Samsun’da geçtiğimiz hafta bazı devlet okullarında, Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleriyle Maliye görevlileri Samsun Valiliği’nin oluruyla adeta baskın niteliğinde denetim gerçekleştirdiler.
Ders saatinde aniden sınıflara girdiler; öğrencilerin çantalarını, öğretmenlerin dolaplarını didik didik aradılar.
Müdürlerin, öğretmenlerin ifadelerini aldılar, bazıları hakkında tutanak tuttular.
Peki, okullarda böylesine telaşla, böylesine alelacele ne aradılar?
Akıllara ilk Bakanlığın yasakladığı yardımcı kaynak kitaplara yönelik teftiş geldi.
Kısmen doğru…
Fakat denetimde maliye görevlilerinin yer alması, arka planda farklı saiklerin bulunduğunu gösteriyordu.
Fazla geçmeden işin aslı ortaya çıktı.
Mesele, yardımcı kaynak kitap yayıncılarının rekabetinden kaynaklı şikâyetti…
Öğrencilere satılan yardımcı kaynak kitapların faturasının olup olmadığı araştırılıyordu.
Başka deyişle, devlet ‘kayıt dışı kitap’ avına çıkmıştı.
Olayın basına yansımasının ardından tepkiler peş peşe geldi;
Valilik, olayı doğrulayan, yalanlayan yahut izah eden herhangi açıklama yapmazken, sendikalar ayağa kalktı, sosyal medyada tepkiler aldı başını gitti.
Maliye müfettişlerinin hangi yetkiyle dersin ortasında sınıflara girip çocukların eşyalarını aradığı sorgulanırken, öğrencilerin maruz bırakıldığı muamelenin pedagojik açıdan telafisi güç yaralar açtığı dile getirildi.
Anayasa’nın özel hayatın gizliliğini güvence altına alan 20. maddesiyle kanunsuz emre itaati meneden 137. maddesi hatırlatılarak sorumlular hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.
Eğitim ortamında estirilen zabıta havası, öğretmenleri rencide eden tutum, yetki aşımı tartışmaları henüz bitmedi.
Fakat herkes meselenin zaptiye boyutuna odaklanınca sorulması gereken asıl sorular unutuldu…
Devlet, her eğitim-öğretim yılı başında bütün öğrencilerin sırasına ders kitaplarını ücretsiz koyarak, dünyada eşine az rastlanır hizmete imza atıyor.
Hal böyleyken yayınevlerine milyarlar akıtan yardımcı kaynak pazarının önüne geçilemiyor.
Geçilmek mi istenmiyor?
Ağır, hantal müfredatıyla eleştirilen mevcut ders kitapları; neden yardımcı kaynakların pratikliğine, üslubuna, işlevselliğine kavuşturularak öğrencinin önüne tek kitap konulamıyor?
Tabloyu daha vahim kılan başka çelişki;
Türkiye’de yaklaşık 18 milyon öğrencinin yüzde 20’si özel okullarda öğrenim görüyor.
Devlet, özelde okuyan, okumayan ayrımı yapmadan her yıl bütün öğrencilere ücretsiz kitap veriyor.
Sonuç?
Özel okullar devletin ücretsiz verdiği kitapları ambalajını dahi açmadan koli koli geri dönüşüme göndererek, öğrencilerine kendi kitaplarını özel fiyatlarla satıyor.
Öte yandan, öğrencilerin kurtarıcısı şeklinde pazarlanan yardımcı kaynaklar; zaman yönetimini, ders planlamasını hazır şablonlara indirgeyerek aslında öğretmenin yükünü hafifletmiş oluyor.
Dahası, bilgiyi hap formüllere, özetlere sıkıştırdığından öğrencilerin araştırma, senteze varma, eleştirel düşünme becerilerini köreltiyor; test çözen robota dönüştürüp ezberciliği teşvik ediyor.
Son sorum;
Siz özel okullara devletin ücretsiz verdiği ders kitaplarının okutulup okutulmadığını denetlemek üzere baskın yapıldığını duydunuz mu?
Duyamazsınız…
Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere, üst düzey bürokratların, genel müdürlerin, daire başkanlarının, müdürlerin çocukları ekseriyetle özel okullarda okuyor…
Kendi yönettikleri, müfredatını belirledikleri, idare ettikleri devletin eğitim sistemine inanmıyorlar, güvenmiyorlar…