İsrail, son zamanlarda Balkanlar’daki faaliyetlerini artırarak, Gazze katliamı sonrası uluslararası arenada yaşadığı diplomatik yalnızlığı ve tecrit baskısını bu coğrafyada kırmak istiyor. İsrail, Balkan coğrafyasındaki ülkelerle diplomatik ve savunma odaklı ilişkilerini kritik hamlelerle derinleştirmektedir.

Isaac Herzog, 2024’te Belgrad’ı ziyaret etmiş ancak bu ziyarete ilişkin detaylar hakkında kayda değer bir açıklama yapılmamıştı. Ardından 2025 ve 2026 yıllarında önce dışişleri, sonrasında ise diğer bakanlar seviyesinde üst düzey temaslar devam etti.

Bu temasların sonucunda önce ekonomik ilişkiler yoğunlaştı ve hatta şu sıralar bir serbest ticaret anlaşması üzerine çalışılıyor. Teknolojik ortaklıkların yanı sıra, savunma sanayisi iş birlikleri de hız kazandı. İsrail, Sırbistan ile stratejik ve askeri ortaklığını derinleştirmektedir. Cumhurbaşkanı Vučić de sürekli Belgrad ile Tel Aviv arasındaki 'harika' iş birliğinden bahsetmektedir.

Bütün bu gelişmelere bütüncül bir gözle baktığımızda, Balkanlar’da bir İsrail-Sırp ekseni geliştiğini görüyoruz. İtalya ve Fransa gibi bazı büyük Avrupa ülkeleri, İsrail ile savunma alanındaki anlaşmalarını askıya almışken, Rusya’nın müttefiki Sırbistan’ın, İran’la yakınlaşması beklenirdi. Ancak Belgrad son dönemde yapısal bloklaşmanın ötesine geçerek İsrail ile jeopolitik, askeri ve diplomatik alanlarda kayda değer bir yakınlaşma içine girmiş görünüyor.

Peki, Sırbistan’ın, ABD’nin müttefiki İsrail ile ilişkilerini bu denli derinleştirmesinin sebebi ne olabilir? Şüphesiz bu durum, bölgesel güç dengeleri ve egemenlik iddialarıyla doğrudan ilişkilidir. Belgrad yönetiminin bu askeri modernizasyon hamlelerinde öne çıkan temel tehdit unsurlarını ve jeopolitik gerekçeleri dört başlıkta toplayabiliriz:

Birincisi, Sırbistan için en büyük ulusal güvenlik tehdidi, bağımsızlığını asla tanımadığı ve kendi toprağı olarak gördüğü Kosova meselesidir. Kosova, son yıllarda başta Türkiye ve ABD olmak üzere Batılı ülkelerin desteğiyle savunma bütçesini hızla artırmakta ve hafif silahlı bir güçten düzenli bir orduya dönüştürmektedir. Belgrad, Kosova'nın askeri açıdan güçlenmesini doğrudan kendi varlığına bir tehdit olarak algılamaktadır.

İkincisi, Balkanlar'da tarihsel bir rekabet içinde olan Sırbistan ve Hırvatistan arasında son yıllarda ciddi bir konvansiyonel silahlanma yarışı yaşanmaktadır. Bir NATO üyesi olan Hırvatistan; son dönemde Fransa'dan Rafale savaş uçakları, ABD'den Bradley zırhlı araçları ve HIMARS füze sistemleri satın aldı. NATO üyesi olmayan Sırbistan ise Hırvatistan'ın bu hamlelerine karşı bölgedeki en güçlü askeri aktör olma pozisyonunu kaybetmek istememektedir.

Üçüncüsü, Ukrayna Savaşı sonrası küresel konjonktür, Sırbistan'ın geleneksel askeri tedarikçisi olan Rusya'dan silah almasını lojistik ve siyasi açıdan neredeyse imkansız hâle getirmiştir. Rusya'ya uygulanan yaptırımlar ve Moskova'nın kendi cephesine odaklanması, Sırbistan'da bir savunma zaafiyeti ve lojistik izolasyon endişesi yaratmıştır. İşte bu noktada Belgrad yönetimi, olası bir bölgesel çatışmada Rusya'nın yaratacağı lojistik ve teknolojik boşluğu İsrail ile kurduğu stratejik ortaklık üzerinden ikame etmeyi amaçlamaktadır.

Dördüncüsü, Sırp karar alıcılar ve milliyetçi elitler; Kosova, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya'daki Arnavut nüfusun birleşmesini öngören "Büyük Arnavutluk" idealini canlı bir jeopolitik risk olarak algılamaktadır. Nitekim Sırp medyasından yansıyanlar, Belgrad'ın bu risklere karşı İsrail’in istihbarat ve güvenlik kabiliyetine ciddi şekilde güvendiğini göstermektedir.

Özetlemek gerekirse; Sırbistan'ın silahlanma motivasyonu, Kosova’nın askeri varlığını baskılama ve NATO üyesi Hırvatistan karşısındaki bölgesel askeri üstünlüğünü koruma gayretine dayanmaktadır. Dünyada gittikçe izole olan İsrail ise Belgrad’ın bu güvenlik endişelerini fırsata çevirerek üzerindeki tecrit baskısını hafifletmeye çalışmaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren İsrail aklının silah ve istihbarat yoluyla Balkanlar’a sızması, bu kırılgan coğrafyada yeni etnik fay hatlarını tetikleyebilir. Sırp-İsrail ekseni, Balkanlar'da barışı değil, yeni bir ifsat ve çatışma dönemini beslemektedir. Neticede Tel Aviv, Balkanlar barut fıçısına yeni bir kibrit çakıyor: Ya bölge ülkeleri bu sinsi ifsat karşısında uyanacak ya da Balkanlar kendi kıyametini İsrail silahlarıyla hazırlayacak.