Amerika'da yaşanan güç mücadelesini artık çoğumuz biliyoruz. Buna "belli döneme kadar beraber çalışan müesses nizam ile malum ailelerin, çıkarları gereği ayrışması" şeklinde bir yorum da getirilebilir. O nedenledir ki ABD'nin iç siyasetinden tutunda, uyguladığı dış politikaya varıncaya kadar, değindiğimiz mücadeleden söz etmek mümkün. Tabi ABD yönetimiyle önemli kurumlarının, BİR BİRİNİ TEKZİP EDEN ifadeleri de benzer işaretleri fazlasıyla veriyor. Mesela Trump'ın geçtiğimiz seneki "PKK/PYD'ye silah yardımını kestik" ilanı ve akabinde Pentagon'un "PKK/PYD ile işbirliğimiz devam edecek" açıklaması, tam anlamıyla bunun yansımasıydı…

Fakat ABD Başkanının gündeme damga vuran "Suriye'den çekiliyoruz" sözleri ile ilgili, ALIŞILMIŞIN DIŞINDA FARKLI BİR DURUM göze çarpmıyor değil. Zira İngiltere, Fransa, Almanya... vb. ülkelerden yükselen itirazların aksine, ABD'nin sadece birkaç isim dışında fire vermemesi oldukça ilginç. Bu ise ABD İÇERİSİNDE söz konusu karar için "bir mutabakat mı sağlandı" gibi soruları hemen akıllara getiriyor. Şayet öyleyse aniden U dönüşü yapmaları, ancak BÜYÜK BİR PLAN çerçevesinde izah edilebilir ki bunda haklılık payı mevcut. ABD askerlerinin Irak üslerine taşıması ve Trump'un "Suriye' de bir şey yapmak istersek Irak'ı üs olarak kullanırız" sözleri üzerine de zaten başka bir şey düşünülemez.

Keşke ABD bu tavrında samimi olsa demeden edemiyor insan. Yaptığı hataların farkına varsa, telafi yollarını arasa, Türkiye'nin hassasiyetlerini öncelese, bölgedeki akan kanı durdurmak için arabulucu olsa, gizli bir ajandası bulunmasa… Lakin çekilme kararına itiraz eden Cumhuriyetçi Senatör Graham'ın, Trump ile görüştükten sonra "çok şey öğrendiğini ve bunun kendisi için tatmin edici olduğunu" savunması manidardır. Dahası ilk ağızdan haberi alan Graham'ın "DEAŞ tamamen imha edilecek, İran boşalan yerlere yerleşmeyecek ve Kürt müttefiklerimiz korunmuş olacak" şeklinde huzura ermesi fazla söze hacet bırakmıyor.

Anlayacağınız oyunun KURAL ve YÖNTEMLERİNİN değiştiği bir iklimde olduğumuz kesinlikle tartışılmaz. Bu noktada ABD tarafından bölgenin, diğer hakim güçler Rusya, İran ve Türkiye'ye bırakmak istediğini iddia etmek biraz basit bir yaklaşım olacaktır. Çünkü görünüşe bakılırsa, ABD'nin Ortadoğu'dan çekip gitmek gibi bir tavrının aslında olmadığı gayet açık… Yoksa gaz, petrol ve stratejik iletim güzergahlarını yönetemediği takdirde, kaybetmekten başka bir seçeneğin bulunmadığını çok iyi biliyorlar. O cihetle PKK/PYD'ye gönderilen binlerce tır silahın akıbeti belirsizliğini korurken, İsrail'in rahatlığı ve ABD askerlerinin Irak' a kaydırılması, İLK ETAPTA bir İran motivasyonu ile açıklanabilir. Öyle ki Trump'un Noel öncesi Irak üslerini ziyaret etmesinin bu çerçevede seyrettiği net.

Elbette ABD'nin, bölgede PKK/YPG üzerinden elini çekmiş izlenimi vererek Türkiye'yi; Fransa, Rusya, İran ve Rejimle karşı karşıya getirmek istemesi de aynı planın bir farklı versiyonu olarak görülmeli. Keza rejimin tutumu, malum ülkelerin rejime destek çıkması ve PKK/YPG'nin "boşluğu" doldurmaya can atan ülkelere göz kırpması bunu bir nevi teyit etmekte. Yani yolun sonu hem Astana Üçlüsüne (Türkiye, Rusya İran), hem de İstanbul Dörtlüsüne (Fransa, Rusya, Almanya, Türkiye) darbe vurmayı amaçladıkları gibi bir sonuca çıkıyor. Eğer gerçekten bunu başarabilirlerse; bu ülkeler arasındaki BİR TAKIM ÇELİŞKİLERİ kullanarak, PKK/PYD'yi içine sindirmiş bir Esad rejimi tasarlamaları hiçte uzak bir İHTİMAL olmayacaktır.

Hülasa "çekiliyoruz" kararının, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna müdahale etme iradesini gösterdiği bir dem alınması, zamanlama bakımından dikkat çekmektedir. Bu durum değişen konjonktür gereği, Devletimizin planlarını yeniden gözden geçirmesini ve yeni bir siyaset geliştirmesini beraberinde getirdi malumunuz. Moskova'daki görüşmelerde ORTAK İRADE ve BÖLGESEL KONULARDA YAKIN İŞBİRLİĞİNE atıfta bulunulması bu açıdan muhakkak önemli. Lakin HASSASİYETLER gözetilmek suretiyle UYGUN ORTAM İLK SAĞLANDIĞINDA, bölgeye müdahalemiz kati surette oyun bozacaktır.

Vesselam…