Mackinder, 1904'te şöyle demişti; "Doğu Avrupa'yı kontrol eden, Orta Bölge'yi kontrol eder; Orta Bölge'yi kontrol eden, Dünya Adası'nı kontrol eder; Dünya Adası'nı kontrol eden, dünyayı kontrol eder."
“Dünya adası" dediği yer, Avrupa, Asya ve Afrika'yı kapsayan bitişik kara kütlesiydi. Burası yeryüzündeki en büyük jeopolitik bölgedir. Nüfusunun yaklaşık %85'ine, tarım arazilerinin büyük çoğunluğuna, sanayi kapasitesinin önemli bir bölümüne ve dünyanın en önemli enerji ve hammadde rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Avrasya tek başına küresel kara alanının yaklaşık %36'sını oluştururken, dünya nüfusunun yaklaşık %70 ila %75'ine ev sahipliği yapmakta ve küresel GSYİH'nin %60'ından fazlasını üretmektedir.
Zbigniew Brzezinski de 1997 yılında yazdığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında Avrasya'yı, küresel güç ilişkilerinin geleceğinin belirlendiği "jeopolitik satranç tahtası" olarak tanımlamıştı.
Brzezinski açıkça, ilk gerçek küresel süper güç olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin temel stratejik hedefinin, Amerikan hegemonyasına meydan okuyabilecek baskın bir gücün veya güç bloğunun Avrasya'da ortaya çıkmasını engellemek olduğunu savundu.
Geçenlerde yazar Uwe Froschauer bu konuda çok güzel bir yazı kaleme aldı ve tam da bu noktada İran’ın önemine vurgu yaptı. İran malumunuz Avrasya'nın en önemli kavşak noktalarından birinde yer alıyor.
Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar ve Hint Okyanusu arasında yer alan bu ülke, dünyanın en önemli enerji ve ticaret bölgelerinin bağlantı noktasıdır. Bu nedenle İran, on yıllardır Avrasya satranç tahtasında merkezi jeopolitik eksenlerden biri olarak kabul edilir.
İran aynı zamanda dünyanın ikinci büyük doğal gaz rezervlerine sahip ve petrol rezervleri bakımından da ilk beş ülke arasında yer alıyor.
Bunların hepsi birlikte ele alındığında, dünyanın en büyük enerji potansiyellerinden birini temsil ediyor. Bu potansiyel uluslararası altyapı projelerine tam olarak entegre edilirse, İran Rusya, Orta Asya, Orta Doğu, Avrupa ve Asya arasında merkezi bir enerji ve transit merkezi haline gelebilir.
Uwe Froschauer’in de ifade ettiği gibi, bugün yaşananlar İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaş ya da İran nükleer programı gibi konularla ilgili olmaktan ziyade, gelecekte Avrasya'nın kilit ulaşım, enerji ve güç eksenlerini hangi güçlerin şekillendireceği stratejik sorusuyla ilgilidir.
Brzezinski'nin bahsettiği jeopolitik satranç tahtasında İran, bölgesel bir aktörden çok daha fazlası gibi duruyor. Kısacası tüm kıtanın stratejik mimarisinde kilit bir unsurdur.
Şimdi meseleye bu açıdan baktığımızda karşımızda İngiltere ve Amerika rekabeti çıkıyor. Yani İran kilidini açan güç aynı zamanda dünya egemenliğine giden yolu da açacaktır.
Vaktiyle bu köşeden de duyurmuştuk. 2022 yılında Riyad'da düzenlenen Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Körfez ülkelerinden yapılacak petrol ve gaz ticaretinde Yuan para biriminin kullanılması için çalışma yapacağını söylemişti.
2023 yılında Çin ve Suudi Arabistan arasında yaklaşık 7 milyar dolar değerinde yerel para birimi temelli swap anlaşması imzalandı.
Düşünün, ABD’nin bölgedeki en önemli iki müttefiki olan Sudi Arabistan ve BAE gibi ülkelere savunma sanayisi ihracatı rekorları kırıldı.
Saddam Hüseyin, petrol alışverişinde dolardan çıkmak gerektiğini duyurduğu gün, Bush, İran ve Kuzey Kore’yi de dahil ederek bu ülkeleri “Şer Ekseni” olarak nitelendirmiş ve Saddam’ın ipini çekmişti.
Bugün de Avrasya kanadında yeni para birimleri ortaya çıkıyor ve yerel para birimleri üzerinden ticari anlaşmalar yapılıyor. Amerika, bu ekseni kırmak ve Çin’in bölgede aktif olmasını engellemek için savaş başlattı.
İşin enteresan tarafı Amerika Çin’i zayıflatıp Rusya’yı güçlendirme yolunu tercih ederken, İngiltere de Çin’i güçlendirip Rusya’yı zayıflatmayı tercih ediyor. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü?
Bir kere olsun Şii-Sünni polemiğine girmeden duru bir zihinle meseleye yaklaşabilseler diyeceğim ama belli ki bu tür tartışmaları kasıtlı olarak yaptırıyorlar.