'Bu çağ ayrışmalar çağı, geçmişle bağları kopartıyor, dağıtıyor ve pek az birleştiriyor.

‘Bu çağ ayrışmalar çağı, geçmişle bağları kopartıyor, dağıtıyor ve pek az birleştiriyor. Dünya Köyü benzetmesi bir metafor, küreselleşme sözü de yeni iktidar paylaşımını nitelendirme biçimi olarak kalıyor. Bu ikisi arasında Büyük Rahatsızlık sürüp gidiyor, bizi bozulmuş bir düzenle ve hala belirsizliği koruyan bir gelecekle yüz yüze bırakıyor’ diyor Georges Balandier, ‘Büyük Rahatsızlık’ kitabında…

Küreselleşmenin afallattığı insanlara zorunlu eğitim hapını zorla yutturan ve bunun dışında da teknik kirlenmeye maruz bırakan elitler, toplumlarda büyük bir depresyona yol açtılar.

Bu kitlesel stres hali kuşkusuz gücü kontrol edenlerin yararına hizmet ediyor. Balandier’in de tespitiyle bir tür uluslararası şiddet piyasası teşekkül ediyor.

Şiddet kendi kendini besleyip kuvvetleniyor. Ağlar üzerinden gerçekleşen iletişim, sosyal medya algoritmaları, yozlaşmış ana akım medya, küresel elitlerin programlarını uygulamaktan toplumları kontrol edemeyen iktidarlar...

Hal böyle olunca insanın kendini gerçekleştirmesinin tüm yolları neredeyse tıkandı.

Buna üst üste gelen ekonomik sıkıntılar da eklenince sürekli olarak dönüşümü üreten sistemlere tabi olan itaatkâr bir nesne durumuna indirgendi.

Açıkçası dünyanın neye dönüşeceği konusunda bir belirsizlik hâkim. Bu yüzdendir ki ‘ilerlemeciliği’ bize yutturarak yeni dünyanın inşasına kalkışıyorlar. İnsan da bu yeni inşa edilen dünyanın yabancısı konumuna getiriliyor.

Tam da bu çaresizlik ve sıkıştırılmışlık, yapay dünya sisteminde şiddet üretiyor.

Bir önceki yüzyılın sömürgeciliği bugün kendini küreselleşme olarak yeniden üretti. Alabildiğine bir mülksüzleştirme, korkunç bir kontrol düzeneği, otoriterlik ve insanın kendini imha etme süreci…

Küreselleşme ve medenileştirme arasında sıkıştırılan benlikler, geleceğe odaklı yeni dünya düzenine indirgenen hayatlar, kolektif hayatın çürümeye yüz tutması ve kaçınılmaz son; çürüme…

Ruhu bedenlerinden çekilen insanların gittikçe mekanikleşmesi ve hayatı dümdüz bir çizgiden ibaret saymaları küreselleşmenin tam da istediği bir sömürgecilik biçimidir.

Bu yeni sömürgecilik biçimi bu yüzyılda doğrudan insan ruhuna hedef almaktadır. Ve bizler merdiveni yanlış duvara yaslamak suretiyle umudu başka bir yere taşıma gayreti gösteriyoruz.

Bu daralma, ruhu körelterek zihni melekeleri de dumura uğratıyor. O yüzdendir ki her gün küçük bir kaşıkla kendi mezarımızı kazıyoruz.

Çünkü geleceğin büyülü beklentisi karşısında sığınak aramak yerine çareyi yapay zekâda arayan bir kafa yapısı inşa edildi. Küreselleşmenin sersemlettiği bu bilinç kayması sömürülmenin tam da kendisi değil midir?

Aslında özgür olabilme potansiyelimiz elimizden alınıyor. İnsanlığımızı gerçekleştirme kabiliyetimiz ana akım medya üzerinden tarihîn sonu şeklinde aptalca argümanlarla köreltiliyor.

Uzmanlar tam da bu noktada toplum sağlığı açısından zararlıdır. Zararlıdır çünkü duru bir zihne sahip olmadıkları gibi küresel biri network üzerinden programlanmışlardır.

Bu insanlar yeri geldiğinde Gazze'de yaşanan katliamı birbirleriyle şakalaşarak güle oynaya analiz etmeye kalkarlar. Yeri geldiğinde de ciddi bir örünüm sergileyerek küresel sömürü düzeninin kurumlarına sorgusuz itaat etmemizi tavsiye ederler.

Sevgili dostlar, ahlak, erdem, vicdan ve aklı ileri seviyede diri tutmanın ne denli gerekli olduğu bir zaman dilimindeyiz. Gittikçe şiddete, savaşa ayarlanmış, diğerlerini yok etmek için programlanmış robotlara benziyoruz. Düşünme, var olma, merhamet ve sevgi kanallarının tıkandığı berbat bir durum bu.

Tam da böyle bir zamanda duru bir zihne sahip olmanın ne denli kıymetli olduğunu idrak etmek durumundayız. Bu inanın yabana atılır bir şey değil.

Şiddete ayarlı bir zihni tasfiye etmenin en çıkar yol olduğunu söylemeye çalışıyorum. Bu basit, sıradan, bayağı dünyayı yıkmalıyız diyorum kısacası. İnsan bir devrim yapacaksa eğer bunu kendi içinde yapmalıdır. Devir öyle bir devir.