BM Zirvesi tarihi anlara sahne odu. Mesela zirvede katil Netanyahu ile New York'ta bulunan liderler arasında, görüşme ayarlanamaması muhteşem bir gelişme. Bu durum küresel sitemden nemalanan Siyonist mantalitenin, yeni düzende ne denli güç kaybettiğinin bir nevi delili sayılabilir mi? Orasını bilemem! Ancak BM Genel Sekreteri Guterres’in, uluslararası sistemin geldiği aşamadan DERT YANMASI bana göre oldukça çarpıcı. Bu noktada Cumhurbaşkanımızın “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR” mottosuyla başladığı serüvende, BM Güvenlik Konseyi'nde “veto yetkisinin kaldırılması” gerektiğini belirterek, “daimi üyeliklerin bulunmadığı ve üyelerin Genel Kurul tarafından belirli süreler için seçildiği” bir yapı önermesi de çok ama çok önemli. Zira adil bir sistemde bugün Rusya-Ukrayna, İran-ABD ve Husi-Arabistan Savaşlarının yaşanmayacağı kadar, bunların gıda ve enerji enflasyonuna etkisinin söz konusu dahi olmayacağına şahitlik edebilirdik.
Ne diyelim! “İnşallah Sn. Cumhurbaşkanımızın önerisi hayat bulur ve Dünya daha adil bir yapıya kavuşur”, demekten başka elimizden bir şey gelmiyor. O zamana kadar, dünyada farklı güç mücadelelerinin yaşanacağı ise kesin. Tıpkı günümüzde Ortadoğu’da cereyan edenler gibi. Sonuçta Husilerin İsrail ve ABD ile yaşadığı gerilim, biranda Suudi Arabistan’a yöneliyorsa bunun sadece askeri değil, siyasi ve ekonomik çıktılarını da düşünmemek olmaz. Öyle ki Arabistan’ı hedef almak, yeni GÜVENLİK ORTAKLIKLARINI ve BÖLGEDEKİ KONUMUNU da kapsadığını yadsımamak gerekir. İşte tam burada Türkiye, Pakistan ve Arabistan arasındaki Mekke Güvenlik İşbirliği Anlaşması önem kazanıyor malumunuz üzere. Neticede bahsettiğimiz ülkelerin yakın savunma mekanizmasına girişmesi, Ortadoğu’daki dengeleri değiştirme potansiyeliyle eşdeğer. Çünkü ileride İran dahil 40’ı aşkın ülkenin Mekke Anlaşması’na katılımının konuşulduğu bir dönemde, böyle bir ihtimalin bazı çevrelerin UYKULARINI KAÇIRMASI bunu fazlasıyla yansıtıyor.
O nedenle böyle bir yapının daha kurulmadan SINANMASI, ZAYIFLATILMASI veya İTİBARSIZLAŞTIRILMASI ihtimalini göz ardı etmemek elzem. Yani birilerince Arabistan’a yönelik; “Saldırı altındasınız ama ortaklarınız sizi korumuyor” algısı oluşturulursa, Mekke İttifakının yara almasını sağlamaları mümkün. Hatta daha ileri bir senaryoda, Husilere yönelik bir İsrail müdahalesinin ardından bölge ülkelerine; “Bakın, sizi koruyabilecek yapı budur” denilerek İbrahim Anlaşmaları'nın alternatif olarak sunulmasının da önü açılabilir. Belki de ABD, Avrupa, daha önemlisi de İran ile Arabistan’ı 2023’de barıştıran Çin’in, şu ara aynı ciddiyetle hadiseye yaklaşmaması bu sebepledir. Kim bilir? Yoksa hiç kimsenin Mekke merkezli yeni bir güvenlik mimarisinin, bölgede oluşturacağı ekonomik ve stratejik değişimleri hesaplamaması neredeyse imkânsız.
Fakat en tehlikelisi; İran-Arabistan rekabetinin, Yemen üzerinden “Şİİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI” şeklinde pazarlanması etrafında düğümleniyor maalesef. Hal böyle olunca İRAN’ın buradaki SORUMLULUĞUNU, kimse inkâr edilemez. Zira Tahran her ne kadar kabul etmese de, Husiler üzerindeki etkisi tartışılmaz konumda. Takdir edersiniz ki Yemen’deki çatışmanın Arabistan’a, oradan Körfez’e en nihayetinde de Türkiye ve Pakistan gibi aktörlere yayılması durumundaysa, bölge ülkelerinin DEVASA KAYIPLARA uğrayacağı da muhakkak. O sebeple ekranlarda “ NE İŞİMİZ VAR YEMEN’de” diyen çokbilmiş tiplere aldanmamak lazım. Kaldı ki Türkiye çıkarları nispetinde ne bölgeden çekilecek, ne de piyon olmayacak düzeyde kadim bir akla sahiptir. Tabi ki Devletimiz ali menfaatleri için, her türlü senaryoya hazırdır ve gerektiğinde de savaş dahil tüm seçenekleri değerlendirecektir. Lakin Ankara’nın ilk etapta, bölgesel dengeler arasında “SAĞDUYU İLE YOL ALMASI” hayati önemdedir Tıpkı İran’dan atılan füzelerle, Arap ülkelerinin TUZAĞA düşmesini engellediğimiz gibi… Bunun ise tüm OYUNLARI BOZMAYA matuf olduğu kesinlikle şüphe kaldırmaz.