Amerika’ya ilk yerleşen kafileden “hacca giden evliyalar” diye söz edilir başka bir deyişle Pilgrim Fathers.

Bu kafile ilk yerleştikleri Massachusetts’i, yeni Filistin, Atlantik’i Kızıl Deniz, Amerika’yı İsrail toprağı, Amerikan yerlilerini de (Kızılderililer) Kenanlılar olarak gördüler. Sonrası malum, büyük kıyım.

O günden beridir dünya milletlerinin başına bela olan Amerika, bugün de bir imparatorluk kurma peşindedir. Bunu da İran engelini ortadan kaldırarak Pasifik üzerinden kendi egemenliğini pekiştirmek istiyor.

Şimdi size İran üzerinden küçük bir tarihi hatırlatma yaparak gerçek emelinin ne olduğunu izah etmeye çalışacağım.

1977 yılbaşı gecesi İran’da artan iç karışıklığının ortasında, ABD Başkanı Jimmy Carter, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ile görkemli bir yemeğine katıldı.

Carter, "İran, Şah'ın büyük liderliği sayesinde, dünyanın en sorunlu bölgesi olmaktan kurtularak istikrara kavuştu” dedi ve sonra birlikte kadeh kaldırdılar.

Bu noktaya nasıl gelindi? O halde biraz daha geriye gidelim.

İngilizler, 1901 yılında İran petrolünü 60 yıllığına kendi tekellerine almıştı. 1933’ gelindiğinde bunu bir 60 yıl daha uzattılar. Elde ettikleri gelirlerden sadece yüzde 16’sı ancak İran’a verdiler. Halkın payına düşen ise koca bir sıfırdı.

Sonra Muhammed Musaddık geldi ve ülke petrolünü millileştirmeye çalıştı. Hikâyesi uzun o yüzden kısa geçiyorum.

Musaddık, İngiliz elçilerini kapı dışarı atınca bu sefer işler değişti. İran, Amerika’ya havale edildi. Bunun için de CIA’nın Orta Doğu biriminden ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in torunu Kermit Roosevelt ile M16’dan John Sinelair bu iş için görevlendirildi.

CIA direktörü de “Hedef; insan zihnindeki savaşı kazanmaktır” diyen Allen Dulles’ti.

Kısacası adam satın alarak İran’ı bugün de olduğu gibi karıştırmayı becerdiler. Musaddık tutuklandı ve Şah Rıza Pehlevi’nin 25 yıl süren iktidarlığı başlamış oldu. Ta ki 1979 devrimine kadar

Kısacası "Ajax Operasyonu" sırasında, CIA, İngiliz MI6 ile iş birliği içinde, İran petrolünü millileştirme ve Batı kontrolünden geri alma vaadiyle seçimleri kazanan demokratik olarak seçilmiş İran Başbakanı Muhammed Musaddık devri kapanmıştı.

Şah Pehlevi gelir gelmez soluğu Washington'da aldı. İran'da istikrar için bir yol haritası verdiler eline. Dokuz ay sonra Şah, Fidel Castro'nun Küba'daki kızıl devrimine benzer "aşağıdan yukarıya" radikal bir değişiklik yapmaya çalıştı.

Yani modernleştirici, reformlar paketi olan Beyaz Devrim'ini açıkladı. 1963 baharında, ABD Barış Gönüllüleri Amerikan modernleşmesini savunmak için İran'a akın etti ve yüzlerce ABD şirketi Şah'a yatırım yapmaya başlayınca, milyonlarca varil petrol İran'dan ABD'ye akmaya başladı.

Uzatmayalım sonra Humeyni ve 1979 İran devrimi gerçekleşti. Şah, Amerika’ya sığınmak istedi ama Amerika onu kabul etmedi. O da Mısır’a sığınmak zorunda kaldı.

Böyledir bu işler, satın alınan her adam bir gün satılır.

Bugün Trump ve ekibi İran'ı Orta Doğu'da "istikrar bozucu, tehlikeli bir güç" olarak nitelendiriyor. Hemen her gün ekranlara çıkarılan içimizdeki Amerikancılar da aynı kanaati savunuyor.

Tahran'ın tamamen teslim olmasını, nükleer programından, balistik füze programından vazgeçmesini istiyorlar. Asıl mesele de "direniş eksenini" (Hizbullah, Yemen'deki Ensarullah, Irak milisleri, Hamas vb.) tamamen bitirmek ve kendilerine alan açmaktır.

Yukarıda bahsettiğim tarihi sürecin bir benzerini bugün de yaşıyoruz.

Sözün özü; ABD küresel egemenliği hedefliyor. Tüm bu adımların amacı bir imparatorluk kurmaktır. Bu hedefe ulaşmak için kaç kişiye, kaç ülkeye zarar vermesi gerektiğiyle de ilgilenmiyor.

Bugün İsrail ile birlikte İran’a saldırıyor. Bölgemiz yine bir kaosun tam ortasında. Gün birlik olma günüdür.