Yıllar önce Erwin Schrödinger’i okumuştum. Kuantum mekaniğinin temel denklemlerinden birine adını veren fizikçi. Meşhur kedi düşünce deneyinde de kuantum dünyasındaki süperpozisyon fikrini büyük cisimlere taşıdığımızda ortaya çıkan tuhaflığı gösteriyor, dönemin hâkim yorumunu sorguluyordu. Sonra Richard Feynman’ı okudum. Nobel ödüllü fizikçi. Parçacıkların ve ışığın etkileşimini anlamaya ömrünü vermiş, bugün kendi adıyla anılan diyagramları fiziğe kazandırmış bir adam.
İkisini okuduktan sonra bende kalan duygu şuydu: Bu iş zor.
Bizim memlekette ise o kadar zor değilmiş.
İki video izleyen kuantumu çözüyor. Üçüncü videodan sonra insanların enerjisini okumaya başlıyor. Birkaç paylaşım daha görürse frekansınızı ölçüyor. Sonra para frekansı, aşk frekansı, kuantum bilinç, kuantum şifa, bilinçaltı temizliği, evrene niyet gönderme geliyor. Fizikçilerin yüz yıldır tartıştığı mesele sosyal medyada kırk saniyede hallediliyor.
“Ben kuantumu biliyorum. İnsanların enerjisini hissederim.”
İyi de bunun kuantumla ne ilgisi var?
Bir insanın size iyi veya kötü hissettirmesi mümkündür. Ses tonu, yüz ifadesi, davranışları, geçmiş tecrübeleriniz… Zihin bunlardan bir izlenim çıkarır. Buna psikoloji deyin, sezgi deyin, tecrübe deyin. Fakat elektronu niye karıştırıyoruz?
Kuantum fiziğini çok kabaca anlatalım. Bir futbol topuna vurduğunuzda hızını, yönünü ve etkileyen kuvvetleri bilirseniz hareketini büyük ölçüde hesaplayabilirsiniz. Gündelik dünyamızda klasik fizik gayet güzel çalışır. Atomlara, elektronlara ve ışığın çok küçük ölçeklerdeki davranışlarına indiğimizde ise alıştığımız tablo değişir. Elektronlar küçük futbol topları gibi davranmaz. Işık deneyin niteliğine göre dalga ve parçacık özellikleri gösterebilir. Bazı sonuçları kesin bir güzergâh yerine olasılıklarla ifade ederiz.
“Olasılık” kelimesini duyan bazıları hemen heyecanlanıyor: “İşte gördünüz mü, her şey mümkün. Düşüncen gerçekliği yaratıyor.”
Hayır.
Milli Piyango’da büyük ikramiyenin size çıkma olasılığı da vardır. Bileti yastığınızın altına koyup sabaha kadar milyoner olduğunuzu düşünmeniz ihtimali yükseltmez. Kuantum fiziğindeki olasılıklar da başıboş değildir. Matematiği, denklemi ve deneyi vardır.
Zaten unutulan basit gerçek şu: Kuantum fiziği hâlâ fiziktir. Onu anlamak için hâlâ matematik kullanıyoruz. Deney kuruyor, ölçüyor, hesaplıyor, tahminde bulunuyoruz. Sonra doğaya soruyoruz: Hesabımız doğru mu? Sonuç tutmazsa evrene kızmıyor, hesabımızı ve teorimizi gözden geçiriyoruz.
En fazla istismar edilen konulardan biri “gözlemci” meselesi. Popüler tercümesi hazır: “Gözlemci sonucu etkiliyorsa insan zihni gerçekliği yaratıyor.” Buradan sonra bolluk bilinci, kuantum sıçraması, para frekansı ve evrene sipariş kapıları açılıyor.
Oysa fizikteki ölçüm ile sizin evde oturup yeni bir araba düşünmeniz aynı şey değildir. Kuantum sistemini ölçmek fiziksel bir etkileşimdir. Deney düzeneği vardır, cihaz vardır, sonuç vardır. Elektronun karşısına geçip olumlama yapmanız gerekmez.
Elektronun motivasyon sorunu yok.
“Enerji” kelimesinin başına gelenler de ayrı bir hikâye. Fizikte enerji ölçülebilir bir büyüklüktür. Birimi ve hesabı vardır. Sonra biri geliyor: “Senin enerjin bana düşük geldi.”
