“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” Projesi, belli bir takvimde ilerliyor. İçeride ara sıra ipe un seren bazıları ve Kandil’de birilerinin yürek yedirdikleri ayak sürümeselerdi şayet, süreç daha hızlı yol alınabilirdi. Ama “BUNA DA ŞÜKÜR” demeden edemiyoruz elbette. Aynı durum Suriye için de geçerli aslında. PYD’nin lağv edilip, Suriye Ordusuna entegrasyonun devam etmesi çok önemli mesela. Irak’da da Barzani ve Talabani güçleri dahil diğer grupların silah bırakarak, Merkezi Irak Ordusu içinde yer almalarının konuşulmaya başlaması da oldukça kritik. Çünkü SİYONİST/EMPARYALİST ittifakının, coğrafyamız özelinde çıkarları nispetinde planları olduğu artık sır değil. Bu minvalde bir tarafta yapıcı ilişkilerle coğrafyada bir sulh sağlama gayreti mevcutken, diğer tarafta ihtilafları kaşıyıp buraları darmadağın etmeye azimli bir ŞEYTANİ AKIL var önümüze. O yüzden “her zamankinden daha fazla diyaloğa, sağduyuya ve özveriye ihtiyaç duyulan bir demdeyiz” demek mümkün. Devletimizin gücü ve Cumhurbaşkanımızın liderliğiyse, bu noktada herkes için bir teselli vesilesi. Kaldı ki Devletimize ve Sn.Cumhurbaşkanımıza yüklenmeleri bundan sebep şekilleniyor. Olası bir zafiyet halinde, birilerinin kadeh tokuşturmaya imkân bulacağı da kesin.

İşte hal böyleyken gündemdeki Fon mevzuna da, kısaca atıf yapmak istiyorum. Nefsine yenilen bir kısım lüpçü tayfanın, manipülasyonla yüzbinlerce kişiyi ne hale düşürdüğü zaten hepinizin idrakinde. Yanlış anlaşılmasın sakın! Bu durum bir dış saldırı demiyorum ŞUAN İÇİN. Zira araştırmalar henüz tamamlanmadı. Ama biz içimizdeki nasipsizlere bakarsak, neden oldukları şeyler öylece geçiştirilebilecek cinsten de değil. Neticede ağızlarıyla kuş tutsalar dahi, hiç bir kıymeti harbiyesi bulunmuyor artık. Ancak hadisenin akabinde Avrupa’da kaçak yaşayan ETKİ AJANLARININ ve NE İDÜĞÜ BELİRSİZ HESAPLARIN, biranda devreye girmesi de oldukça manidar. Bunların aslını astarını araştırmadan, isim isim algı operasyonuna soyunmalarıysa cabası. Bazılarının başörtüsünü diline dolayarak, hesapta duyar kastığını sanmasını ise saymıyorum bile. En acıklısı da etrafta “insanlar battı, ekonomi daha toparlayamaz” cümlelerini kurup, neredeyse sevinçten kucaklaşacak tipleri görmekti maalesef. “Kendi devletinin, kendi milletinin zarar gördüğünü düşünemiyorlar mı” derseniz? Orasını bilmiyoruz. Lakin Sn.Erdoğan’ın; “türlü rezillikleri, türlü kepazelikleri yapanlara sahip çıktılar. Şimdi çıkmış bize ahlak dersi vermeye kalkıyorlar” sözleri oldukça çarpıcı.

Hülasa YARGIMIZ olaya anında el attı ve soruşturmalar hızla ilerliyor. Elbette kazandıklarını geri iade edenler, mali açıdan bir iyi niyet göstermiş olabilirler. Fakat bu ADLİ SORUMLULUĞU ortadan kaldırmıyor. O sebeple kim olursa olsun, hukuk önünde hesap vereceğine inancımız tam. Zaten soruşturulan ve ceza alan kişilere bakılınca da fazla söze hacet bırakmıyor. Tabi Devletimizin suçluların el konulan varlıklarından, MAĞDURLARA ÖDEME İRADESİ sergilemesi de takdire şayan. Bu girdabın ekonomimize sıçramasını önleyecek adımlar atılmasıysa umut verici. Hatta itibar ettikleri Kredi Derecelendirme Kuruluşları Fitch ve S&P’un; “fon soruşturmalarının Türkiye ekonomisinde sistemik bir risk oluşturmadığını ve kredi notuna negatif bir etki beklenmediğini” açıklaması da, birilerinin hevesini kursağında bıraktığı net. Ama bunlara birlikte soruşturmayı ÇOK UZATMADAN, KISA SÜREDE sonuçlandırmak gerekli. Sonuç belirdiğinde de Hükümetimizin, cerahatin bünyeye zarar vermesini engelleyecek hamleler yapması da elzem. Olur mu derseniz? Hiçbir şüphemiz yok. Öyle ki Sn. Cumhurbaşkanımızın; “Biz bu yola kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktık. Biz bu partiyi şehrin kenar mahallelerinde onuruyla hayata tutunmaya çalışan, helalinden kazanıp helalinden harcayan bu gariplerin, o yoksulların haklarını, hukukunu, namusunu savunmak için, onların başlarını daima dik tutmak için kurduk” KARARLILIĞI veri kabul edilebilir.