Bütün Memleket matbûâtı, ikiye bölünmüş hâlde, kalem münâkaşasına katılıyor

Zekeriya Sertel’in 22 Ekim 1937 târihli Tan’ın beşinci sayfasındaki “Davanın İçyüzü” başlıklı fıkrasında da belirttiği vechiyle, Cumhuriyet ile Tan arasında kalem münâkaşası mevzûu olan mes’ele, “bütün matbûâtı işgâl etmektedir”. Buna ilâve edilecek dîğer mühim tesbît, (Kemalist “zâhirî tarafsızlık stratejisi” îcâbı) matbûâtın bir kesiminin Tan’ı, dîğer kesiminin de Cumhuriyet’i haklı görmesidir. Bu bölünme, aynı zamânda, (zâhiren) Almanya’ya meyilli olanlar ile Demokrat memleketlere (hakîkatte Siyonist Cephesine) meyilli olanlar arasındaki bir bölünmedir…

“Alman Propaganda Nazırının Nuremberg’teki nutku üzerine TAN’ın ortaya attığı mesele, birkaç gündenberi bütün Türk matbuatını işgal etmektedir.

“Bu nutkun ve bu nutukta Türkiyenin Alman siyaseti arkasından giden bir devlet olarak gösterilmesinin derin mânaları vardır. Bu mânayı anlamak için Almanyanın Yakın Şarktaki siyaseti hakkında biraz etraflı malûmata ihtiyaç vardır. Bu siyaseti bilenler, hâdiseleri yakından takip edip içyüzünü görenler Dr. Goebbels’in ne demek istediğini anlamakta güçlük çekmezler. Bu hakikatleri bildikten sonra da bazı gazetelerimizin bu meseleyi örtbas etmek istemesindeki fecaat daha vuzuh ve sarahatle görülebelir.”

Zekeriya Sertel, Almanya ile İtalya arasındaki nüfûz paylaşımında “Türkiye’nin Almanya’nın hissesine düştüğünü” iddiâ ediyor

Zekeriya Sertel, fıkrasının devâmında, Bükreş’te münteşir Fransızca Moment mecmûası ile yine Fransızca Œuvre gazetesine istinâden Nazi Almanya’sı ile Faşist İtalya’nın Balkanlar ve Yakın-Şark’ta nüfûz têsîs etme emellerinden bahsediyor ve aralarındaki mutâbakata nazaran “Türkiye’nin Almanya’nın hissesine düştüğünü” iddiâ ediyor. Onun noktainazarına göre, Goebbels’in Nürnberg Kongresi’ndeki nutkunu bu çerçevede değerlendirmek îcâb eder:

“Romanyalı muharririn (Dr. S. Ulpia), ufkumuzu aydınlatan bu projektörüyle son Mussolini – Hitler mülâkatını görmiye çalışalım. Hitler, Mussoliniye, İspanya meselesinde sonuna kadar yardım vadediyor. Bugün İtalya için İspanya ve Akdeniz meselesi birinci derecede ehemmiyeti haizdir. Bu sahada Almanyanın yardımını temin etmek için Balkan ve Yakın Şark nüfuz mıntakalarında Almanyaya müsait davranabilir. Nitekim Avusturya ve Macaristanı tamamen Almanyaya bıraktığı, Balkanlarda ve Yakın Şarkta nüfuzunu arttırmıya göz yumacağı da, görüşü ve istihbaratı çok kuvvetli olan Œuvre gazetesi muharrirlerinden Geneviève Taboui’nin neşriyatından anlaşılıyor.

“Cihan harbinden evvel de Balkanlar ve Yakın Şark, nüfuz mıntakalarına ayrılmıştı. Bu paylaşma siyaseti evvelâ Balkan harbini, sonra Cihan harbini doğurdu. Bugün de yine bir paylaşma siyasetine şahit oluyoruz. Yalnız bu defa da sahnede görülen aktörler değişmiştir. Bu paylaşmada Türkiye Almanyanın hissesine düşmüştür. Almanya, bu payı üzerinde faaliyettedir.

“İşte Goebbels’in bahsettiği muvaffakıyet bu faaliyetin semeresidir.

