Başlığın sert olduğunun farkındayım. Fakat Şahit olduğumuz, tanık olmak zorunda kaldığımız ihanetler ve yozlaşmalar ne yazık ki her zaman zarif başlıkları hak etmiyor. Keşke her zaman güzel konuları, huzur verici başlıklarla işlemek mümkün olabilse. Gül kokusu ilham verir, leş kokusu nefret verir...
Yaşadığımız hayatta, şahit olduğumuz ilişkilerde ve karşılaştığımız manzaralarda insanı çileden çıkaran anlar öyle çok ki. Ne yazık ki her zaman asude zamanlarla ve doğru adımlarla karşılaşmak mümkün olmuyor.
Allah’ın rızasıyla yapılan her şey temizdir: Evlenmek, alışveriş yapmak, dostluk ve arkadaşlık kurmak, yemek-içmek, eğitim almak, okumak, yazmak vesaire…
İzmir'de otuz küsur yıl önce, bir sabah vakti, ünlü bir restoranın mutfağına bakan sokaktan geçerken bir aşçıya şahit olmuştum. Aşçı, kızarttığı patatesleri büyük bir tencereye aktarırken yere düşenleri hiç tereddüt etmeden eğilip alıyor ve tekrar tencereye koyuyordu. Zira yere düşeni, kirleneni müşteriye satacaklardı. Yere düşen üç beş patates belki restoran sahibini batırmazdı; fakat belli ki verilen talimatlar ve ahlaki tutum sağlıklı değildi.
İnsanlara helal dairesinde tertemiz gıdalar sunmak Allah’ın rızasına uygundur. Fakat temiz ve sağlıklı olmayan yiyeceği, içeceği insanlara yedirmek; yani kirli olanı pazarlamak adeta modern görünümlü bir pezevenkliktir.
Kirli patatesi satarlar…
Kirli düşünceyi satarlar…
Siyasette hakikati değil, yalanı satanlar...
Hizmeti değil algıyı satanlar...
Değerleri düşmüş dizileri, filmleri ve her türlü ahlaksızlığı yaldızlı ambalajlarla satarlar…
Düşmüş olanı satmak, sadece bir kadının bedenini pazarlamak değildir. İnsanın aklı, kalemi ve dili fesat ile ihanet şebekelerinin eline düştüğünde, onları da istedikleri gibi kullanır ve satarlar. Hele ki kalemin ve dilin pezevenkliği, hepsinden daha dehşet vericidir.
Aslında bu topraklar son derece bereketli topraklardır. Rabbimiz bize sebzeyi, meyveyi, tahılı bolca ihsan ediyor. Fakat yazının başlığında bahsettiğim o zihniyet, sırf fiyatları düşürmemek ve ellerindekini daha pahalıya satmak uğruna kamyonlar dolusu sebzeyi, meyveyi vadilere, derelere acımasızca döküyorlar. Bilerek ve isteyerek nimeti heba ediyorlar. Oysa bu memleketin bereketli topraklarında herkesin sebzeyi, meyveyi uygun fiyata yemesi gayet mümkündür.
Benzer bir ahlaksızlığa koca koca bazı marketlerde de şahit oluyoruz; tarihi geçmiş, bozulmuş ürünlerin etiketlerini değiştirip insanlara yedirmeye çalışıyorlar. Sırf üç kuruş fazla kazanmak uğruna hem insan sağlığıyla oynuyor hem de ucuza, helalinden rızıklanma hakkını gaspediyorlar.
Şüphesiz Allah’ın rızası dairesinde, helalinden tertemiz üretim yapan, alın teriyle rızkını kazanan dürüst esnafımızı ve üreticimizi ayrı tutuyorum; onlar başımızın tacıdır. Fakat maalesef helal-haram hassasiyeti olmayan, ihtirasının esiri olmuş azımsanmayacak bir kesim var. Ve bunlar, bu temiz Anadolu insanına temiz ve makul fiyata bir şey yedirmeyi adeta istemiyorlar. Oysa dökülen her bir nimet sadece rızka değil, o nimetin gerçek sahibi olan Allah’ın rahmetine de bir hürmetsizliktir.
Evet, devlete ve millete zarar vermek için fahiş fiyat uygulamak, fiyat etiketlerine roket takmak ve de temiz olmayanı, bozuk olanı satmaya kalkmak gıda pezevenkliğidir. Fahiş fiyat uygulayan, bozuk ürün yediren ve her alanda kusurlu üretim yapanlar, meydanlarda yüzlerine tükürülmesi için teşhir edilmelidir; çünkü bazıları gerçekten namussuz...
Sahi, siz de çevrenizde böyle pezevenkliklere göz yuman ya da yapan birilerini tanıyor musunuz?