A.B.D. ve İsrail İran’a saldırdıklarında şu varsayımla hareket ediyorlardı: İran halkı zaten memnuniyetsiz bir durumdadır; dolayısıyla saldırıdan kısa süre sonra ayaklanacaklardır.” Anlaşıldığı kadarıyla, A.B.D ve İsrail savaşın nihai sonucunu İran halkının rejime isyanına bağlamışlar.
Bu zamana kadar savaşın serencamına bakıldığında İran’ın psikolojik üstünlüğe sahip olduğu görülecektir. Amerika ise gerek iç siyaset, gerek halkın memnuniyeti ve gerekse etkin sonuç alma açısından yaşadığı derin sorunları deşifre etmektedir; siyaset ve halk düzleminde İran’a saldırının meşruiyeti hala sorgulanmaktadır. A.B.D. ve İsrail’in sonuç almak için sıklıkla İran halkını ayaklanmaya çağırması hem stratejilerinin yokluğu hem de acziyetin üst düzeyde göstergesi olarak okunmalıdır.
A.B.D. ve İsrail gelinen noktada anlaşılmıştır ki, mutlak kötücüllüğü temsil etmektedirler. Müslümanların bedenleri, ruhları üzerinden ellerini asla çekmemekte; “fesad”larını ıslah olarak göstermektedirler ki, bu gidişle dünyanın asla huzur bulmayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla dünyanın tüm insanları tehlike altındadırlar.
Bilhassa 2023 Ekim’inden itibaren İsrail’in el yükselten saldırıları karşısında Gazze’nin içine düştüğü durum müslüman halklarda bir mahcubiyet hissini kuvvetlendirmiştir. Bunun sebep olduğu psikolojik yenilmişlik duygusu Müslümanlara yapışmıştır. Tam da böyle bir konjonktürde büyük bir müstağnilik ve kendinden eminlik bilinciyle hareket eden A.B.D. ve İsrail karşısında İran’ın “klas” duruşu ve elde ettiği psikolojik üstünlük müslümanlar açısından çok önemlidir. Zira müslümanların yeni bir uyanışını ve kendilerine güvenlerini birlikte getirmesi açısından tesiri büyük olacaktır.
Diğer yandan mesele müslümanları da aşmış görünmektedir. A.B.D. ve İsrail kural, ilke tanımadan yeni “tekno-feodal” sistemin ağaları gibi hareket etmektedirler. Getirmek istedikleri ağalık sistemi emperyalizm ve siyonizm ittifakında devam etmektedir. Bütün dünyada bozulan ekonomik ve sosyal dengeler ciddi anlamda emperyalizme karşı(t) bir insan kitlesi yaratmıştır. Amerikan halkı başta olmak üzere tüm bu haksızlıklar farklı toplumlarda artık yüksek sesle ifade edilmektedir. Zaten epey zamandır yeni bir kerteriz noktası arayan dünyanın değişiminde bu zihni arkaplanların ve bekleyişlerin önemini bir kere daha hatırlatmak lazımdır.
İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler Amerika ile bir maceraya girmek konusunda oldukça isteksizdirler. Zaten Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji konusunda yaşanan mağduriyet İran’a saldırı ile derin bir kriz aşamasına gelmiş görünmektedir. Öte yandan Rusya, Çin gibi ülkelerin son kertede İran’a destek oldukları görülmektedir. Dolayısıyla A.B.D. ve İsrail’e dair toplumlarda biriken negatif enerjinin, yeni arayışlarla kendisine yol bulması sürpriz olmayacaktır.
Elbette savaş sona ermiş değildir. Fakat bölgede İran’ın bütünlüğünü koruyarak durmasının müslümanlar kadar dünya insanı için de önemli olduğu net anlaşılmaktadır. Bölge insanının yeni sömürge biçimleri karşısında özgürleşmeleri ümidi artabilir. Belki de Gazze ve Filistin ile ilgili farklı durumlar konuşulabilir hale gelecektir.
Savaş başlamadan İran’daki rejimin değişip değişmeyeceği tartışılmaktaydı. Belki de hesap edilemeyen bir sonuç kendisini gösterecektir: A.B.D. ve İsrail başta olmak üzere küresel düzen ve dünya sistemi yeni bir sorgulamanın konusu olacaktır. Yani ava giderken avlanmak gibi.
Bu Ramazan bayramında Yüce Allah’tan (CC) müslümanların galibiyetleri için dua ediyoruz. Belki de bu olaylar müslümanların kaderinin değişmesi için bir milat olur.