0
Büyük düşünür ve İngiliz tarihçi olan Arnold Joseph Toynbee, I. Dünya Savaşının sonra modernizmin sona erdiğini bildirir ve ilk olarak postmodernizm kavramını ortaya atar. Hem geçmişi hem de ileri içine dahil ederek, bütün değişiklikleri kapsayan bir akımdır. Felsefe, sanat, ekonomi gibi alanlarda etkisini büyük oranda göstermektedir. Postmodernizm var olan kavramları sorgulayarak, yerlerine eskiye bağlı olarak yeni söylemler ve yapılar koyar. Modernizmde belirgin olan ifadeler vardır. Fakat postmodernizm de her şey yarı belirgin veya anlamsızdır.
Mesela modernizmde mekan algısı, zaman algısı vardır. "Benlik" dediğimiz insanın kendi tecrübeleri ve ilişkilerinden yola çıkarak oluşan yapı modern görüşe göre merkezidir, ferdi düşünce hakimdir, bireysellik ön plandadır. İnsanın yaşadığı ve kendini konumlandırdığı mekan algısı ev ile ifade edilir. Cinsiyetler arasında fark vardır. Modernizm organik olan ile organik olmayan arasındaki farkı gözeterek, insanı ve makineyi birbirinden ayırır.
Post modernizmde ise mekan algısı yoktur yaşanılan yerler daha çok metropol ile anlatılır. Çift cinsiyetlilik veya cinsiyetsizlik vardır. İnsanda daha çok bölünmüşlük duygusu vardır ve benlik yapısı yoktur. İnsan ve makine ayrımı yoktur. İnsan yarı-makine(robot) veya "siborg" gibi tanımlanır post modernizmde. Temel duygular, inanç, din gibi algıların yok sayılır. İnsanlar arasında cinsiyet farklılığının ve nesil farkının gözetilmemesi gene dönemin özelliklerindendir. Post modernizmde eskiye ait olan veya modern döneme ait olan etkinliklerin, faaliyetlerin ismi aynıdır, fakat uygulanış şekli farklıdır.
Mesela, 28 Şubat darbesi post modern bir darbe olarak bilinir ve adını bu şekilde tarihe kazımıştır. Bu darbeyi diğer darbelerden ayıran en önemli özellik, topla, tüfekle, tankla, dışarı çıkma yasağı ile değil de medya aracılığı ile yapılmasıdır. Medya ve internet üzerinden bildirilerin ve muhtıraların sunulması ile darbe yapılmıştır. Şu anda yapılan savaşlar, kimin kimi neden öldürdüğü belli olmayan savaşlar. İnsanların kendilerini, gövdelerini siper bile edecek bir güç odağı bulamadıkları, görünmeyene karşı direnme halidir. Savaş meydanı yok, insan yok, cephane yok, cephe yok. Fakat ölen milyonlarca insan ve işgal edilen ülkeler var.
İnsanın bilinmeyenle savaşıyor olması, bilinmeyenle ilişki ve iletişim kurmasını da mümkün kılabiliyor. Sonuç olarak insanların birbirlerinin ruhlarına dokunmadan, ne hissettiklerinin hissetmeden, tanımadan, tanışmadan kurdukları amaçsız belirsiz ilişkiler oluşuyor. Bu da ne yazık ki, insanı makineleştiriyor. Yenidünya düzeni olarak karşımıza çıkan postmodernizmden, arkadaş ilişkileri, aile ilişkileri de nasibini alıyor. Telefon veya akıllı telefon üzerinden e-posta aracılığı ile sağlanmak istenen, görünmeyen bir sevgi ve denetim anlayışı ortaya çıkıyor. İnsanlar, yakılarının ne hissettiğini anlamadan, ne yaşadığına önem vermeden yorumlar ve eleştiriler yapabiliyor. Bu durumda kişi duygularını ne yönde kullanacağını bilemeden, hiçbir şeyin kendi ruhuna dokunamadığı, anlamsızlıklarla doluolduğunu sandığı kurgusal bir dünyada yaşamaya mecbur bırakılıyor. Halbuki dünya hep aynı dünya. Postmodernizmin günden güne artan etkisiyle teknik aletler ve makinalar; insana ait her şeyi, duyguları, hassasiyetleri, inancı ve benlik yapısını anlamsızlaştırarak yok sayıyor.
Buna seyirci mi kalmalıyız? Halbuki dünya hep aynı dünya…