“Uyumıyalım, ve bizi uyutmak istiyenlerin afyonlu telkinlerine kapılmıyalım. Uyanık bulunmak, korkulu rüya görmekten iyidir.” (M. Zekeriya, “Davanın İçyüzü”, Tan, 22.10.1937, s. 5)

Bu muhâkemeden, tabiî, Almanya’ya cephe almak netîcesi çıkıyor…

Yalman: “Derebeyi ve mürteci rûhlu Yunus Nadi, köpürüyor, tepiniyor…”

Cumhuriyet ile Tan arasında Goebbels’in Nürnberg Nutkundan yola çıkarak yapılan kalem münakaşası, nefsâniyetle karışarak, şahsıyât yaparak ilerlemektedir. Yunus Nadi’nin 22 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’in birinci sayfasında, “Ahmed Emin Yalmana” başlıklı fıkrasında, galîz ifâdelerle ona şiddetle hücûm etmesini, bâhusûs onun “Dönme kavim ve kabîlesine” mensûbiyetine, “ırkının tashîh kabûl̃ etmez cibilliyetine”, “göründüğü gibi olamıyan ve olduğu gibi görünemiyen kavmî hüviyetine”, “kendi vesîkasıyle müeyyed olarak alnına vurulmuş silinmez zillet damgasına”, “yalancıktan dînini değiştirmiş Sabatay Sevi’nin torunu olması” vâkıasına dikkati çekmesini müteâk̆ib, Yalman da, muârızına, aynı tonda, 23 Ekim 1937 târihli Tan’da neşrettiği iki makâleyle cevâb veriyor. Bunlardan birinci sayfada manşetten neşredilen “Derebeyi Nasıl Düşünür? Yunus Nadi Kendi Kendisini Teşhir Ediyor!” başlıklı ilkinde, Yunus Nadi’yi, bir kerre daha, “derebeyi ve mürteci zihniyetiyle” hareket etmekle ithâm ediyor:

“…Türk gazetelerinin haklı tenkitlerine ve tabiî hassasiyetine karşı ‘Cumhuriyet’ gazetesinin bir yabancı davaya avukatlık ettiğini görünce bu mesele üzerinde ancak bir memleket meselesi şeklinde durduk. B. Nadi, menfaatine dokunulan ve nikabı çıkarılan adam sıfatile, çok tabii olarak, köpürdü ve tepindi. Dün de öyle bir yazı yazmıştır ki, derebeylik ve mürteci ruhluluk noktalarındaki ithamlarımızı en açık bir şekilde teyit etmiş ve bu sıfatlarile kendi kendini teşhir etmiştir. Maksadı, üst perdelere çıkarak beni susturmak ve evvelki gün tarif ettiğim klâsik derebeylik usulünün icabı olarak ortalığı toza, dumana boğmaktır. B. Yunus Nadiye haber vereyim ki, bu gayesine kavuşamamıştır. İlh…” (Ahmet Emin Yalman, “Derebeyi Nasıl Düşünür?”, Tan, 23.10.1937, s. 1)

Yalman, “çifte şahsıyetli Yunus Nadi”nin -yakın dostu olduğu- “müsbet, yânî gazeteci şahsıyeti”ni medhederken, “iş adamı şahsıyeti”ni yerden yere çalıyor

Yalman, 23 Ekim 1937 târihli aynı nüshanın beşinci sayfasında dört sütûnu kaplıyan “Türk gazeteciliğinin halle muhtaç bir davası… Gazeteci ‘Nadi’ iş adamı ‘Nadi’yi Cumhuriyet Matbaasından kapıdışarı etmeli!” başlıklı pek uzun makâlesinde, Yunus Nadi’nin -biri müsbet, dîğeri menfî olmak üzere- birbirini nakzeden iki zıd şahsıyete mâlik olduğunu iddiâ ediyor ve müsbet şahsıyetli “gazeteci Nadi”yle uzun senelere dayanan dostâne münâsebetlerini tebârüz ettirirken, menfî şahsıyetli “iş adamı Nadi”yi, pek ağır ifâdelerle, yerden yere çalıyor:

“…Birden fazla şahsiyet sahibi çok adam gördüm. Fakat Cumhuriyet gazetesi sahibi B. Yunus Nadi kadar dağınık ve zıt şahsiyetleri ayni vücutta birleştiren bir insana hiç rastgelmedim. Belki de bu noktada dünya rekoru B. Yunus Nadidedir.

