İran, ABD ve İsrail arasında gerçekleşen savaş tüm hızıyla devam ederken. Dünya Ekonomik Forumu, “50 Investible Opportunities for a New Nature Economy-2026) (Yeni Bir Doğa Ekonomisi İçin Yatırım Yapılabilecek 50 Fırsat) başlıklı bir rapor yayınladı.
“Doğanın korunması ile ekonomik büyüme birbirine zıt değil. Aksine, doğru yatırımlarla, trilyonlarca dolarlık ekonomik değer milyonlarca yeni istihdam iklim ve biyoçeşitlilik krizine çözüm aynı anda mümkün” diyorlar.
Anlayacağınız kaynakları korumak bahanesiyle bunların küresel bir finansal sisteme entegrasyonunu konuşmaya başladılar. Kısacası doğayı bir meta haline getirmeye hazırlanıyorlar.
Bunun için de 50 yatırım fırsatı sunuyorlar. Bazı başlıkları ele alalım. Örneğin “Gıda ve Tarım” başlığı altında hayvansal ağırlıklı geleneksel beslenmeden çıkıp bitki ağırlıklı ve teknoloji destekli flexitarian (bitkisel beslenme) modeline doğru bir geçiş planlanıyor.
Yani yapay et ve böcekler de dahil olmak üzere alternatif protein kaynakları, önemli bir yatırım fırsatı olarak vurgulanıyor.
Et tüketimi azaltılıyor, bitkisel proteinler artırılıyor… Çünkü onlara göre tarım ve hayvancılık küresel emisyonların %25’ini etkiliyor! Bu yüzdendir ki beslenme alışkanlığının artık değiştirilmesi gerektiğini söylüyorlar.
“Ormanlar ve arazi kullanımı” başlığı altında kereste üretimine öne çekiyorlar. Burada da ormanlar hem karbon yutağı hem de ekonomik varlık olarak görülüyor. Bunun yanı sıra karbon kredisi projelerine de dikkate almışlar!
“Okyanuslar ve Su Ekonomisi” başlığı altında ise deniz yosunu (seaweed) üretiminden bahsediyorlar.
Yeni nesil alternatif proteinler, hücresel et (lab-grown meat), fermentasyon proteinleri ve mikroalg (yosun) nasıl ama?
Elbette tüm bunlar iklim krizi üzerinden daha az kaynak tüketimi daha yüksek ölçeklenebilirlik, küresel sistemlere daha iyi entegrasyon sağlanabilir türünden gerekçelerle yapılıyor.
Yani siz iklim, kuraklık, kaynakların azalması gibi durumları dert edinmeyin, biz sizi karbon illetinden kurtarıp (vergilerinizi ödemek şartıyla) yepyeni bir beslenme modeliyle bunu sektör haline getireceğiz demeye çalışıyorlar.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde bir ara yaşadığımız enflasyon krizinin iklim değişikliğiyle bağlantılı olabileceğini söylüyordu. Bugün İran üzerinden yürüyen savaşta ortaya çıkan enerji krizini de fevkalade iklime bağlayıp bunun ekonomisini bize yutturabilirler.
Kuşkusuz bu satırları yazan ve okuyan bir kitleyi yutturamazlar ama ülkemizde iklim kanunu için günlerce vaz veren kadrolu uzmanları rahatlıkla yutturabilirler.
Dubai’de düzenlenen iklim zirvesinde; gıda, küresel sıcaklıkları artıran ısınma gazlarının üçte birine katkıda bulunuyor diyerek 130'dan fazla ülkeye gıdayla ilgili bir deklarasyona imzalatmamışlar mıydı?
Bu ülkeler de 5,7 milyar insanı ve küresel gıda üretimi ve tüketiminden kaynaklanan tüm emisyonların yüzde 75'ini temsil ettiklerine inanıyordu. Öyle ki Oxford Üniversitesi'nin çalışması göre; et yiyen biri her gün 10,24 kg sera gazı üretiyordu.
Böylesi aptalca argümanlarla üstelik savaşın tam ortasında, doğamızı ve kaynaklarımızı metalaştırıyorlar.
Açıkçası her şey küresel bir finansal ve kontrol sistemine tabi kılınıyor. Sadece enerji değil, yaşamın tüm doğal temeli de ekonomik bir meta haline getiriliyor.
Bunu insanları kontrol etmek ve onları yeni sosyalist rejimin itaatkâr köleleri haline getirmek için yapıyorlar.
Demem o ki tüm gözler ve dikkatler savaşa odaklanmışken arka planda, tesis edilecek yeni rejimin alt yapısı kuruluyor.
