Çarşının en kıdemli sahafı Turan M. Türkmenoğlu, Sahaflar Çarşısı’ndan Hatıralar kitabında bizi nefis bir yolculuğa çağırıyor.
Çok sevdiğim edibimiz merhum Ziya Osman Saba hakkında yazılanları, yıllar önce Ziya Osman Saba Sevgisi adlı kitabımda bir araya getirmiştim. O kitapta şairimizin beş şiirine ve bir hikâyesine de yer vermiştim. Yazarın “Okumak” isimli hikâyesi şöyle başlıyordu: “Okumanın, bugüne kadar okuyabildiğim bütün kitapları tekrar okumanın hasreti içindeyim.” Aruz Dersinde hocam rahmetli Orhan Okay Hoca ise 2000’li yıllarda çalıştığım Kubbealtı Vakfı’na gelmişti. Hocamızın, Köprülü Medresesi’ndeki o sıcak, samimi ve feyizli sohbetinde nemli gözler ve hisli sözlerle söylediklerini hiç unutamadım: “Ara sıra kütüphaneme bakıyorum ve okumaya fırsat bulamadığım kitapları hüzünle seyrediyorum.” Altı yaşımdan itibaren 60 yıllık kitap aşinalığım bana şunu öğretti: Yeryüzünde yayımlanan kitap çok, ömür ise kısa. Hayatımızda her kitabı okuyamayız, öyleyse iyi kitapları seçmeliyiz. Şimdi günlerden beri haşir neşir olduğum o iyi kitaplardan birinden bahsedeceğim.
Birkaç yıl önce Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim isimli hatıratıyla gönülleri mest eden sahafların ‘aksakal’ı Turan M. Türkmenoğlu, şimdi de bu seçkin eserin devamı mahiyetindeki Sahaflar Çarşısı’nda Hatıralar adlı eseriyle kitapseverleri şâd ediyor. Her ikisi de, yayıncılık dünyamızın amiral gemisi Ötüken Neşriyat tarafından kültür hayatımıza kazandırıldı. Öncelikle şu hususun altını çizmek isterim ki, her ne kadar merkezde sahaflık mesleği ve sahaflar çarşısı var ise de bu hatıratta anlatılanlar kültürümüz, sanatımız, edebiyatımız, kitap dünyamız ve bütünüyle medeniyetimizdir. Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim neşredildiğinde büyük heyecana kapılmış ve bir solukta okumuştum. Kendi kendime “Şükürler olsun ki, sahaflık mesleğini ve sahafların ilgi çekici hatıralarını akıcı bir üslupla anlatan bir kıdemli sahafımıza kavuştuk.” demiştim. Eser, ESKADER Ödülüne layık görülmüştü. Yakın dostlarıma, gazeteci arkadaşlarıma, yazı kursundaki öğrencilerime, bütün sevdiklerime eseri tavsiye etmiştim. Şimdi Sahaflar Çarşısı’ndan Hatıralar da aynı üst seviyede kitapçı raflarında ve kütüphanelerde yerini aldı. Dört nesilden beri sahaflığı aşk ve şevkle icra eden, ayrıca hazine değerindeki bilgi ve birikimini, hatıralar serisi olarak irfanımıza armağan eden Turan M. Türkmenoğlu, Rahmet-i Rahmana kavuşan Muzaffer Ozak ve İbrahim Manav’dan sonra günümüzün yaşayan “Şeyhülsahhafin”idir, yani “Sahaflar Şeyhi”dir. Bilindiği gibi sahaflık mesleğinin en kıdemlisine verilen bir unvandır bu. Merhum Muzaffer Ozak Hocaefendi, Fatih Karagümrük’te merkezi bulunan Cerrahî Tarikatı’nın şeyhi olduğu kadar “Sahaflar Şeyhi” unvanına da sahipti; kültür camiasında bu namıyla tanınıyordu.

