Tarih boyunca şeytanın en büyük başarısı, insanları bir anda küfre sürüklemek değil; onları adım adım hakikatten uzaklaştırmak olmuştur. Çünkü insan, açıkça bâtılı kabul etmekte zorlanır; fakat hayır gibi görünen küçük sapmaları zamanla normalleştirir. İşte şirk de böyle başlamıştır.

Yüce Allah, Hz. Nûh'un kavmini anlatırken şöyle buyurur:

“Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; özellikle Vedd'i, Süvâ'yı, Yeğûs'u, Yeûk'u ve Nesr'i terk etmeyin.” (Nûh, 71/23)

Müfessirlerin naklettiğine göre Vedd, Süvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesr; Hz. Nûh'tan önce yaşamış sâlih ve takvâ sahibi kimselerdi. Halk onları sever, ibadetlerine hayranlık duyardı. Bu insanlar vefat edince şeytan, onların unutulmaması için kabirlerinin başına heykeller yapılmasını telkin etti. Başlangıçta hiç kimse bu heykellere tapmıyordu. Amaç sadece onları hatırlamak ve ibadet şevki kazanmaktı.

Fakat şeytanın planı uzun vadeliydi...

Aradan yıllar geçti. Heykellerin yapılma amacı unutuldu. Yeni nesiller, bu taşların ve heykellerin neden dikildiğini bilmez hale geldi. Sonunda insanlar onları kutsamaya, yardım istemeye, adak adamaya ve önlerinde eğilmeye başladılar. Böylece yeryüzünde ilk şirk ortaya çıktı.

Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle demiştir:

“Nûh kavmindeki bu isimler sâlih kişilere aitti. Onlar ölünce şeytan, onların oturdukları yerlere heykeller dikmelerini telkin etti. İlk nesil bunlara tapmadı. Fakat o nesil ölünce ve ilim unutulunca insanlar onlara ibadet etmeye başladılar.” (Buhârî)

Ne kadar ibret verici bir tablo...

Şirk, bir gecede doğmadı. İnsanlar bir sabah kalkıp da “Bugün putlara tapalım” demedi. Önce aşırı sevgi geldi. Sonra kutsama başladı. Ardından tevhit unutuldu ve putlar ilah haline geldi.

Bu yüzden Resûlullah (s.a.v.), ümmetini kabirler konusunda defalarca uyarmıştır:

“Allah, peygamberlerinin kabirlerini mescit edinen Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin.” (Buhârî, Müslim)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:

“Sizden öncekilerin yaptığı gibi kabirleri bayram yeri haline getirmeyin.” (Ebû Dâvûd)

Çünkü İslam, insanların kalplerindeki sevginin zamanla kutsamaya, kutsamanın da ibadete dönüşebileceğini bilir.

Bugün de şeytan aynı yöntemi kullanmaktadır. İsimler değişmiş, mekânlar değişmiş olabilir; fakat tuzak aynıdır. İnsanları Allah'a yaklaştırma bahanesiyle başlayan aşırılıklar, zamanla Allah ile kul arasına aracılar koymaya kadar varabilmektedir. Hâlbuki Kur'an'ın çağrısı son derece açıktır:

“Mescitler Allah'ındır. O hâlde Allah ile birlikte başka hiç kimseye dua etmeyin.” (Cin, 72/18)

Mümin için ölçü şahıslar değil, hakikattir. İnsanlar ne kadar büyük olursa olsunlar kuldurlar. Dua yalnız Allah'a yapılır, yardım yalnız Allah'tan istenir, ibadet yalnız Allah'a sunulur.

Nûh kavminin kıssası geçmişte yaşanmış bir tarih hikâyesi değildir. O kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş bir uyarıdır. Çünkü şeytanın yöntemi değişmez. Dün heykellerle gelen şirk, bugün başka şekillerde gelebilir.

Bu yüzden tevhit akidesini korumak, sadece putlara karşı değil; insanı Allah'ın makamına yaklaştırabilecek her türlü aşırılığa karşı da dikkatli olmayı gerektirir.

Allah Teâlâ bizleri, Nûh'un çağrısına kulak verenlerden, yalnız O'na yönelenlerden ve tevhit üzere yaşayan kullarından eylesin.

Âmin.