Dünya yeni bir yol arıyor.
Bu cümle ilk bakışta iddialı gelebilir. Fakat son birkaç yılda küresel ticaretin başına gelenlere bakınca mesele daha iyi anlaşılıyor.
Önce Rusya-Ukrayna savaşı geldi.
Çin ile Avrupa arasındaki kara ticaretinin önemli güzergâhlarından Kuzey Koridoru Rusya üzerinden geçiyordu. Savaşın ardından uygulanan yaptırımlar, artan siyasi riskler ve lojistik sorunlar bu hattın cazibesini azalttı. OECD’ye göre Rusya üzerinden Çin ile Avrupa’yı bağlayan güzergâhtaki trafik belirgin biçimde geriledi.
Tam dünya alternatif ararken ikinci darbe denizden geldi.
Kızıldeniz’deki güvenlik krizi Süveyş Kanalı güzergâhını sarstı. UNCTAD verilerine göre 2024 ortasında Süveyş’ten geçen gemi tonajı 2023 sonuna kıyasla yaklaşık yüzde 70 azaldı. Gemiler Afrika’nın güneyine, Ümit Burnu’na yönelmeye başladı.
Fakat bunun bir bedeli vardı.
Çin’in Shenzhen limanından Rotterdam’a Süveyş üzerinden yaklaşık 10 bin deniz mili olan yol, Ümit Burnu üzerinden 13 bin deniz miline çıkıyor. Yaklaşık 31 günlük seyahat 41 güne kadar uzuyor.
On gün.
Küresel ticarette on gün takvimdeki sıradan bir fark değildir. Daha fazla yakıt, daha yüksek sigorta, daha uzun gemi kiralama süresi, geciken teslimat ve daha fazla işletme sermayesi demektir.
Şimdi haritaya yeniden bakın.
Kuzeyde Rusya üzerinden geçen hat savaş ve yaptırımlar nedeniyle eski cazibesini kaybediyor. Güneyde Süveyş güzergâhı güvenlik riskleriyle karşı karşıya. Ümit Burnu ise alternatif sunuyor fakat mesafeyi, maliyeti ve teslim süresini artırıyor.
Tam ortada başka bir güzergâh giderek daha görünür hale geliyor.
Orta Koridor.
Çin’den Orta Asya’ya, Hazar üzerinden Azerbaycan’a, oradan Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaşan bu hat artık bölgesel bir ulaşım projesinden çok daha büyük bir anlam taşıyor.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın önemi de tam burada artıyor.
Çünkü Orta Koridor’un önemli bir bölümü Türk devletlerini birbirine bağlıyor. Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye hattın temel ülkeleri arasında. Özbekistan ve Kırgızistan da Orta Asya’daki bağlantı ağlarının genişlemesiyle bu ekonomik coğrafyanın parçası.
Ve masada küçük bir ekonomi yok.
TDT’nin beş tam üyesinin 2025 cari dolar cinsinden toplam ekonomik hacmi yaklaşık 2,15 trilyon dolar. Bunun yaklaşık dörtte üçünü Türkiye oluşturuyor.
Fakat 2,15 trilyon dolardan daha önemli bir soru var.
Bu ülkeler birbirlerine ne kadar bağlanabilecek?
Dünya Bankası’nın hesabı dikkat çekici. Gerekli yatırımlar ve verimlilik artışları sağlanırsa Orta Koridor’daki seyahat süreleri 2030’a kadar yarıya indirilebilir ve ticaret akışları üç katına çıkabilir.
Bu artık teorik bir jeopolitik tartışma değil.
Çünkü ticaret yolu değiştiğinde para da yön değiştirir. Limanlar büyür, demiryollarına yatırım gelir, lojistik merkezleri gelişir. Depolama, sigorta, finans ve sanayi yatırımları güzergâh boyunca kümelenmeye başlar.
Fakat burada belirleyici bir ayrıntı var.
Koridorun haritada bulunması yetmez.
Bir yük Hazar geçişinde günlerce bekliyorsa, gümrük belgeleri her sınırda yeniden hazırlanıyorsa veya demiryolu ile liman kapasitesi birbirini karşılamıyorsa coğrafi avantaj ekonomik avantaja dönüşmez.
Bu yüzden e-Permit, e-CMR ve eTIR gibi kulağa teknik gelen uygulamalar aslında büyük resmin parçası. Sınır geçişlerini hızlandıran, belgeleri dijitalleştiren ve ülkeler arasındaki taşımacılığı kolaylaştıran bu sistemler Orta Koridor’un rekabet gücünü doğrudan etkiliyor.
Bazen jeopolitiği devlet başkanlarının konuşmalarından çok bir tırın sınırda kaç saat beklediği belirler.
TDT’nin finans cephesinde attığı adımlar da bunun için önemli.
600 milyon dolarlık yetkili sermayeyle kurulan Türk Yatırım Fonu 2026’da ilk finansman operasyonuna başladı. İlk işlemin Kazakistan’daki KMF Bank’a 10 milyon dolara kadar finansman sağlaması rakamsal olarak büyük görünmeyebilir.
Fakat burada asıl önemli olan miktar değil, mekanizmanın çalışmaya başlamasıdır.
Çünkü ulaştırma koridoru finansmanla, finansman sanayiyle, sanayi enerji ve teknolojiyle birleşirse ortaya bir transit hattından daha fazlası çıkar.
Bir ekonomik kuşak oluşur.
Türk dünyasının önündeki fırsat tam burada.
Dünya ticaretinin alternatif yollar aradığı bir dönemde coğrafyasını geçiş alanından ekonomik avantaja çevirmek.
Kuzeydeki savaş, güneydeki güvenlik krizi ve Ümit Burnu’nun uzun yolu dünya ticaretine aynı gerçeği hatırlattı.
Tek bir güzergâha bağımlılık pahalıdır.
Bu nedenle Orta Koridor artık Türk devletlerinin kendi aralarında geliştirmek istediği bir ulaşım projesinin ötesine geçiyor. Küresel ticaretin ihtiyaç duyduğu alternatif güzergâhlardan biri olma fırsatı taşıyor.
Şimdi mesele, haritanın sunduğu avantajı ekonomiye çevirebilmek.
Bunu başarabilirlerse dünya ticaretinin yeni rotalarından biri Türk dünyasından geçmekle kalmayacak.
Türk dünyasını da değiştirecek.