Sabiha Sertel’in ikinci makâlesi: “Şark’la Olan Son Râbıtamızı da Kestik”
Sabiha Sertel’in “Şark’la Olan Son Râbıtamızı da Kestik” başlıklı ikinci makâlesi, Resimli Ay’ın Eyl̃ûl̃ 1928 nüshasında (No: 55-7) intişâr etmiştir. Bunda da, o, her zamanki sinsiliğiyle, hep aynı şeytânî mantıkla, Türk kültürünün topyek̃ûn tasfiye edilip yerine Materyalist Avrupa kültürünün ikâme edilme “cidâl”ini, yaldızlı l̃âflarla allayıp pullıyarak, bizzat kültürü, benliği katledilen mazl̃ûm halka alkışlatma gayreti içindedir. Bu meyânda, Türk kültürünü tezyîf ve Türk milletine usturuplu hakâretler etmekte, Türk milletini, “g̃âvurluk” olarak gördüğü “Avrupalılığı” benimsemediği için “medenî” olmamakla ithâm etmekte, ayrıca, Türk dil ve edebiyâtının, 19. asrın ortalarından îtibâren. Fransız dil ve edebiyâtından istifâde ederek, ne kadar çok gelişmiş olduğunu bilmezden gelmektedir:
“…Türk târihi siyâsî zaferlerle doludur. Fakat hiçbir zafer Türk’ü istiklâline sahip yapmamış, Türk’ü medenî zümreler arasına sokmamıştır. Dünyâ, devâsa bir sür’atle ve terakkî yolunda koşarken, biz başımızı Şark’a çevirmiş, Şark kültüründen getirdiğimiz Dîvan edebiyâtı ile, insanlara acz ve meskenet veren Şark ahlâkı, Şark düşünüşü, Şark tevekkülü ile dünyâya arkamızı dönmüş, medeniyetin, refâh ve saâdetin, istiklâlin ağaçtan armut düşer gibi ağzımıza düşmesini beklemiştik.
“Birbirini izleyen mağlûbiyetler bizim hep Şark kültürü altında milliyetimizi, lisânımızı, benliğimizi kaybetmemizin, Garb medeniyetine ve ilerlemelerine uzak kalmamızın netîceleriydi. […]
“L̃atin har̃flerinin kabûl̃ü ile, eski bir kültürden medenî bir kültüre geçmiş oluyoruz. Ve işte Şark’la olan son râbıtamız da burada nihâyet buluyor.”
“İşte, istiklâlimize sâhib olduğumuz günden beri geçirdiğimiz inkılâplar, bu istiklâli muhâfaza etmek, Türkiye’yi medenî devlet zümrelerinden biri yapmak, bu siyâsî zaferi, iktisâdî, ictimâî zaferlerle donatmak için açılmış birer savaştır.
“Şark kültürü, edebiyâtımıza, lisânımıza, zihniyetlerimize, akîdelerimize, fikrî ve ictimâî hayâtımıza, kıyâfetimize uzun senelerden beri têsîr icrâ etmiş bir kültürdür. Şimdi bir an’ane hâline gelmiş, Türk’ün enerjisini uyuşturmuş olan bu kültürün têsîrlerinden kurtulmak için açtığımız cidâl, son bir zafer daha kazanmıştır.
“Dînle siyâseti ayırdıktan, Şark’ın hukukuna istinâd eden kanûnları medenî kanûnlarla tebdîl ettikten, kıyâfetlerimizi yeknesak ve bediî bir şekle ifrâğ ettikten sonra bugün lisânımızda başlıyan inkılâp, şimdiye kadar yapılan inkılâbın en mühim bir safhasıdır.
“Siyâsî zaferle nasıl bir devir kapatmış, yeni bir devir açmış ve yeni bir devlet kurmuşsak, Latin harflerinin kabulü ile yine bir devir kapamış, eski bir kültürden medenî bir kültüre geçmiş oluyoruz. Ve işte Şark’la olan son râbıtamız da burada nihâyet buluyor.
“Şarkın kısır, mânâsız, fikirden tamâmen ârî dîvan, mahdût sâk̆î edebiyâtına vedâ ediyoruz. Bugüne kadar, edebiyâtımıza, mûsıkîmize têsîr eden bu kültür, bugün artık Türk’ün rûhundaki bediî zevk̆i tatmîn edemez. Artık ilhâm ararken gözlerimizi Garp edebiyâtına çevirecek, oradan ilhâm ve metod alacağız. […]

Sertel’lerin Resimli Ay mecmûasının 1937 senesi 22. sayısı.
Kemalist İhtilâlinin üssülesâsı, Selânikli Sabiha Sertel’in kaleminden dile geliyor: “Şark’la olan son râbıtamızı da kesdik… Artık Yüzümüzü Gar̃b Dünyâsına çevireceğiz…”
***
“Şark’a arkamızı dönüp yüzümüzü Gar̃b dünyâsına çevireceğiz”
“İlim için kaynak ararken artık Ali Emir Efendi Kütüphânesi’ndeki Şark eserlerine değil, Garb’in ilim mêhazlarına mürâcaat edeceğiz. Yeni harfler bu lisanın daha kolaylıkla lisânımıza nakline hizmet edecek, her muallim talebesine mêhaz olarak yalnız kendi irfânını değil, Garb’in ilim ve fikir dünyâsındaki ışıkları da gösterebilecektir.