Olabilir. Belki uykusuzumdur. Belki seni sevmemişimdir. Belki sen beni sevmemişsindir. Bunların hiçbirini açıklamak için kuantum mekaniğine ihtiyacımız yok.
Bir de “frekansımı yükselttim” sözü var. Fizikle biraz tanışmış insanın aklına ister istemez geliyor: Kaç hertz oldun? Dün kaçtın? Neyle ölçtük?
Elbette ben de gündelik hayatta “Bu adamın enerjisi yüksek” diyebilirim. Dil mecazlarla yaşar. İtirazım mecaza değil, mecazın üzerine beyaz önlük giydirip arkasına atom resmi koyduktan sonra “Bilim bunu kanıtladı” denmesine.
Dolanıklık da bu piyasadan payını aldı. Kuantum dolanıklığı gerçek bir fizik olgusudur. Belirli şartlarda hazırlanmış kuantum sistemlerinin ölçüm sonuçları arasında klasik sezgilerimize aykırı derecede güçlü ilişkiler görülebilir.
Bizdeki tercümesi bazen şöyle: “Dün annemi düşündüm. Beş dakika sonra annem aradı. Kuantum dolanıklığı.”
Başka bir ihtimali de değerlendirelim. O kadın annen olabilir. Seni otuz yıldır tanıyor olabilir. Üç gündür aramadığın için merak etmiş de olabilir.
Şakası güzel ama meselenin şaka olmayan tarafı burada başlıyor. Sosyal medyada “kuantum”, “frekans”, “enerji”, “titreşim” ve “bilinç” gibi kelimeleri yan yana koyduğunuzda söylenen şey birden bilimselmiş gibi görünüyor. Arkaya birkaç atom çizimi, bir beyin fotoğrafı, biraz evren görüntüsü koyunca tamamdır. Hele cümlenin başına “Bilim insanları kanıtladı ki…” diye başladınız mı iş iyice ciddileşiyor.
Bir insanın hastalığına, psikolojik sıkıntısına, yalnızlığına veya maddi çaresizliğine bilim görüntüsü verilmiş vaatlerle yaklaşmaya başladığınızda ise masum bir kelime oyunundan çıkarsınız. Bilimin itibarı kullanılarak umut pazarlanır.
Bence çağımızın hurafesini eskisinden ayıran nokta tam burası. Eski hurafe kendisini bilim diye sunmuyordu. Bugünün hurafesi ise bilimsel kelimeleri ödünç alıyor. Eskiden “İçime doğdu” denirdi, şimdi “kuantum bağımız var” deniyor. “Dilek tuttum” denirdi, “evrene niyet gönderdim” oldu. “Bu adamdan hoşlanmadım” demek yetiyordu, şimdi “negatif frekansını aldım” diyoruz.
Hurafe kaybolmadı. Laboratuvar önlüğü giydi.
Ben buna kuantumlaşmış hurafe diyorum.
Burada daha büyük bir kültürel mesele görüyorum. Modern insan hurafeden bütünüyle vazgeçmiş görünmüyor. Hurafeye inanırken eski görünmek istemiyor. Bu yüzden eski ihtiyaçlarına yeni kelimeler buluyor. Kaderin yerine “evren”, uğurun yerine “frekans”, sezginin yerine “kuantum bağ”, dileğin yerine “çekim” geliyor. Kelimeler modernleşiyor, belirsizliği kontrol etme arzusu yerinde duruyor.
İşin ironik tarafı, gerçek kuantum fiziğinin böyle süslemelere ihtiyacı yok. Lazerlerden transistörlere, bilgisayar çiplerinden modern elektroniğe kadar hayatımızın ortasında. İnsanlığın doğayı anlamak için geliştirdiği en başarılı bilimsel yapılardan birinden söz ediyoruz. Onu ilginç hale getirmek için aşk hayatımıza, banka hesabımıza veya eski sevgilimize karıştırmaya gerek yok.
Feynman gibi ömrünü bu meseleye vermiş bir fizikçinin kuantum karşısındaki ihtiyatını görünce insan biraz haddini biliyor.
Ben Schrödinger’i okudum. Feynman’ı okudum. Hâlâ anlamaya çalışıyorum.
Arkadaş üç reels izlemiş.
Frekansımı ölçüyor.