İnsanlar olarak yaratılışımızdan günümüze kadar savaştayız! Bu savaşın bir cephesinde insanoğlu olarak biz; karşı cephede ise azılı kovulmuş düşmanımız iblis; yaygın adıyla şeytan! Bu savaşın nedeni, ilk insan ve babamız Adem’in yaratılmasından sonra Allah’ın secde/saygı emrine iblisin/şeytanın karşı çıkması üzerine cezalandırılarak cennetten kovulmasıdır. Evet iblis Allah’ın güç ve sanatına saygı göstermeyerek yoldan çıkmasının faturasını babamız Adem’e çıkarmaya çalışmıştır! Böylelikle Adem babamıza ve eşi Havva annenize kin ve düşmanlık duygularını besleyerek intikam almaya çalışmış ve bunu günümüze dek de çocukları olan biz insanoğlundan almaya çalışmaktadır! Bugün dünya üzerinde ve özelde de Türkiye’de yaşayan insanların yanlış yapması ve kardeşleri olan diğer insanlara zarar vermesi, onlara hayat hakkı tanımaması, yerlerinden yurtlarından kovması; incir çekirdeğini doldurmayacak sudan sebeplerle kavgalar çıkararak birbirlerini öldürmeleri, birbirlerini dolandırmaları, birbirlerine destek olmamaları, birbirlerini aç ve susuz bırakmaları ve en önemlisi de Allah’ın yolundan alıkoymaya çalışması; şeytanın insana düşman olarak kıyamete kadar bu savaştan vazgeçmeyerek güya iddiasını ispatlamaya çalışması bu nedenledir. İnsanoğlunun sınavı da budur. Bu konuyla ilgili şiirimde bu konuyu anlatmaya çalıştım:

İSYAN VE CEZA

Yaratmış bizi pişmiş kuru bir çamurdan,

Donatmış biçim kazanmış kara balçıktan!

Toprak, ete kemiğe dönüşmüş gücüyle,

Aranır mı kusur, kusursuzun örgüsünde?

Saygı gösterin güç ve sanatıma dedi Usta,

Duydu saygıyı ferişteler, böbürlendi hasta!

Aradı cin başı, saygının nedenini kimyada,

Aştı yetkisini, başkaldırdı evrenin İlahı’na!

Alıkoyan nedir dedi seni sanatıma saygıdan?

“Ateştenim, o çamurdandır, üstünüm ondan!”

“Büyüklenmen sınırını aşmandır, in oradan,

Çık git, dirilişe dek lanetleneceksin her an!”

“Diriltilecekleri güne kadar bana zaman tanı,

Ki kanıtlayayım ileri sürdüğüm argümanımı!”

Dirilişe dek lanetlenmen için süre vermiştim zaten!

“Verilmiş süreyi niye istiyorsun; afallamışsın sen!

“Yemin olsun gücüne, değil mi ki aşağılandım,

İçten kulların dışında hepsini azdıracağım!”

“Saptırmana karşılık beni; onları saptıracağım,

Senin doğru yolunun üzerinde hep oturacağım!”

“Anmadıklarında seni, önlerinden arkalarından,

Sokulacağım gizlice sağlarından, sollarından!”

“Bulmayacaksın çoğunu sana şükredenlerden!”

“Kudurmuş, yerilmiş, kovulmuşsun çık oradan!”

Sana uyan azgınlar hariç, kullarımın üzerinde,

Senin bir etkin olamaz içtenlerin gönlünde!

“Uyarsa insanlardan kuşkusuz sana kimler,

Tamuya dolduracağım hepsini senle beraber!”

İFTİRA

İblis, büyüklenip buyruğa uymamayı yeğledi,

Yaratan’a karşı gelerek gerçekten yüz çevirdi!

Gizledi aşırıcı sapkın kendisinin sapkınlığını,

İftirayla söyledi; onu Yaratan’ın saptırdığını!

Böylece ulu Melik’e kesecekti faturasını!

Attı Rabb’e sorumluluğu yaptı yapacağını!

Şeytanın sözü ve bahanesidir insanlar bilsin,

Açarak gözünü iyice inananlar gerçeği görsün!