KIYMETLİ KAYITLAR
Türkmenoğlu şaşırtıcı üstün bir gayret ve kılı kırk yaran titizlikle hafızasında yer etmiş bulunan hatıralarını tanzim etmiş. Yeri gelmiş röportajlar yapmış, bazen duyduğu anekdotları naklediyor. Ölçülü magazin bilgileri ve şayiaları aktarıyor, meçhulleri malum ediyor. Kanaatimce merhum Süheyl Ünver, bu iki eseri görebilseydi, Turan Beyi daha çok sever ve “Evladım, mübarek olan sahaflık mesleğini bu yazdıklarınla yaşatıyor, gelecek nesillere emanet ediyorsun, var olasın.” diyerek tebrik ve teşvik edecekti. Süleymaniye Camii için söylenmiştir: “Allah korusun Süleymaniye şiddetli bir depremde yıkılsa Yahya Kemal’in ‘Süleymaniye’de Bayram Sabahı’ şiiriyle yeniden ihya edilir. Benim de kanaatim şudur ki: Rabbim muhafaza etsin bir gün Sahalar Çarşısı tamamen kapansa ve bu ulvi meslek tarihe karışsa Turan Beyin bu eserleriyle yeniden inşa, imar ve ihya edilebilir. Kapağı, müellif sahafımızın oğlu Burak ile Beyazıt’taki tarihî fotoğraf süslüyor. 500 sayfalık eserin sadece ‘içindekiler’ kısmı altı sayfa. Kitapların sayfa uçlarını kıvırmadığım için hususi ayraçlar kullanıyorum. Eser bir anda şişmanladı. Ama ana hatlarıyla tanıtmam lazım. Ön Söz, bir vefa nişanesi… Kitapta adları sık sık anılan vefat etmiş sahaflar ve kitapseverler anılıyor. Yayınevinden esere emeği geçenler çok ama kitabın editörü Güler Doğan Averbek’i kutlamak gerek. Dikkatle okudum ama hiç tashih hatasına rastlamadım.
FOTOĞRAF DESTEĞİ
Mükemmel bir sahaf olduğu kadar, iyi bir arşivi de bulunan Türkmenoğlu, bahsettiği sahafların, akademisyenlerin, kitap meraklılarının, şairlerin, yazarların, fikir, sanat ve devlet adamlarının orijinal fotoğraflarıyla, roman lezzetinde okunan esere bir belgesel tadı katıyor. Anlatılanlara dair sayfalardaki afişler, mektuplar, muhtelif görseller, zenginlik katıyor. O kadar çok özel isim, yer, kitap adı geçiyor ki… Büyük bir ihtimamla bunlar da kitabın sonundaki 41 sayfalık “Dizin”de toplanmış. 41 kere maşallah. Kitapta çok aşina isimler gördüm. Edebiyat Fakültesi’ndeki hocalarımdan, çarşının müdavimlerinden, kitapçılardan çok önemli hatıralar var. Tabii bu kırkambarda ‘meçhur’lar kadar ‘meçhul’ler de yer alıyor. Bilinmeyenler, hayatları ve yaşadıklarıyla kayda geçiyor. Bir gün bir Sahaflık Tarihi yazılacak olursa zannediyorum ilk müracaat edilecek eserler bunlar olacaktır. Esasen asırlık bir mesleğin kültürü, resmî tarih yerine bu tür hatırat ile de gelecek nesillere daha rahat aktarılır.

BİR KÜLTÜR ATLASI
İsmine bakıp “Bu kitap sadece sahaflığa dairdir, beni alakadar etmez.” diye düşünmeyin. İnanın yanılırsınız. Zira bu sayfalarda Osmanlı’nın son devriyle birlikte Cumhuriyet dönemi fikir hareketlerini de takip ediyoruz. Türkçülük, Devrimcilik meseleleri, Sağ-Sol olayları, muhtelif tasavvuf kollarının mensupları, Diyanet camiasının meşhurları ve diğer pek çok konu dikkatle ve rikkatle aktarılıyor. Ebru, minyatür, hat, cilt, tezhip gibi geleneksel millî sanatlarımızdan ve temsilcilerinden söz ediliyor. Zaten sahaflık sadece kitapçılık, sahaflar kuru birer kitapçı değildir. Envai çeşit meslek mensuplarının gelip geçtiği güzide mekânlardır sahaflar. Bu nev-i şahsına münhasır dükkânlara, bir sinema oyuncusu da gelebilir, bir tıp veya hukuk profesörü de… Sahaflar, nadir kitap almak veya evdeki kitapları elden çıkarmak isteyenlerin dönüp dolaşacağı özge alanlardır.
