A.B.D. ve İsrail’in ittifak halinde, sebebi ve meşruiyeti oluşmadığı halde İran üzerine saldırdıkları bir ortamda, müslüman toplumlarda sosyal medya üzerinden İran’a, Ali Şeriati’ye karalama yapmak (ki bu yapılan eleştirilerden çok ötesidir) nasıl açıklanabilir?
Müslümanlar uzun zamandır sömürge koşullarında yaşamaktadırlar ve bu durum bir çok yerde onların sağlıklı davranışlarını engellemektedir. Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları Ortadoğu coğrafyasında İsrail’in yerleştirilmeye başlamasından bu yana bölge sürekli bir çatışma alanına dönüşmüş durumda. 1990’lı yıllarda Irak’tan başlayarak Suriye’ye kadar gelen süreç İsrail ve Amerika başta olmak üzere emperyalist ve Siyonist güçlerin bitmek bilmeyen hırsları ile şekillendi. Şimdi sıra İran’da. Sonra kime gelecek?
Trump iktidarı ile birlikte kuralsızlık ile dünyada bir ağalık sistemi egemen olmaya başladı. Daha bilimsel bir tabir kullanacak olursak “tekno-feodalizm” bir yeni dönem olarak kendisini göstermeye başlamıştır. Açıkçası bu sistem hem Avrupa ülkeleri hem de diğer bir çok ülke için keyfi yönetimler lehinde fırsata dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Nihayetinde böyle bir dünya düzeninin evrensel ve yerel düzlemde “adalet” üretmesi beklenemeyeceği gibi kitlelerin marabalaştırılmasını sonuçlaması beklenmelidir.
İşte böyle bir ortamda yüzyıllar boyunca geriye giden bir kültürü ve devlet geleneği olan İran’ın bölgede direniyor olması çok önemlidir. Tam da bu noktada İran’ın şia düşüncesine takılarak direkt veya dolaylı bir şekilde bu konjonktürde İran’a verip veriştirmek doğru bir tavır olmasa gerektir.
Meselenin birkaç boyutuna bu vesile ile değinelim. Birincisi, Sünnilik ve Şia İslam dairesi içinde iki ayrı okuma biçimidir. Burada ayrılıkçı değerlendirme biçimi, hem özgürlük hem de konjonktür açısından doğru değildir. İkincisi, burada saldırıya uğrayan halkın müslümanlar değil de gayr-ı müslim bir ülke olduğunu düşünelim. Mesele bir zulme uğramışlık olacağı için bölgede ve tüm dünyada zalimlik yapan A.B.D. ve İsrail’in tavrı eleştirilmelidir. Zira zulme uğrayan şu anda Müslümanlardır. İran’a dışarıdan bu saldırıların meşruiyeti nereden kaynaklanmaktadır? İran rejimi İran’ın kendi iç işidir. Üstelik de bir toplum kendi mezhebini özgürce yaşayabilmelidir.
Bu arada sosyal medyada Ali Şeriati üzerine geliştirilen negatif söylemleri de büyük bir kaygıyla izlemekteyim. Şeriati, her şeyden önce bir mütefekkirdir. Şah Dönemi İran’ında hayatı bir mücadele ile geçmiş ve nihayetinde Londra’da bir otelde meçhul bir ölümü söz konusu olmuştur. Çoğu konuşmalarından oluşturulmuş kitapları Türkçe’ye çevrilmiş ve bir külliyat halinde yayımlanmıştır. Çalışma alanım da din sosyolojisi olduğundan Ali Şeriati’nin tüm kitaplarını okudum ve onun sosyolojisine dair ilmi bir makale de yazdım. Elbette eleştirdiğim görüşleri de vardır. Ancak bir ilim insanı ayaklar altına alarak değerlendirme yapılamaz.
Şeriati Batı’yı çok iyi anlamış ancak İslam’ı paradigmal hareket noktası seçmiştir. Kitaplarını okuduktan sonra bazıları “bu şii propagandası” demişlerdi onun için. İlginç bir şekilde bu kitaplarda şia düşüncesi baskın bir propaganda olarak var mı diye kendime sormuştum ve bu ithamın karşılıksız olduğunu anlamıştım.
Ali Şeriati tüm konuşmalarına (kitaplarına) “sizi rahatsız etmeye geldim” diye başlıyordu. Anlaşılmıştır ki, bunda epey başarılı olmuş. Şeriati’ye sürekli negatif yükleme yapanlara “İnsanın Dört Zindanı”nı okumalarını öneririm. Belki Eflatun’un betimlediği “mağara”dan dışarı çıkabilirler.