Gazetelerin eski bayram nüshalarını hatırlıyorum. Sene boyunca siyaset veya diğer konularda kalem oynatan fıkra muharrirleri yani köşe yazarları, bilhassa Ramazan ve Kurban bayramlarında daha rahat konuları ele alır, dinî meselelere temas eder, çocukluk yıllarında yaşadıkları bayramları tebessümle yâd ederlerdi. Bugün tanınan ve bilinen birçok yazar, Ramazan ayının sonunda yaşanan bayramı büyük bir huzur ve neşve içinde anar, okuyucularını da bu keyifli yolculuğa çıkarırdı.

Matem günlerine çevirdiler

“Eski bayramlar”dan bahsetmeyen yazar, hemen hemen yok gibiydi. Tabii bu dinî bayramların toplumdaki manevi gücüne, moral desteğine de dikkat çekilir, sosyal hayattaki tesirine etraflıca temas edilirdi. Bayram namazları, bayram yemekleri, akrabaların ve büyüklerin kabirleri başında okunan Kur’an-ı Kerim, edilen dualar, akrabalara ve komşulara yapılan bayram ziyaretleri, çocuklar için kurulan bayram oyun yerleri, küçüklere verilen bayram harçlıkları ve hediyeler, mutlulukla dile getirilirdi. Ne yazık ki şimdi insanlık düşmanları, bayramları bile figanlara, huzurlu günlerimizi matem günlerine çevirdiler. Bu korkunç günahın müsebbipleri malum. Bir zamanlar dünyayı en çok sömüren İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa’nın üç büyükleri bile artık ABD’nin haksız, hukuksuz ve gereksiz yere savaşı devam ettirdiğini söylüyor ve “Bu bizim, NATO’nun savaşı değil.” diyebiliyorlar.

İnsanlığın vicdanı uyanıyor

Eskiden ABD’nin ardından uçakları ve gemileriyle tıpış tıpış her tarafa koşan bu ülkeler, ekonomik yönden zarar görmeye başladıkları için tarafsız kalmaya çalışıyorlar. En önemlisi ise ABD’de halk, ağzı salyalı, gözü kanlı, kötü bir şovcu olan Trump’a karşı seslerini cesaretle yükseltiyor ve ülkelerinin İsrail’in tahrikleriyle bu savaşı başlattığını söylüyorlar. “Amerikalı askerler, İsrail uğruna niçin ölüyor?” diyebiliyorlar. Şüphesiz insanlık vicdanının uyanması sevindiricidir. Bakalım, ma’şeri vicdan, Trump ve Netanyahu katillerini durdurmaya yetecek mi? Ben ümitvarım. Zira menfaatlerine dokunmaya, cepleri zarar görmeye başladı. ABD, boyunduruğunu eninde sonunda iğrenç İsrail’in elinden kurtaracak, esaret zincirini kıracak. Kan içici, bebek katili Siyonistler, başta ABD olmak üzere dünyayı maceralara sürükleyemeyecekler. Ülkelerin yöneticileri seslerini fazla çıkarmasa da derinden büyük bir dalga ve dipten esaslı bir tepki doğuyor.

ABD'nin sonu yakındır

Mescid-i Aksa’nın Ramazan’da kapatılması Müslümanların vicdanını sızlatıyor. Gazze, İran ve Lübnan’da bebeklere, çocuklara ve sivil halka yapılan soykırım hür dünyayı sarsıyor. İnşallah bu tepkiler, çığ gibi olur, büyük bir infiale dönüşür ve kanlı zalimleri durdurur. Korkak İsrailliler, panik içinde yaptıkları kötülüklerin cezasını çekiyor ve kaçışıyorlar. Artık her gün saklanacak bir delik arıyorlar. ABD ise bu şekilde dünyayı karşısına almaya devam ederse bölünmeye ve parçalanmaya doğru gidecek. Hayal görmüyorum. Bir vakit dünyayı titreten SSCB param parça olmadı mı? ABD’nin de sonu yakındır.

