Zor zamanlar geçiriyoruz. Sürekli aramıza fitne tohumları ekip bundan çıkar sağlayanlar var. Bu yüzdendir ki yıllardır aynı toprağın, aynı medeniyetin aynı dinin insanları birbirleriyle kavga ettirildi.
Arap ve İslam ülkeleri kendi aralarında tefrika yaşarken liderleri ya asılarak ya da tekmelenerek hayatını kaybetti.
Milyonlarca sivil masum insan emperyalist güçler tarafından katledildi. Ebu Gureyb cezaevlerinde işkenceden geçirildi.
Onları vuran, yıkan güç, aynı güç olmasına rağmen ne yazık ki birbirleriyle çatışmayı ve ayrışmayı tercih ettiler.
Churchill, “Ne olursa olsun Araplarla Türkleri bir araya getirmeyin. Çünkü bizim çıkarlarımız bu ikisinin bir araya gelmemesidir” demişti. İşte bu oldu. Ne Türkler Arapları, ne Araplar Türkleri sevdi.
Şii-Sünni ihtilafı yüzünden sürekli olarak birbirlerine saldırdılar.
Bu ayrışmanın kökeninde MOSSAD, CIA ve M16 gibi istihbarat örgütlerini aramalıyız. Ülkelerden satın aldıkları her kesimden insanlarla özellikle mezhep çatışmasını körükleyen ve her defasında Amerika’nın menfaatine yönelik algı üreten bir kitle oluşturmayı başardılar.
Öyle ki bu insanlar Amerika’nın hukuksuzca başlattığı savaşı açıktan kınayamadıkları gibi İran’ı kötüleyen, zayıf ve aciz gösteren yorumlar yaptılar.
Savaşın tam ortasında kasıtlı olarak mezhep üzerinden İran’ı kötüleyerek içeride Amerika’ya karşı oluşacak birlikteliğinin önünü kesmek istediler. Birliktelik çağrısı yapanları da İrancı, Şiici ve Mollacı olarak yaftalamayı uygun gördüler.
Bu durum en hafif tabirle bilinçsizlik ve gaflet değilse bu coğrafyaya ihanettir. Yıllardır İsrail Gazze’de çocuk öldürürken, sadece şiir yazmakla yetinen bu tayfa, İran’ın gök kubbeyi delerek Tel Aviv’i vurması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Hiçbir ilke, değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farsi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi?” diyerek verdiği birliktelik mesajına rağmen fitneciler hala hız kesmeden çatışmayı körükleyen yorumlar yapmaya devam ediyor.
Bakınız bugün Orta Doğu'daki 13 ABD üssü, İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırıları sonucu o kadar ağır hasar gördü ki neredeyse kullanılamaz hale geldi.
Aynı şekilde F35 balonu patladı. İsrail’in istihbarat ve güvenlik sistemi çöktü. Tüm bunlar olurken hala ayrılığı körükleyen paylaşımların yapılıyor olması asla masum değildir.
Ne demek istediğimi size net bir şekilde ifade edeyim.
Bugün Amerika ve İsrail gibi hukuk tanımayan terör devletlerinin karşısında hangi ülke olursa olsun desteklerim. Zira ne İrancı ne İslamcı ne de Rusçuyum. Bunun için insan olmak kâfi değil midir?
Bugünlerde kardeşlik, birlik ve beraberlik gibi söylemlerin emperyalist güçlere karşı bir meydan okuma olduğu bilinmelidir. Bu anlamda içinde yaşadığımız yüzyılda en büyük başkaldırı birlik olmaktır.
Tam bir samimiyetle birbirlerini kucaklayan insanların erişebilecekleri güç gerçekte hesaplanamayacak kadar büyük ve bir o kadar da emperyalist güçlerin önünde engel teşkil edecektir.
Tanrılaştırılan rejimler, sistemler, ülkeler, birliktelik bilincinin meydana getirdiği güçle sarsılacak ve halklar bu anlamsız esaretten kurtularak bağımsızlıklarını kazanacaklardır.
Ancak bir türlü bunu beceremiyoruz. İsrail’in, İngiltere’nin ve Amerika’nın tuzaklarına düşüyoruz. Münevver sanılan insanlar şöyle bir zamanda dahi ayrışmayı körüklemek için çaba sarf ediyor.
Oysa bir münevverin görevi, kamplar yaratmak olmamalı, bu toplumun içindeki yerini ve ağırlığını bilmelidir bir münevver.
Gazeteci, yazar denilen, yalaka, lüpçü tayfayı kâle bile almıyorum ama aklı başında insanlara böylesi kritik bir dönemde büyük ihtiyaç var.