Geçen hafta dünya liderleri aynı masanın etrafında toplandı. Bu toplantı öncesinde Ankara’da inanılmaz derecede bir hazırlık yapıldı. Özellikle liderlerin karşılanması esnasında çalınan mehter marşı bayağı ilgi gördü.

Uzun bir toplantı sonrası basın açıklamaları dikkatle dinlendi. Liderlere sorular soruldu. Kapalı kapılar ardında bizlerin bilmediği nice görüşmeler gerçekleşti.

Kimi Ukrayna'yı konuştu, kimi Rusya'yı… Kimi savunma harcamalarını, kimi yeni güvenlik tehditlerini…

Ve toplantı sona erdi.

Liderler ülkelerine döndü.

Fotoğraf kareleri arşivlere kaldırıldı.

Fakat geriye cevabı pek sorulmayan bir soru kaldı:

Bu zirvenin gerçek kazananı kimdi?

Çoğu insan "NATO kazandı", "Türkiye kazandı" ya da "Batı birlik mesajı verdi" diyecektir.

Ben aynı kanaatte değilim.

Bana göre bu zirvenin en büyük kazananı savunma sanayisi oldu.

Eskiden savaşlar devletlerin meselesiydi.

Bugün ise savaş, aynı zamanda dev bir ekonomik sektör hâline geldi.

Silah üretimi, füze sistemleri, hava savunma teknolojileri, insansız hava araçları, yapay zekâ destekli savaş sistemleri…

Artık bunlar yalnızca güvenlik başlığı değil; milyarlarca dolarlık küresel bir pazarın parçalarıdır.

NATO'nun son yıllardaki zirvelerine baktığınızda, masada yalnızca generallerin ve diplomatların değil, savunma sanayisinin de görünmez bir şekilde oturduğunu fark edersiniz.

Liderler güvenlikten söz ediyor.

Piyasalar üretim kapasitesini hesaplıyor.

Devletler tehditlerden bahsediyor.

Şirketler yeni siparişlerin hesabını yapıyor.

İşte dünyanın değişen yüzü tam da burada başlıyor.

Soğuk Savaş döneminde ülkeler birbirlerine karşı üstünlük kurmaya çalışıyordu.

Bugün ise üstünlük; daha fazla insansız hava aracı, drone, füze üretmek yani daha fazla teknoloji geliştirebilmekten geçiyor.

Yapay zekâya sahip olan, veri üreten, uydu sistemlerini kontrol eden, çip teknolojisini geliştiren ülkeler geleceğin savaşlarını bugünden şekillendiriyor.

Silah artık yalnızca makineli tüfek, top ya da tank değil.

Yazılımdır.

Algoritmadır.

Veridir.

Türkiye açısından bakıldığında ise NATO Zirvesi önemli bir fırsatı da ortaya koydu.

Türkiye yalnızca coğrafi konumuyla değil, gelişen savunma sanayisiyle de artık masada ağırlığı olan ülkelerden biri olduğunu gösterdi.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir ayrıntı var.

Bir ülke sadece silah üreterek büyük devlet olamaz.

Büyük devlet; hukuku güçlü olan, ekonomisi sağlam olan, bilim üreten, üniversiteleri dünyayla yarışan ve vatandaşına güven veren devlettir.

Savunma sanayisi bunun yalnızca bir parçasıdır.

Asıl güç; eğitimde, teknolojide, adalette ve üretimde saklıdır.

NATO Zirvesi bana bir gerçeği daha hatırlattı.

Bugün dünya, barışı konuşmak için bile daha fazla silah üretmek zorunda olduğunu düşünüyor.

İşte çağımızın en büyük çelişkisi de budur.

Daha fazla güvenlik için daha fazla silah...

Daha fazla silah için daha fazla bütçe...

Daha fazla bütçe için daha fazla korku...

Ve korku büyüdükçe, dünya barıştan biraz daha uzaklaşıyor.

Belki de asıl soru şudur:

İnsanlık gerçekten savaşa mı hazırlanıyor?

Yoksa savaşa hazırlanırken barışı kaybettiğinin farkında bile varmıyor mu?

Bana göre NATO Zirvesi'nin en önemli mesajı, yayımlanan sonuç bildirgesinde değil; işte bu çelişkinin içinde gizliydi.