“İyi bir arkadaş, idealist bir gazeteci, mükemmel bir baba, hassas bir insan; sonra iş meselelerinde gözü kararan ve sağını, solunu görmiyen, derebeyi ruhlu haşin bir adam, rekabete hiç tahammülü olmıyan dar düşünceli bir gazeteci ayni vücut içinde yaşar durur. […]

“Nadi ile uzun seneler meslektaşlık ettim. Kendisini dünyanın en iyi arkadaş ve en iyi adamı sandığım dakikalar oldu. Bazan da ayni adamı gözü dönmüş, rakibini arkadan bıçaklamıya müheyya bir hırs ve kin adamı vaziyetinde gördüm. […]

“Cumhuriyetin birçok sütunlarını dolduran düşmanca yazılarda eski Babıâli caddesinin, şuna buna çatmak ve saldırmak hakkında klâsik usullerinin bütün icapları vardı. Sen ve ben kavgası en çirkin şeklinde açılmış, en ciddî fikirler tahrife uğratılmış, ‘sen cahilsin, ben üstünüm’ yolundaki iddialar sıraya dizilmişti. Kavga malzemesinde hiç eksik yoktu. […]

“Cumhuriyet gazetesinde vakit vakit çok açık iş gazeteciliğinin izlerine tesadüf ediliyor. Gazetecilerden mürekkep bir haysiyet heyeti ‘Cumhuriyet’ gazetesinin kolleksiyonlarını karıştırırsa iş gazeteciliğinin türlü türlü izlerile karşılaşacaktır. İlh…” (Ahmet Emin Yalman, ““Türk gazeteciliğinin halle muhtaç bir davası”, Tan, 23.10.1937, s. 5)

(Haber-Akşam Postası, 14.10.1937, s. 1. Sâhibi ve Neşriyât Müdürü: Hasan Rasim Us.)

Bütün Memleket matbûâtı, ikiye bölünmüş hâlde, kalem münâkaşasına katılıyor… Kemalist “tarafsızlık” stratejisi mûcibince, Us kardeşlerin (Mehmet Asım, Hakkı Tarık ve Hasan Rasim Us) gazeteleri (Kurun ve Haber-Akşam Postası), Tan’ınkine yakın bir tavrı benimsemişlerdi: “Dr. Göbels’in Bir Palavrası… Dr. Göbels adlı, Liliput çaplı bir Deutschland vatandaşı… Nurembergde yapılan son Nazi kongresinde, Alman Nasyonal Sosyalizminin Türkiyede muvaffakiyetle inkişaf etmekte olduğunu iddia eden Almanya propaganda Nazırı böyle bir eski hüner (dahilî yutturma hüneri) göstermiş oluyor.”

***

“Kemalist Türkiye”de Kıpkızıl bir aylık mecmûa: Projektör

23 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’te Tan’la kalem münâkaşası bir makâle ve bir haberle devâm ediyor. Makâle, yine, Tan’cıların Komünizm propagandası yaptığı müddeâsını işliyor. Bunun için, bu def’a, Sabiha Sertel’in Mart 1936’da neşrettiği ve kısa bir müddet sonra Hükûmet tarafından kapatılıp piyasadaki nüshaları toplatılan Projektör mecmûası misâl veriliyor. Tahmînimizce yine Peyami Safa tarafından kaleme alınmış makâle, bu mecmûanın bir resmiyle birinci sayfada anons ediliyor, üçüncü sayfada, iki sütûn üzerinden, “Propagandayı kim yapıyor? Vesikalar serisine bir [tâne] daha ilâve ediyoruz… Baştan aşağıya kadar bolşevik propagandası yapmak istiyen bu mecmuayı da onlar çıkardı!” başlığı altında, mezkûr mecmûadan iktibâslarla delîllendirilmiş uzunca bir îzâhatla devâm ediyor:

“Şu Sabiha Zekeriya dedikleri kadıncağız, geçen sene ‘Projektör’ adlı bir mecmua çıkarmıştı. Kapağından en son sahifesine kadar, her satırında memlekete bolşevizm kundağını sokmak istiyen bu yağlı paçavrayı hükûmet çöp tenekesine attı, yani mecmuayı kapattı.