Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Şu anda en dost bildiklerimiz bile nüfus artışına karşı çıkıyor!” dedi geçtiğimiz günlerde.

Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen Hane İslam Eserleri Sergisi'nin açılışının ardından sanatçı ve katılımcılarla bir araya gelen Sayın Erdoğan, sohbet sırasında nüfus artışı konusuna dikkat çekti.

Uzun yıllardır "en az 3 çocuk" çağrısı yaptığını hatırlatarak, nüfus artış hızındaki düşüşten duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

“Dost bildiklerinin” tavırlarının yol açtığı üzüntüyü de şu cümleleriyle ifade etti:

"Şu anda gelişmeler iyi değil. En yakınlarımızla sohbet ederken bile bakıyorsunuz onlar da maalesef yani nüfusun artışına karşı çıkıyorlar. Bu da bizi tabii ciddi manada üzüyor. Ve şu anda en dost bildiklerimiz bile nüfusun artışına karşı çıkıyor. İnşallah Tophane-i Amire’deki bu buluşmamız nüfusun artışı noktasında yeni bir adıma vesile olur."

*

Sayın Erdoğan’ın üzerinde durduğu konunun, yani “nüfus artış hızının” dibe çakılmasının, nüfusun hızla yaşlanmasının, gençlerimizin evlenmeyi öteledikçe ötelemesinin, insanımızın değil “en az 3 çocuk”, tek çocuğu bile külfet olarak görür hale gelmesinin…

Bazılarının “ekonomik sıkıntılardan dolayı” evlenmeyi ertelemesinin, birçoklarının ise “halleri vakitleri yerinde olduğu halde” evlenmeye yanaşmamasının ne büyük tehdit, tehlike olduğu ortada.

Gelişmiş kategorisindeki batı ülkeleri, nüfusun yenilenememesinden, hızla yaşlanmasından dolayı büyük sıkıntılar içinde.

İspanya, Almanya, Portekiz, Yunanistan bu bakımdan en fazla sıkıntı çekenlerden.

Bu ülkelerden üçünde durum çok kötü, nüfusunu “kontrollü göç” kabulüyle dengeleyen Almanya’da ise kötü.

Türkiyemiz şükür henüz o noktalarda değil ama nüfus artış hızındaki düşmenin hızı bakımından maalesef hepsini geçiyor.

O kadar geçiyor ki…

Bir önceki Aile Bakanımız, bir konuşmasında “Kara Avrupası’ndan bile 4-5 kat hızlı yaşlanıyoruz!” demişti.

*

Yani…

Sayın Erdoğan, sokakların güvenliğinden sosyal güvenliğe kadar…

Yok daha da fazlası, “ülke savunmasına” kadar her alanı olumsuz yönde etkileyen ve ileride çok daha fazla etkileyeceği anlaşılan bir “tehdit”e dikkat çekiyor.

“Varoluşsal tehdit”e, yani “Yokoluşsal tehdit”e vurgu yapıyor…

Ülkesini seven, ülkenin bekasını düşünen her vatan evlâdını üzerine düşeni yapmaya davet ediyor.

Amma velâkin…

“Dost bildiklerinin” ülke güvenliği açısından bu kadar “hayati” olan bir mesele için dahi kendisine karşı çıktıklarını…

Derdini onlara bile anlatamadığını ve durumun da kendisini üzdüğünü söylüyor.

*

Ortadaki son derece bilimsel bir gerçeklik oysa.

Nüfusun hızla yaşlanmasının ne gibi zararlara yol açtığını ve açacağını herhalde aklı başındaki herkes düşünebilir.

Nitekim…

Bu bilimsel gerçeklikten hareket eden gelişmiş denilen batı ülkeleri, nüfus artış hızını yükseltmek için epeyce bir süredir finansal teşvikler, ebeveyn izni, çocuk bakım hizmetlerinin arttırılması, üçüncü çocuk için konut destekleri gibi tedbirlere başvuruyor...

Bütün çabalarına rağmen nüfus artış hızını yukarıya çekememenin de sıkıntısını yaşıyor...

Yani…

Ortada “ideolojik tercih” yok, beka meselesi var!

Peki…

Sayın Erdoğan bu “beka meselesi”ni “dost bildiklerine” niçin anlatamıyor?

Hiç şüphe etmem ki “dost bildikleri” değil de “dostları” verilen mesajı alıyor ve “Sayın Cumhurbaşkanımız yerden göğe kadar haklı” diyordur.

Mesele, “dost bilinenlerde”.

Öyle bir hal ki…

20 küsur senedir dilinde tüy bittiği halde anlatamıyor bu “dost bildiklerine” Sayın Erdoğan.

Bu konudaki “üzüntüsünü” dile getiriyor.

Sayın Erdoğan’ın, bu konular üzerinde “hassasiyetle” duran “dostları” sağ olsun.

Onlar da..

Alınganlık gösterip kenara çekilse..

Büyük sıkıntı.