“Garb medeniyetini, Garb irfânını daha yakından tâkîb edeceğiz. Fennin yeni îcâdları, Garb medeniyetinin her gün attığı yeni ve sür’atli adımlar, bizim de her merhalesinde tâkîb edebileceğimiz adımlar olacak. Hülâsa, bu def’a da Şark’a arkamızı dönüp yüzümüzü dünyâya, fennin hârikalar yarattığı Garb dünyâsına çevireceğiz.” (Yıldız Sertel 1995: 139-141’den naklen)
Ecdâd: “Dînime dahleden bârî Müslüman olsa!” demiş… Bunu gibi: “Milliyetime dahleden bârî Türk olsa!”
“Türk, Türk , Türk…” Münâfık ağızlarında l̃açkalaşmış bir kelime!
En büyük bir mârifetleri, Mâbûdları gibi, 16. Emir mûcibince Türkden daha Türk görünmek, kendi dal̃âletlerini Türklük kisvesine bürünerek ifâde etmek, aslında nefret ettikleri Türkler nâmına konuşmak, Türklük nâmına ahk̃âm kesmek, her icrââtlarını Türklük için yapılmış gibi göstermek, “Türk” kelimesini biteviye istismâr etmekdir! Başka türlü nasıl muvaffak olabilir, o dal̃âletlerini safderûn Türklere nasıl kabûl̃ ettirebilirlerdi?
Sabiha Sertel’in üçüncü makâlesindeki şeytanlık: “Dînî îmân yerine Milliyetciliği ikâme etmek”!
Sabiha Sertel’in üçüncü pek mühim makâlesi de, Sevimli Ay’ın Kasım 1926 nüshasında (cild: 3, No: 34) çıkmıştır. Sabiha Sertel, bu makâlesinde, Türk çocuklarına ve genclerine, mekteblerde, dînî îman yerine milliyetciliğin îmân olarak telk̆în edilmesini tavsıye etmektedir. Sabiha Sertel’in –gizli, büyük bir projenin parçası olan- bu tavsıyesinin k̃ağıd üzerinde kalmadığı ve nesiller boyu, Türk çocuklarının, mekteblerde, içi boşaltılıp l̃afızdan ibâret hâle getirilmiş bir Türklük ve milliyetcilik hamâsetiyle yetiştirildiği mâl̃ûmdur. Daha doğrusu, Türklük ambal̃ajının içine Frenklik doldurulmuş ve bu sahte Türklük Müslümanlıkla zıdlaştırılmıştır… Hak̆îkaten, ne büyük şeytanlık: G̃ûyâ daha “Türk” olmak için Müslümanlıkla zıdlaştırılarak Frenkleştirilen nesiller!
“Hiç, bir Dönme kızı, bir Türkle evlenebilir mi!”
Sabiha Sertel’in makâlesini okumadan evvel, onun hayâtının genç kızlık devresinden bir sahneye gözlerimizi çevirelim. Sabiha Derviş, “Türk asıllı” (olduğunu beyân eden) Mehmet Zekeriya’yı tanımış, beğenmiş ve onunla evlenmiye niyet etmiştir. Bu niyetini annesi Âtiye Hanım’a açınca, annesinin ak̃sülameli şu sözler oluyor:
“- Sen deli misin? Sen bir Dönme kızısın! Sen bir Türkle nasıl evlenirsin?”
Fakat, (Nazmi ve Âtiye kızı) Sabiha Nazmi, diretiyor… Bunun üzerine, mes’ele, âile büyüğü olarak, ağabey Hidâyet Derviş’e iletiliyor:
“Hidâyet Ağabey hiddetle yerinden fırlıyor ve haykırıyor:
‘- Ne!... Bizim kızımız, bir Dönme kızı, bir Türkle evlenecek öyle mi?...’ ” (Yıldız Sertel 1995: 67)

“Doç. Dr. Yıldız Sertel, 19 Aralık 2009 Cumartesi günü Büyükada Mezarlığı’nda toprağa verildi.” (http://www.sertelvakfi.org/index.htm; 25.6.2010) Sabataî Âmentüsünün 16. Emrinin tatbîkâtı: Bir Müslümanca, bir de kendi usûl̃leriyle cenâze merâsimi… Komünistleri bile Münâfıklıktan vazgeçemiyorlar!
***
“Türkler, murdardır! Kadınları sürüngendir!”
Bir Dönme için ne akıl almaz bir hâl! “Bir Dönme kızı, bir Türkle evlenecek öyle mi?” Çünki böyle bir fiil, bu Münâfık Cemâatinin müessisi Sabetay Sevi’nin (1626 - 1676) 18 Emr’inin 17’ncisini çiğnemek olurdu:
“On yedincisi şudur ki onlarla [Türklerle ve daha umûmî olarak bütün Müslümanlarla] nik̃âh akdedilmemeli, münâsebette bulunulmamalı, hayâtta veyâ memâtta kendileriyle hiçbir yakınlık kurulmamalıdır. Zîrâ onlar murdardır, kadınları sürüngendir ve Kitâb-ı Mukaddes'deki şu Âyet bu mevzû ile al̃âkalıdır: ‘Bir dört ayaklı ile yatana l̃ânet olsun!’ (La dix-septième est que l’on ne doit contracter des alliances avec eux –les musulmans, ni avoir aucun rapport avec eux- ni dans leur vie, ni dans leur mort, car ils sont abomination et leurs femmes sont des reptiles, et c’est à ce sujet que –le verset biblique- a dit: ‘Maudit soit celui qui couche avec un quadrupède’.)”