Âfet Hanım’ın kendi ifâdesiyle Mustafa Kemâl’le tanışması

Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün (1937 - 12.3.2011) 17 Nisan 1976 târihinde Âfet Hanım’la yaptığı mülâkatta, kendisi, Mustafa Kemâl’le tanışıp onun yanında yer alışını (açık vermemiye dikkat ederek) aşağıdaki şekilde anlatıyor:

“Utkan Kocatürk: Efendim, Atatürk’le ilk defa nerede ve nasıl tanıştınız? Bu tanışmadan sonra ölümüne kadar geçen on üç sene çevresinde bulundunuz. Bu ilk karşılaşma ve tanışma sahnesi hakkında bize birkaç cümle söyler misiniz?

“Âfet İnan: Efendim, 1925’te Bursa Kız Öğretmen Okulu’nu bitirmiştim. Babam Sinop’ta orman müfettişi idi. O sene sonbahara doğru İzmir’e tayin edildi ve biz âilece İzmir’e gittik. Ben öğretmen olmak istiyordum ve İstanbul’da Yüksek Öğretmen Okulu’na gitmeyi istiyordum. Fakat İzmir’den beni babam yalnız göndermedi oraya. Sonra bazı kazalara zannederim bir tayin falan yaptılar ama, oraya da izin vermedi, gidemedim. Sonunda, İzmir’de Redd-i İlhak Okulu vardı, oraya öğretmen olarak tayin edildim. O sırada üç haftalık öğretmendim, bir ayımı tamamlamamıştım. Tam o sırada ‘Atatürk gelecek!’ dediler ve şapka giyilecekmiş falan… Bize Müdür dedi ki ‘Şapka giyip karşılamaya gideceksiniz!’ Ben biraz çekindim falan; fakat işte bütün öğretmenlerle beraber gittik, karşıladık. Sonra, zannederim bir lise idi, şimdi duruyor o bina, Orduevi’nin karşısında. O Lise’de bir çay verilecekmiş. Bizi, hepimizi oraya götürdüler.

“Kocatürk: Yani Erkek Öğretmen Okulu mu, Kız Öğretmen Okulu mu bina? Sizin tanımış olduğunuz yer Atatürk’le? Çünkü 14 Ekim 1925’te Atatürk, İzmir’de Kız Öğretmen Okulu’nu da ziyaret ediyor, Erkek Öğretmen Okulu’nun da çayında bulunuyor. Şimdi tanışmanız çay’da olduğuna göre, Erkek Öğretmen Okulu’nun verdiği bir çayda olması lâzım…

“İnan: Tam hatırlamıyorum ama, bina tam Orduevi’nin karşısında, yüksekte bir bina idi…

“Selânik’in Doyran sancağından tanıdık bir âilenin kızı”

“Kocatürk: Çay mı idi yani, çay mı veriliyordu?

“İnan: Çay idi… Böyle uzun bir masa hazırlanmıştı. Bütün öğretmenler vardı. Baktım bir ara beni çağırdı. Ben Atatürk’ü karşıdan gördüm, fakat kaşları gayet sert falan… Çocukluğumuzda hep işitirdik. Onun için böyle yakından gördüğüm zaman heyecanlandım bir bakıma. Fakat bir de baktım beni yanına oturttular… Bir masada diğer öğretmenler de vardı. Sağında Kâzım Özalp vardı. Ben daha ziyade Kâzım Özalp’la konuşmaya başlamıştım, ama çok çekingendim tabiî… Sonra Atatürk bir ara bana sordu: ‘Nerelisin?’ diye… İşte Makedonyalı… Annem oralı olduğu için… Tabiî ben tanımıyorum oralarını ama, âilemden işittiğim bazı şeyler vardı, onu söyleyince birden ilgilendi, isim falan verince… ‘Haa…’ dedi, ‘O âileden misin?’ ‘Evet’ dedim. Anneannem Doyranlıdır, oradan…’ ‘Evet!’ dedi, ‘Ben tanıyorum!’ dedi ve öyle zannediyorum ki sonradan anneannemle konuştukları zaman, sonra daha çok anlaştılar ama, tam teferruatını da pek bilemiyorum. Yalnız Hürriyet’ten evvel, orada bizim âilenin çiftlikleri varmış, oraya gitmiş, işte tanışmış filan… Onlardan bahsetti, sonradan daha çok bahsetti ama… Onu işitince âile ismini çok ilgilendi. ‘Ne yapıyorsun?’ dedi. Dedim ki: ‘Yeni öğretmen oldum, fakat ben okumak istiyorum, babam gönderecek…’

Resim7-6

(TBMM Albümü, 1. Cilt: 1920-1950, Ankara: TBMM Yl., Haziran 2010, s. 192)

“Latîfe Hanım’ın Çankaya’da bıraktığı boşluğu dolduran” ve “Mustafa Kemâl’e huzûr veren bir arkadaş olan” Selânikli Âfet Hanım’ın babası İsmail Hakkı Uzmay, “Mutlak Şef” tarafından, iki devre (IV ve V, 1931-1935, 1935-1939) Bolu Millet Vekîli tâyîn edilmişti. Kemalist Totaliter Rejimin çarkları böyle dönüyordu…

***

“Kocatürk: Bir teklif yaptı mı size?

