Her gün sabahın nurunda kalkarak, yollara vuruyoruz kendimizi. Trafik çilesi, iş stresi, ödemeler, faturalar derken, bir bardak çayda buluyoruz bazen dinginliği. Hele de yanında bir de çıtır simit olursa, keyfimize diyecek yoktur o zaman. Tuttuğumuz takımın maçını konuşurken arkadaşlarımızla, arada siyasete atıfta bulunmadan da geçemeyiz sohbetlerimizde. Akşam komşulukları, hafta sonu gezmeleri, sünnet, düğün veya taziye ziyaretleri rutinimiz olmuştur adeta. Tabi secdeye vardığımızdaki teslimiyeti de, görev telakki edenlerimiz çoktur içimizde. Yani alın terini katık eden, normal insanlarız bizler. Aynı havayı soluyan, aynı yolları adımlayan, aynı gökyüzü altında yaşayan kişileriz… Ama başımızı yastığa koyduğumuzda, VATAN OLGUSUNUN VERDİĞİ GÜVENİ asla inkâr edemeyiz. Günlerimiz böyle geçer özetlemek gerekirse. Tabi Müslüman ve Türk olmanın, BAŞKA SORUMLULUKLARI olduğunu da unutmamak elzemdir. Özellikle de günümüze. Zira güneyde Arzı Mevud safsatası için, Türkiye dâhil bölgeyi kana bulamayı amaçlayan; Kuzeyde Rusya’ya karşı Ukrayna’nın yanına, bir oldu bittiyle Türkiye’yi eklemeyi arzulayan; Adalar Denizi ve Akdeniz’de ise hakkımızı gasp etmeye niyet eden, Siyonist Küresel bir çeteyle Devletimizin verdiği mücadeleyi fark etmemek neredeyse imkânsız.
Anlayacağınız günlük yaşantımız içerisinde, KAYBOLMAMAK lazım kati surette. Sonuçta arada başımızı kaldırıp büyük resme bakmak, olayları kavrama ve ona göre tavır almamıza olanak sağlayacaktır. İşte tam da bu bağamda Sn. Cumhurbaşkanımızın; hatırlatmak isterim ki bölgemizin ateş çemberinden geçtiği, kimsenin önünü göremediği bir dönemdeyiz” açıklamasıyla, yukarıdaki tehdit sıralamasını doğruladığı aşikâr. Keza uluslararası basında çıkan; “İsrail PKK ve iltisaklı grupları, karadan İran’ı bölmek için kullanacaktı. Ancak Sn. Erdoğan’ın Trump’a ‘bu olursa vururuz’ resti çekmesi akabinde, ABD bunu engelledi” haberleri de… Hadi biz “yanılıyoruz” diyelim bir an! İsrailli yetkililerin gün aşırı, “ASIL TEHDİT TÜRKİYE” demeçleri savurmalarına ne deriniz o zaman? Karadeniz’de sürekli sahte bayrak operasyonlarıyla, TÜRK GEMİLERİNİN VURULMASI sizce normal mi? Sahi siz Fransa, GKRY, Yunanistan ve İsrail’in; “stratejik askeri iş birliği anlaşmasını”, KİMİN İÇİN imzaladıklarını sanıyorsunuz? Peki, ABD’nin Dedeağaç’a yaptığı devasa yığınak da mı, sizin için bir şeyler ifade etmiyor yoksa?
Yapmayın Allah aşkına! Yeni bir dünya kurulurken, herkesin bir şeyler peşinde olduğu bariz ortada. Nitekim Devletimiz de devasa adımlar atıyor bu doğrultuda. Tıpkı Terörsüz Türkiye Projesinden, sondaj çalışmalarına, Savunma Sanayinin şahlanışından, Suriye, Irak, Libya, Somali, Mali, Sudan, Pakistan, Katar, Mısır, Türk Dünyasıyla… kurulan yakın ilişkilerde olduğu gibi… Kaldı ki bu ilişkilerin; “enerji ve ticaret yollarının şekillenmesi noktasında, GELECEK VADETTİĞİ” kati surette yadsınamaz durumda. Hatta yabancı analistlerin; "Türkiye Kızıldeniz ve Akdeniz’deki ittifaklarla, İsrail ekonomisine büyük darbe indirebilir" tespiti de fazla söze hacet bırakmıyor.
Hal böyleyken birilerinin bu tespit ve ikazların konuşulmasından, duyduğu RAHATSIZLIĞA şaşırmamak gerekir. Neticede sokakları karıştırmak için plan yapanlar, Devletimizin mücadelenin SİZLER TARAFINDAN BİLİNMESİYLE, oyunlarının bozulacağının farkındalar. Merak etmeyin! Ülkemiz gibi tüm dünyayı etkileyen ekonomik seyir, bir yerde düzelir/düzelecektir de elbette. İçerdeki malum mahkeme süreçlerindeyse, türlü sulandırmalara rağmen hak tecelli edecektir muhakkak. O nedenle gelip geçici meseleleri veya şahsi çıkarlarını, her şeyin önüne koyup gündem yapanlara sakın aldanmayın! Çünkü bahsettiğimiz küresel tehdit karşısında; “verilen mücadelenin, Vatanın güvenliği, bölünmez bütünlüğü ve değerlerimizin yıpratılmamasıdır” bugün için asıl en önemli husus… Yani KONU VATANSA, GERİSİ TEFERRUAT hükmündedir sadece. Bilmem, yeterince açıklayabildim mi?