutların işine yarayacaktır! Düşmanın da uğraşıp beceremediği, “parçala, zayıflat ve yutup köleleştir!” planını kolaylaştırmaktır! Mezhepler imanla ilgili olmayıp amelle ilgilidir. İman esaslarında zaten ayrılık olmaz ki! İmanın şartları bellidir ve İranlılar da bu şartlara inanmaktadırlar! Allah’a, Meleklere, kitaplara, Resullere, ahiret gününe, kadere inandıktan sonra gerisi teferruattır. Bunların dışındakiler imana zarar vermeyen amelle ilgili detaylardır.

Allah, Müslümanlara yardım etsin! İranlı Müslüman ve mü’min kardeşlerimize dua edelim ve elimizden gelen ne varsa yapalım! Çünkü karşımızda zalim, kafir, vicdansız, merhametsiz tağutlar var! Müslüman İranlı ve Filistinli kardeşlerimizi onların eline bırakmayalım kardeşler! Allah’ın Resul’ünün (sav) emri bu yöndedir: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Müslüman kardeşimizin parmağına bir diken batarsa; bütün Müslümanlar acı duymalıdır!“

Üstat Mehmet Akif, İmam-ı Şafii’nin bir sözünü şöyle mısralaştırır:

Şâfi’î’nin mi, kimindir o şiir?
– Hangi şiir?
– Hani “Peygamber’in evlâdını candan Sevmek,
Râfızîlikse ...”
– Evet,
– “Yerde beşer, gökte melek,
Râfizîdir bu, desin hepsi de hakkımda benim,
Ben oyum, işte...” diyor...

Müslümanlar, kendilerine düşeni yaparlarsa; Allah, yardım eder inşallah!