“İnan: Sonra işte, akşamı bir müsamere vardı. Babamla gittik oraya. Orada yaptı. ‘Okutayım!’ dedi. Ben ‘Yabancı dil öğrenmek istiyorum’ dedim. Bizim bir Fransızca hocamız vardı Bursa’da. Çok ilgilenirdim onunla. İsterdim, okuyum, öğreneyim. İşte ondan sonra, babamla, anneannemle de konuştular ve beni derhal o sene Lozan’a gönderdi.

“Kocatürk: Atatürk’le 14 Ekim [1925] akşamı temsil münasebetiyle konuşuyorsunuz. Atatürk birkaç gün sonra İzmir’den gidiyor. Siz de Atatürk’le beraber Ankara’ya döndünüz mü? Çünkü trenle Konya ve Afyon üzerinden Ankara’ya geliyor. Siz de artık Atatürk’ün maiyetinde olarak beraber döndünüz mü?

“İnan: Evet, Ankara’ya beraber döndük.

“Kocatürk: Hocalık ne oldu, kesildi mi?

“İnan: Ankara’da beni bir okula tayin ettiler ama, orada pek uzun boylu hocalık yapmadım. Çünkü Lozan’a gitmek üzere hazırlanıyordum. Başka bir arkadaş daha vardı, Sabriye isminde. Onu da gönderdi. Onunla biz ikimiz Lozan’a gittik.

“Kocatürk: Ankara’ya döndükten sonra hemen mi gittiniz Lozan’a; yoksa beş altı ay yahut bir sene?

“İnan: Hayır! Beş altı ay değil, hemen beş on gün sonra belki…

“Kocatürk: Lozan’da ne tahsiline gönderildiniz?

“İnan: Orada birçok yabancı öğrenciler vardı, yani yabancı dediğim, çeşitli memleketlerden gelenler vardı, pansiyona (pensionnat) deniyordu. Oraya yatılı olarak kaydolduk. Lisan öğreniyorduk. Başka dersler de vardı. Demek 1925’in sonunda gitmiş oluyoruz. 1926 orada, 1927 yazında geldik.

“Kocatürk: 1,5 sene kadar Lozan’da kalmış oluyorsunuz. 1927’de geldiniz. Sonra tekrar gittiniz mi yine?

“İnan: 1927’de geldim. İlh…” (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, “Prof. Dr. Afet İnan’la Bir Konuşma”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 1985, 1-3-, ss. 711-714)

Resim8-9

“1932 – I. Türk Tarih Kongresi çalışmalarını Ankara Halkevi’ndeki locasından izlerken… Sağdan Sola; Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak, Dr. Refik Saydam, [Âfet Hn.’ın babası] İsmail Hakkı Uzmay, Şükrü Kaya, Esat Sagay, Celâl Üner, Recep Peker, Kâzım Özalp…”

(https://web.archive.org/web/20211207221927/https:/www.ktb.gov.tr/genel/galeri/ataturk/ataturkresimleri/4/pages/0161_01.htm; 17.10.2025)

***

Âfet Hn. henüz Köşk'teki aşırı “eğlenceler”i yadırgıyordu

Org. Altay, Ekim 1925'te Köşk'deki on bir günlük misâfirliği esnâsında da Âfet Hanım'la alâkalı birkaç müşâhedesini Hâtıra Defterine kaydetmiş. 23 Ekim 1925 akşamına âid müşâhedelerinden, henüz 17 yaşında olan Âfet Hanım'ın Köşk'deki aşırı “eğlenceler”i yadırgadığı anlaşılıyor:

“(Atatürk) Afet Hanım’ın neşesiz bir halde kenarda durduğunu görünce bize fransızca: ‘- Bu kız çok iyidir ve daha iyi olacaktır. O’nu mükemmel yetiştireceğim. Benim bu hallerim O’na zor geliyor ama alışacaktır. Ben dostlarıma karşı olduğum gibi görünmek isterim.' (dedi.) […]

“Hep ayakta dolaşan Atatürk kanepede oturan Afet Hanım ın yanına oturdu, beni de yanına aldı ve şu özetle konuşmaya başladı:

‘- Kızım Afet beni çok sever, hem de okumak meraklısıdır. Bazı hallerime üzülüyor, haklıdır. Ben de O’nu çok severim. Kabiliyetini gördüğüm için O’na en yüksek tahsili yaptıracağım, lisan öğrettireceğim. Geleceğin yüksek bir hanımefendisi olacaktır. Küçükler de benim birer pırlantamdır. Ben kendimden ziyade misafirlerimin eğlenmesini istiyorum.'

“Bu sözlere karşı O da:

‘- Paşam hiç üzülmeyiniz. Size olan derin saygı ve sevgilerimden sonra en büyük zevkim okumaktır. Bana bu fırsatı veriyorsunuz çok müteşekkirim' diyordu. Saat 3’ü geçerken bizlere izin verdi.” (Altay 1970: 398, 399)

DEVAM EDECEK