Açık oturumlar, paneller veya sempozyumlar... Ekran karşısında ya da bir salondaki kürsüde düzenin teminatı gibi duran bir masa ve o masanın tam ortasında oturan bir insan görürsünüz: Moderatör.

Sözlük anlamı "yönlendirici" ya da "ılımlılaştırıcı" olsa da, gazetecilik mesleğiyle birleştiğinde moderatörlük, sadece konuşmacılara söz sırası dağıtan bir saat hakemliği değildir. Aksine, kamuoyunun bilgi alma hakkı adına sahada yürütülen tarafsızlık ve hakikat mücadelesinin tam merkezinde yer alır.

Zaman zaman gazeteci dostlarımızın ya da bizlerin üstlendiği bu kritik görev, günümüzün kutuplaşmış medya ikliminde her zamankinden çok daha zor, bir o kadar da hayati bir sorumluluk haline geldi. Peki, modern çağda bir gazeteci-moderatör nasıl olmalı? Toplumu gerçeklerle buluştururken tarafsızlığı bir "renksizlik" değil, bir "ilke" olarak nasıl inşa etmelidir?

Hakikatin Tarafı, Tartışmanın Hakemi

Toplumun en büyük beklentisi ve gazetecilik etiğinin temel kaidesi tarafsızlıktır. Ancak burada çok sık düşülen bir tuzak var: Tarafsızlık, iki farklı görüşe eşit süre verip kenara çekilmekten ibaret pasif bir seyirci kalma hali değildir.

Gerçek bir moderatör, tartışılan konunun tarafı olmaz ama hakikatin ve kamu yararının tarafıdır.

Stüdyoda veya panelde bir iddia ortaya atıldığında, moderatörün görevi o iddiayı alkışlamak ya da reddetmek değil; "Bu bilginin kaynağı nedir?", "İstatistiki gerçeklerle bu iddia örtüşüyor mu?" sorularıyla o görüşü sınamaktır. A şahsının B şahsına beyan ettiği bir iddiayı tarafsızca dinlemek yeterli değildir; halkın aklındaki şüpheyi masaya koyup taraflara o şeffaf aynayı tutabilmek gerekir.

İyi Bir Moderatörün "4 Altın Kuralı"

Meslektaşlarımızla çıktığımız bu kürsülerde, tartışmayı bağlamından koparmadan bilgiye dönüştürebilmek şu temel ilkelerden geçer:

Konunun Derinine İnmek (Fikri Takip ve Hazırlık): Bir moderatör, konuklarından daha fazla dersine çalışmış olmalıdır. Sadece başlıkları değil, konunun satır aralarını, rakamları ve geçmişini bilmeyen bir yönlendirici, konuşmacıların retorik tuzaklarına düşmeye mahkûmdur.

Kişileri Değil, Fikirleri Çarpıştırmak: Tartışmanın üslubu kişisel saldırılara, hakaretlere ve polemiklere kaydığı an moderatörün ağırlığı hissettirilmelidir. Amaç konukları mat etmek veya birbirine düşürmek değil; konunun farklı boyutlarını topluma sunmaktır.

Eşitlik ve Adalet Hissi: Konuşmacılara ayrılan süre kadar, yöneltilen soruların sertlik derecesi de adil olmalıdır. Bir tarafa "çanak sorular" sorulurken, diğer tarafa "sorgu hâkimi" edasıyla yaklaşmak moderatörün meşruiyetini bitirir.

Sessiz Çoğunluğun Sesi Olmak: Salondaki veya ekran başındaki vatandaş o an oraya soru soramaz. Moderatör, sıradan bir insanın akıl süzgecinden geçen en sade, en yalın ve en net soruları sözü dolaştırmadan muhatabına yöneltebilmelidir.

Renksizlik Değil, Şeffaf Bir Cam Olabilmek

Gazeteci-moderatör bir ayna ya da berrak bir cam gibidir. İçinden geçen ışığı (bilgiyi) bükmeden, kendi kişisel siyasi, dini veya fikri süzgecinden geçirerek rengini değiştirmeden topluma yansıtmalıdır. Kendi fikrini konuğa dikte etmeye çalışan, konuğunun sözünü kesip uzun tiratlara giren bir moderatör, gazetecilik değil ancak kişisel şov yapar.

Unutmayalım ki; bir tartışma programı bittiğinde izleyici "Moderatör ne güzel konuştu" diyorsa orada bir yönlendirme hatası vardır. Ama izleyici "Konuşmacılar tüm fikirlerini net olarak ortaya koydu, kafamdaki soru işaretleri giderildi, kararı ben vereceğim" diyerek masadan kalkıyorsa, işte orada gazetecilik görevini başarıyla yapmış mükemmel bir moderatör vardır.

Toplumun manipülasyondan yorulduğu, bilginin kirletildiği bu çağda; doğruda ısrar eden, tarafsızlığı bir duruş olarak sergileyen ve soğukkanlılığını koruyan moderatörlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü gerçekler ancak tarafsız bir zeminde gün ışığına çıkabilir.