Şeytanın bu oyunu, şu örneğe benzer tıpkı:

“O ki Yaratan alnımıza yazmış yazgımızı!”

“Bize de yalnız ve ancak uygulamak düştü!”

Yalandır, kanmayın, Yaratan’a iftiradır bu!

Bu, kaderi yanlış anlayanların söylemidir!

Başınıza gelenler yaptıklarınız yüzündendir!

“Kulların özgür istençleriyle seçip yeğlemeleri,

Sonuç getirir davranışları, seçimleri, beğenileri!”

“Fatura edemez suçunu ulu Yaratan’a kimse!

İblis'in yoludur bu hileli ve yanlış yol, biline!”

BAHÇEDEYİZ

Oldu esenlik bahçesi yuvamız, barkımız,

İnci inci buyurdu bize, Ulu Yaratan’ımız:

“Yiyin bahçemde, istediğiniz çeşit ve yerden,

Yerseniz aşağılanırsınız ancak şu ağaçtan!”

“Yeşil yurtta aç ve üryan olmak yok,

Susamak ve sıcaktan bunalmak yok!”

“Ne olursunuz; şeytana sakın inanmayın!

Sizi bahçeden çıkarmasına yol açmayın!”

“Kanmayın süslü sözlerine sıkıntı yaşarsınız,

Yazık edersiniz, acınacak duruma gelirsiniz!”

DÜŞMAN İŞ BAŞINDA

Gölgelenirken bahçede, gördük karşıda!

Gülümsedi hafifçe, dostça ağacın altında!

Yaklaştı sevecen sevecen, anlattı usulca,

Sıraladı kelimeleri tatlı tatlı, bir bir ustaca:

“Bildiniz mi, neden o ağaç size yasaktır?

Melek olup sonsuz olmayasınız diyedir!”

Ant içti, gerçeği öğütlemek istediğini,

Yalnızca dostça iyilik etmek istediğini!

Etkilenip kandık yemeye biz o ağaçtan,

Yedik yemesine, yemez olaydık o daldan!

Yiyince meyveyi, utanç yerlerimiz göründü!

Utanç yerlerimize aradık yapraklardan örtü!

Oysa bizi o ağaçtan engellemişti Yaratan!

Açık düşmanınızdır dünya durdukça şeytan!

YERYÜZÜNDEYİZ

Seslendi bahçenin iyesi; ulu Yaratan:

“Kovdum sizi bahçemden, inin oradan!”

“Geçinin belirli bir süre bahçem dışında!”

Birbirinize düşman olarak yaşayın dünyada!

Anladık kandırıldığımızı, olunca böyle,

Pişmanız, kararlılık göstermediğimize!

Yalvarıp Rabb’imize pişmanlık sunduk,

Kanarak zarar verdik özümüze; dedik:

Bağışladı bizi acıma sahibi Rabb’imiz,

Sınavdasınız dedi, siz ve çocuklarınız!

“Bağışlamaz ve acımazsan zararlı çıkarız,

Gayri senden başka, kime elimizi açarız?”

Kararsızlığın cezası; sürüldük dünyaya,

Çarptı gözyaşı girdabında gemi kayaya!

“Sona ermez savaşınız, dünya durdukça,

Sağ gösterip sol vuracak daima şeytanca!”

“Sürenizce yaşayıp dünyada, sonra öleceksiniz!

Diriltilip çağrılacaksınız toplantıya her biriniz!”

“Düşmanınızdır şeytan, unutmayın dünyada,

Zarar veremez size, bana içten sığındığınızda!”

“Doğru yolumda olanlar sapıp darlık çekmez,

Kur’an’dan yüz çevirense gün yüzü görmez!”

“Kıyamet gününde kör olarak dirilteceğim!

“Neden kör olarak dirilttin ey Yaratıcı’m?”

“Pırıl pırıldı, oysa gözlerim çakmak gibi!”

“Unutuldun bugün, unutmuştun ayetlerimi!”

“Karşılığıdır bu, ayetlerimi küçümsemenin!

Kuşkusuzdur ki ahiret ezinci kalıcı, yeğin!”

Sürüldük bir kere, başladı çilemiz!

Bitmez dünya durdukça sınavımız!