Ankara’da yaz ayları her zaman hareketli geçer. Ancak uzun yıllardır ilk kez bu kadar çok başlık aynı anda Türkiye siyasetinin gündemini belirliyor.
İktidar cephesinde değişim hazırlıkları, muhalefette liderlik ve meşruiyet tartışmaları, DEM siyasetinde yeni sürecin doğuracağı fırsat ve risk hesapları…
Görünen o ki Türkiye, seçim takvimi açıklanmamış olsa bile fiilen yeni bir siyasi dönemin hazırlığına girmiş durumda.
Öncelikle CHP’den başlayalım.
Cumhuriyet Halk Partisi bugün belki de son yılların en kritik eşiklerinden birinde bulunuyor. Partinin bir yandan iktidara yürüdüğü iddiası sürerken diğer yandan kendi içinde kurultay tartışmaları, mutlak butlan davaları ve liderlik eksenli gerilimler devam ediyor.
İşin ilginç tarafı, CHP’nin en büyük gündemi artık AK Parti değil.
CHP’nin en büyük gündemi CHP.
Parti yönetimi kurultayın meşru olduğunu savunurken, dava sürecinin nasıl sonuçlanacağına ilişkin belirsizlik siyasetin üzerine gölge düşürüyor. Ankara kulislerinde herkes aynı soruyu soruyor:
“Bu tartışmalar nereye kadar sürecek?”
Muhalefetin iktidar alternatifi olabilmesi için önce kendi iç istikrarını sağlaması gerekiyor. Ancak bugün CHP enerjisinin önemli bölümünü iç tartışmalara harcıyor.
Bir başka gerçek ise şu:
CHP’nin yükselişini sağlayan toplumsal rüzgarın önemli kısmı, parti içi çekişmeler nedeniyle yavaşlama riskiyle karşı karşıya.
Tam da bu noktada gözler iktidara çevriliyor.
AK Parti cephesinde uzun süredir beklenen değişim süreci fiilen başladı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan teşkilatların performansını yeniden masaya yatırdı.
Ankara’da konuşulanlara göre birçok il ve ilçe teşkilatı için detaylı saha raporları hazırlanıyor.
Önümüzdeki aylarda çok sayıda il başkanı değişikliğinin gündeme gelmesi sürpriz olmayacak.
Ancak bu değişim yalnızca isim değişikliği değil.
Asıl hedef yeni dönemin kadrolarını oluşturmak.
AK Parti kaynakları artık klasik teşkilat çalışmalarının yeterli olmadığını düşünüyor. Sahada seçmene dokunabilen, yeni süreci anlatabilen ve parti politikalarını doğrudan aktarabilen yeni bir organizasyon modeli üzerinde çalışıldığı konuşuluyor.
Özellikle “Terörsüz Türkiye” hedefi, yeni anayasa tartışmaları ve Türkiye’nin yeni yüzyıl vizyonu önümüzdeki dönemde teşkilatların en önemli çalışma başlıkları olacak.
Bir başka ifadeyle AK Parti yalnızca teşkilat değişikliği yapmıyor.
Yeni dönemin siyasi hikâyesini kurmaya hazırlanıyor.
Bu hikâyenin önemli aktörlerinden biri ise DEM Parti.
DEM siyaseti son aylarda oldukça hassas bir denge üzerinde ilerliyor.
Bir tarafta İmralı merkezli yürüyen görüşmeler ve yeni süreç.
Diğer tarafta parti tabanının beklentileri.
Bir yanda Selahattin Demirtaş’ın siyasetteki etkisi.
Diğer yanda Abdullah Öcalan üzerinden şekillenen yeni denklemler.
DEM Parti yönetimi bu sürecin dışında kalmak istemiyor. Tam tersine sürecin siyasi sonuçlarından en fazla pay alan aktörlerden biri olmayı hedefliyor.
Fakat burada ince bir çizgi var.
Çünkü DEM Parti’nin önünde iki temel risk bulunuyor.
Birincisi, sürecin yönetiminde etkisiz bir aktör görüntüsü vermek.
İkincisi ise tabanın beklentileri ile Ankara’daki siyasi gerçeklik arasında sıkışmak.
Bu nedenle önümüzdeki aylarda DEM Parti içerisinde yeni pozisyon alışların ve farklı siyasi çıkışların yaşanması kimseyi şaşırtmamalı.
Peki diğer muhalefet partileri?
Aslında onların durumu da CHP’den çok farklı değil.
Müsavat Dervişoğlu liderliğindeki İYİ Parti yeniden merkez sağda alan açmaya çalışıyor. Ancak hem CHP’nin gölgesinden çıkmak hem de AK Parti seçmeninden oy alabilecek yeni bir söylem üretmek kolay görünmüyor.
Ali Babacan liderliğindeki DEVA Partisi ve Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi ise siyaset sahnesinde yeniden görünür olmanın yollarını arıyor.
Bir dönem Türk siyasetinde önemli beklentiler oluşturan bu partilerin bugün temel sorunu seçmene yeniden güçlü bir hikâye sunamamaları.
Ankara kulislerinde artık sıkça dile getirilen bir değerlendirme var:
Türkiye siyaseti yeniden büyük aktörler etrafında şekilleniyor.
Küçük partiler için alan giderek daralıyor.
Bütün bu tabloya baktığımızda ortaya çıkan gerçek şu:
Türkiye yeni dönemin güç haritasını oluşturan bir ülke.
İktidar kendi kadrolarını yeniliyor.
Muhalefet kendi iç hesaplaşmalarını yaşıyor.
DEM siyaseti yeni sürecin kazananı olmaya çalışıyor.
Ankara ise bütün bu gelişmelerin ortasında yeni bir siyasi denklemin kurulmasını izliyor.
Henüz kimse yüksek sesle söylemiyor olabilir.
Ama kulislerde konuşulan ortak kanaat şu:
2026 yazı, Türkiye’nin bir sonraki seçiminin değil, bir sonraki siyasi dönemin temellerinin atıldığı yaz olarak hatırlanabilir.
Ve görünen o ki Ankara’da hava sıcaklığından daha hızlı yükselen tek şey, siyasetin tansiyonu olacak.