Bugünkü yazıya bir soruyla kapı aralayalım: Günümüz insanı hangi hedeflerin peşinde koşuyor? Bakışlarını nereye çevirmiş, umutlarını hangi rüzgârların insafına bırakmıştır? Kalabalıklar arasında giderek yalnızlaşan insan, artık kendisine bile yabancı bir hâle gelmiştir. Hayatın koşuşturması içinde en çok unuttuğumuz şey, kendimize yönelttiğimiz sorular olmuştur. Oysa insanı insan yapan, sorduğu sorulardır.

Nasıl ki havadaki oksijen azaldığında nefes almamız zorlaşıyorsa, aynı şekilde zihnimizin beslendiği düşünce kaynağı da her geçen gün biraz daha azalıyor. Günümüzde kendisiyle yüzleşemeyen, iç hesaplaşmadan kaçan bir insan tipi çoğalıyor. Düşünmemek neredeyse bir akım hâline gelmiş durumda. Sanki hayatımız başkaları tarafından kurgulanmış bir film gibi ilerliyor; hislerimiz törpüleniyor, hassasiyetimiz giderek yok oluyor. Kendi iç dünyamıza dair sorunları bile önemsemez bir duruma geldik. Zira düşünmek emek istiyor, sorgulamak ise bizim konfor alanımızı bozuyor.


Sadece tüketmeyi hedefleyen bir insan, daha adil bir toplum hayali kurabilir mi hiç? Doğruların hâkim olduğu bir düzen için çaba gösterir mi? Elbette hayır. Bu ancak sorumluluk duyan insanların işidir. Düşünen insan, aynı zamanda yük taşıyan insandır. İnsan olmak, omuzlarında bir sorumluluk taşımayı kabul etmektir. Aksi hâlde hayat sadece yiyip içmekten ibaret bir döngüye dönüşür.
Sorumluluktan kaçanlar, sınırsız özgürlüğün peşine düşer. Peki gerçekten sınırsız bir özgürlük var mıdır? Bir insanın özgürlüğü, bir başkasının hakkını çiğnediği anda gerçekten özgürlük olmaya devam edebilir mi? “Ne istersem yaparım, kimse karışamaz” anlayışı insanı insanlıktan çıkarmaz mı? Bugün yaşadığımız sorunların çoğu, icat edilen sahte özgürlüklerden doğmuyor mu? Bu soruların cevabının verilmesi gerekir.
İslam’a göre insan sınırsız özgür değildir. Çünkü insan kuldur. Yaratan karşısında acizdir. Ezelde verilen söz bunun ispatıdır. Ne var ki tarih boyunca bu ahde sadık kalmayanlar da çıktı. Başlangıçta Rab olarak kabul edilen, terbiye edici, hükmüne uyulan, sığınılan, korkulan ve umut bağlanan tek güç olarak verilen bu sözden; şeytanın ayartmasıyla vazgeçen kimi insanlar, zamanla sınırsız özgürlüğün ilk bayraktarları hâline geldiler.

Yüce Allah Rahman suresi 14.ayette ‘’O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı’’ İşte topraktan yaratıldığını ve yine toprağa döndürüleceğini unutan insan, gün geldi peygamberlerle alay etti, ufalanan kemikleri göstererek dirilişi inkâr etti. Bu nedenle bu kibir, insanı karanlığa sürükledi. Sınırsız özgürlük iddiası, sınırsız felaketlerin başlangıcı oldu. Çünkü sınır tanımayan insan, artık merhametini de kaybetti.

Atasoy Müftüoğlu’nun dediği gibi: “Birey sınırsız özgürlük adına kendini kaybetti.” Günümüzde yapay zekâ ile üretilen robotlar elbette üretimde vazgeçilmez olabilir; resim yapabilir, şarkı söyleyebilir, konuşabilirler. Ancak asla düşünemezler. Güzel bir toplum düşleyemez, adil bir düzen için mücadele edemezler. Paylaşacak değerleri yoktur. Hüzünleri de yapaydır, sevinçleri de. Kendi kendine soru soramaz, durup hayatı anlamlandırmaya çalışamazlar.

Programlarının bir köşesinde bile başkası için bir şey üretme, bir değer inşa etme kaygısı yoktur. Peki insan, kul olduğunu, aciz bir varlık olarak yaratıldığını bildiği hâlde nasıl olur da bu robotlaşmaya razı olur? Kendi üzerine dayatılan beşerî programlara neden sorgulamadan boyun eğer? Bunun cevabı açık: Düşünmediği için… Kendini tanımadığı için…

Kendini bilmeyen, her güçlü sesi rehber zanneder. Düşünceden kaçan, sorgulamaktan yorulan insan, zulüm karşısında çaresizleşir. Bir süre sonra olan bitene boyun eğer. Çünkü varoluş sebebini bilmeyen, yaşayış biçimini de belirleyemez. Hayırlı bir hafta sonu diliyorum