Nüfusun yaşlanması ve azalması sos vermeye başlayınca, önümüzdeki on yıl aile yılı olarak ilan edildi. Ancak soruna çareler aranırken diğer yandan sorunu derinleştiren uygulamalar da devam ediyor. Üzülerek söylemeliyiz ki, aileyi yıkma uygulamaları çok daha fazla ve daha hızlı ilerliyor. Aileyi korumak, sadece evlenmeyi teşvik etmek değildir. Bugün aile politikası denildiğinde yalnızca düğün masraflarının azaltılması, kredi verilmesi veya doğum teşvikleri konuşulmamalıdır.

Gençleri evliliğe yönelten ve evlilikleri sürdürülebilir kılan bir toplumsal ortam oluşturabiliyor muyuz? Evliliği teşvik etmek istiyorsak; gençlerin ekonomik şartlarını iyileştirmeli, konut sorununu çözmeli, çocuk bakımını kolaylaştırmalı, aile içi şiddetle mücadele etmeli, boşanma süreçlerinde adaleti sağlamalı ve aileyi ekonomik ve kültürel açıdan desteklemeliyiz.

Bunun yanında, yuva kurmanın asıl temeli olan meşru nikâhın, toplumdaki değerini aşındıran anlayışlarla da mücadele etmeliyiz. Çünkü aileyi yalnızca ekonomik teşviklerle ayakta tutamayız. Ailenin bir kültürü, bir ahlakı ve bir hukuku vardır.

Devletin Görevi Sadece Seyretmek Değildir

Elbette burada devletin özel hayata müdahalesinin sınırları da ciddi biçimde tartışılmalıdır. Her ahlaki yanlışın ceza hukukuyla çözülmesi mümkün değildir. Hukuk devleti ilkeleri ve temel haklar korunmalıdır.

Fakat bu gerçek, devletin aileyi, çocukları, nesli ve toplumsal yapıyı koruyacak politikalar geliştirmemesi anlamına gelmez. Tam tersine devlet; eğitimden medyaya, sosyal politikalardan aile hukukuna kadar geniş bir alanda aileyi güçlendirecek bir strateji ortaya koymalıdır. Aile Yılı ilan etmek yetmez. Aileyi yaşatacak bir aile politikası gerekir.

Artık Karar Verme Zamanı

· Türkiye'nin nüfus yapısı alarm veriyorsa, bunun sebeplerini bütün boyutlarıyla konuşmak zorundayız. Gençler neden evlenmek istemiyor?

· Neden daha geç evleniyor?

· Neden daha az çocuk sahibi oluyor?

· Neden evlilik yerine farklı ilişki biçimleri tercih ediliyor?

· Boşanma oranları neden yükseliyor?

· Aile kurmanın maliyeti neden bu kadar ağır?

· Ve en önemlisi: Evliliği güçlendiren politikalarla aileyi zayıflatan kültürel ve hukuki dinamikler neden aynı anda devam ediyor? Bu sorulara cesaretle cevap vermeliyiz.

Aslında Çözüm Bellidir:

Aileyi koruyan, iffeti ve nesli gözeten, çocukların üstün yararını merkeze alan, evliliği teşvik eden ve nikâh dışı ilişkilerin toplumsal olarak normalleştirilmesine karşı etkili politikalar geliştiren kapsamlı bir aile seferberliği başlatılmalıdır. Bu konuda başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı olmak üzere bütün ilgili kurumlara ve Sayın Cumhurbaşkanı'na büyük sorumluluklar düşmektedir.

Özgürlük diyerek zina ve fuhuş serbest bırakılamaz. Eğer bırakılırsa, insanlar evlenip bir sürü ve çok yönlü riskler alacağına şehevi ihtiyacını beleş ve daha renkli, çeşitli gidermeyi tercih edecektir. “Zina” Gayri meşru ilişki” “fuhuş” veya “Nikâhsız beraberlik her yerde yasaklanmalıdır. İki tarafın rızaysıyla olunca; zina, fuhuş olmaktan çıkmaz. Sadece ticari olana zina fuhuş değildir. Bu konuda yepyeni ve aileyi, nüfusu, iffeti, izzeti koruyacak düzenlemelere acil ihtiyaç vardır.

Bir zamanlar fuhuş merkezi olan genelevleri eleştiriliyordu. Ancak şimdi neredeyse o günleri arar hale geldik. Çünkü bazı istisnalar hariç neredeyse tüm oteller, moteller, cafeler, tatil yerleri genel evlerine dönüştürüldü. İffet ve hayâyı gericilik sayan zavallılar, neredeyse umuma açık parklarda, mesire alanlarında fuhuş yapar oldular. Sosyal medya platformları ve ekranlar cabası…

· Çünkü mesele yalnızca bugünün ahlakı değildir.

· Mesele, yarının ailesidir.

· Mesele, yarının çocuklarıdır.

· Mesele, Türkiye'nin nüfusudur.

· Mesele vatanın bekasıdır.

· Ve nihayet mesele, bir toplumun nasıl bir gelecek bırakacağıdır.

Aileyi korumak istiyorsak, aileyi yıkan bütün sebeplerle birlikte mücadele etmek zorundayız.