MESLEĞİ SEVDİRİYOR
Daha önce de yazmıştım. “Sahaflık Meslek Lisesi” bir an önce kurulmalı, yaygınlaştırılmalı ve yeni genç sahaflar yetiştirilmelidir. Turan Bey gibi bu işin ehli olan üstat sahaflar, bu mekteplerde ders vermelidir. Kütüphaneler gibi sahaflar da âdeta manevi yapılarımızın en güçlü kolonlarıdır. Bin bir mihnete katlanarak eski/mez kitapları, evrakı, fotoğrafları, mahfuzatı, mektupları emekle toplayan, bunları ehillerine ulaştıran, bazen resmi kurumlara, bakanlıklara, enstitülere, belediyelere bu hazineleri kazandıran sahafların hakkı ödenebilir mi?
MEŞHURLAR GEÇİDİ
Eserde herkesin az çok adını duyduğu, şöhretini işittiği, hizmetini bildiği, vefat etmişse hayırla yâd ettiği o kadar çok isim var ki… Tabii yaşayan ilim, kültür, sanat, basın ve siyaset adamları da az değil. Eskilerden benim de bir nebze tanıdığım, bazılarıyla görüştüğüm, kimi hocam olan kitaptaki şu isimleri teberrüken arz edeyim: Mehmet Kaplan, Vecdi Bürün, Mehmet Türker Acaroğlu, Cemil Meriç, İsmail Akçay, Muzaffer Ozak, Necati Alpas, İbrahim Manav, Ziya Nur Aksun, Ömer Faruk Akün, Mehmet Emin Alpkan, Ali Alparslan, Şahap Ayhan, Memduh Cumhur, İsmet Bozdağ, Nezih Demirkent, Erol Şadi, Mehmed Şevket Eygi, Semavi Eyice, İlhan Geçer, Orhan Şaik Gökyay, Mehmed Çavuşoğlu, Çelik Gülersoy, Erol Güngör, Necdet Sevinç, Kemal Ilıcak, Yaşar Kemal, İbrahim Kafesoğlu, Arslan Kaynardağ, Turgut Kut, Orhan Bayrak, Nezih Uzel ve Fevziye Abdullah Tansel…
BAZEN NEŞE BAZEN KEDER
İyi ve sağlam bir üslup ile kaleme alınmış hatıratın en mühim vasfı, okuyucusuna farklı, hatta bazen tezat hisleri yaşatmasıdır. Biz de Sahaflar Çarşısı’ndan Hatıralar’ı okurken bazen hüzünleniyor, bazen de gülüyoruz. Bizi şaşırtan, hayretlere sürükleyen, “Yok ya, bu kadarı da olamaz.” dedirten sürükleyici satırlar da okuyoruz. Turan Bey ilginç olayları samimiyetle aktarırken, çetrefilli meselelerden söz ederken, girift hadiselerden bahsederken soğukkanlılığını hep koruyor. Bir gazeteci edasıyla sorusunu yöneltip çekiliyor, gereksiz yorumlar yapmıyor. Ama muhatabını konuşturan, hatta derdini döktüren zekice sualler kitap boyunca kendisini gösteriyor. Sayfalardaki ara başlıklı metinleri okudukça, heyecanlı bir diziyi seyreder gibi merakınız artıyor, tecessüsünüz ziyadeleşiyor. Yazarımız konuyu tadında bırakıyor, hikâyeyi uzatmıyor. Bir bakıma meraklısına çarpıcı ipuçlarını veriyor, okurunu mevzuya dâhil ediyor, sonra da aradan çekiliyor. Ama bu metinlerde sınır, asla aşılmıyor, sabır taşırılmıyor.
İlim, fikir ve kültür dünyamızın kitap merkezli bu tür şaheserlere ihtiyacı vardır. Sahaflar Çarşısı’ndan Gezip Gördüklerim’dan sonra şimdi Sahaflar Çarşısı’ndan Hatıralar… Hemen ilave edelim ki, üçüncü bir eseri beklemenin tatlı heyecanı içindeyiz. İnanıyorum ki derviş gönüllü, çelebi mizaçlı Turan M. Türkmenoğlu Beyefendi, bu haklı istekleri kırmayacaktır. Kim bilir belki de üçüncü eseri yazmaya başlamıştır bile. Kıymetli müellif sahafımıza, Ötüken Neşriyat’ın değerli yöneticilerine ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bütün okuyucularımıza, medeniyet taşıyıcısı olan kitaba değer verenlere eseri tavsiye ediyorum. Bu iyi seyahate bir an önce çıksınlar.