Bayram gazeteleri tarihe karıştı

Benim gibi emekli olan gazeteciler çok iyi hatırlar. Eskiden Gazeteciler Cemiyeti tarafından Ramazan ve Kurban bayramlarında Bayram Gazetesi çıkarılırdı. “Küçük bayram”da üç, “büyük bayram”da dört gün, toplamda yedi gün bu gazete çıkarılırdı. Tabii diğer bütün gazeteler tatile girer, ihtiyacı olan gazeteciler de bu özel günlerde çalışıp maddi ihtiyaçlarını karşılarlardı. Yani dinî bayramlarda basınımız bir bakıma yıllık istirahate çekilirdi. Sonra kim akıl ettiyse bu güzel gelenek bozuldu ve bütün gazeteler bayramlarda yeniden çıkmaya başladı. Tabii bayram gazeteleri de kapanıverdi. Hâlbuki sene boyunca yorulan gazeteciler bu mübarek günlerde istirahat ediyor, yakınlarıyla rahat bir şekilde bayramlaşıyordu. İlginç, hatta arşivlik gazeteler yayımlanıyordu üstelik. Zira fikirleri birbirine zıt olan birçok yazarı aynı gazetelerdeki köşelerde yan yana görebiliyordunuz. Ahmet Kabaklı ile Uğur Mumcu ‘aynı gazete’nin köşe yazarları oluyordu. Ergun Göze ve İlhan Selçuk yine bayram gazetelerinde yan yana yer alabiliyordu. Keza diğer gazetelerin anlı şanlı yazarları da… Burhan Felek, Abdi İpekçi, Tarık Buğra, Oktay Akbal, Mehmet Barlas ve diğer farklı dünya görüşlerine mensup yazarları aynı gazetede buluşturan bayramlarımız vardı. Bu ananeyi bozanlar yanlış yaptılar. Ve basınımızın tatlı bir hatırasını, ilgi çekici uygulamasını sona erdirdiler ne yazık ki… Yapacak bir şey yok. Artık günümüzde bayram gazeteleri yayımlanmıyor. Ve biz eski zamanların o hususi gazetelerini hasretle, özlemle, sevgiye anıp duracağız.

Ramazan ve Bayram

Ramazan ayı boyunca iki hadise gündemimizi meşgul etti. Biri bu mübarek ayda her yıl Müslümanlara saldırmayı alışkanlık hâline getiren Orta Doğu’nun habis uru İsrail’in, peşine ABD’yi de takarak İran’a, Lübnan’a ve diğer İslam bölgelerine saldırması… İkincisi içimizi ferahlatan o meşhur “Ramazan Genelgesi”… Milli Eğitim Bakanlığı’mızın bugüne kadar yaptığı hizmetlerin en önemlilerinden biri olan genelge ile bir anda önce Türkiye’yi sonra da dünyayı saran “Mekke’de Hacılar” ilahisinin milletimiz ve ümmetimiz tarafından çok sevilmesi… Ramazanda ilahilerin okullarda toplu olarak okunması, halkımızın büyük takdiriyle karşılandı. Elbette her zaman hayırlı işlere karşı çıkan birkaç çeyrek aydın, birkaç mevkute yazıcısı homurdandı. Geçmişte de çıkmıştı bu tür cılız sesler… Ancak toplumun çok büyük bir bölümü bu hizmeti alkışlayıp desteklediler. Bence Bakanlık vatandaşlarımızdan aldığı bu güçle önümüzdeki Ramazan ayında da aynı genelgeyi yayınlamalı ve çocuklarımızın ilahilerle okullarını ve sınıflarını şenlendirmesi sağlanmalıdır. Zira toplumlar ve bilhassa genç nesiller ancak inançla ayakta durabilirler. Çarpıcı örnek Gazze! Gazze’li yetişkinler kadar kahraman çocukları da büyük bir inanca sahipti ve vatanlarını toprak hırsızlarına, katillere, Siyonist şebekeye teslim etmedi. Elbette bedel ödediler. Ancak mukaddes davalar bedel ister. Bugün Gazze dünyanın yiğit, şerefli bir şehridir. Ve orada yaşayan yediden yetmişe herkes hürmete, muhabbete şayandır. Allah yâr ve yardımcıları olsun. Başta aziz milletimiz olmak üzere 2 milyar Müslümanın duası onlarla beraberdir.

Bayramlar için neler yazdılar?

Bayramlar için eski gazetecilerimiz, köşe yazarlarımız, edebiyatçılarımız, şairlerimiz neler yazdılar? Biraz da bu konu üzerinde duralım ve yıllar önce yine bir Ramazan Bayramı için meşhur bazı kişilerden aldığım görüşleri kısaca takdim edelim:

Ferit Ragıp Tuncor

“Eski zamanlarda bayrama hazırlık daha Ramazan ayında başlardı. Hele son günler bu hazırlıkların en yoğun hissedildiği günlerdi. Evlerin bodrumlarında evvelden hazırlanan muhtelif reçeller korunurdu. Bayramın en büyük sefası güllaç ve baklavalardı. Şikemperverler, yemeğe düşkün olanlar, güzel yiyecekler ve tatlılar için şiir yazarlardı.”

Cahit Uçuk

“Benim çocukluğumdaki bayramlar, çok eski seneler evveline gidiyor. Harp senelerine rastladığı halde yine de bayram neşesi yaşanırdı. Bilhassa Ramazan Bayramları çok güzel olurdu. Geceleri Ramazan orucu için kalkardık. Oruç tutardık. Bayramlıklarımız hazırlanırdı. Bütün çamaşırlarımız yenilenirdi. Fakir aileleri o mahallenin konaklarının sahipleri giydirirdi. Bütün bu yardımlaşma büyük bir tevazu içinde yapılırdı. Toplumda tam bir sosyal dayanışma vardı her şeyden önce.”

Rüştü Eriç

“Eski bayramlar çok daha şenlikli olurdu. Çocukluğumu hatırlıyorum. Her bayramda yeni elbiseler alırlardı bizlere. Yeni ayakkabılar... Bunları gece heyecanla yastığımızın altına koyardık. Sabah olunca da camiye bayram namazına giderdik. Ondan sonra evimize dönerdik babalarımız ve büyüklerimizle birlikte. Davulcular gelirdi. Omuzlarında ucunda mendil olan sopalar vardı. Mânilerini okur, dualarını yapar, sonra da bahşişlerini alıp giderlerdi. Ardından sazendeler gelirdi. Şimdiki gibi değil, o zaman bir neşe bir bayram huzuru yaşanırdı her yerde.”

İlhan Geçer

“Çocukluğumuzun bayramları tamamen farklıydı. Bayram yerleri büyük coşkuların, muazzam şölenlerin yaşandığı mekânlardı. Bambaşkaydı. Bir tatlı neşe, bir büyük huzur yaşanıyordu toplumun her kesiminde. Sevgi, saygı, hoşgörü, vefa, sabır, henüz unutulmamış, hayatiyetini kaybetmemiş kavramlardı. Toplumun dinamizmi en yüksek boyutuyla olumlu gelişmeler gösteriyordu insanlar arasında. Sosyal dengenin bozulmaması için fakirler, zenginler tarafından korunurdu. Şimdi maddileşen dünyada konu komşu birbirine zor selam verir oldu. Dolayısıyla eski bayramların tadı kalmadı. Özlemle arıyoruz, bekliyoruz o günleri.”

Sedat Umran

“Çocukken kese hâlinde renkli şekerler verilirdi. Daha büyük bir renklilik vardı. Şimdi modern devrin icabı yine bir bağlantı var. Gidip geliniyor. Ama her dönemin kendine özgü bir yapısı mevcut. Gelenekler ne kadar kuvvetli olursa olsun zaman içerisinde gücünü yitiriyor. Yeter ki bu değişmenin sonucunda canlılığını ruhunu özünü koruyabilsin. Bu da büyük ölçüde korunuyor. Büyüklere gidilip hatırları soruluyor. Geleneğin zaman içerisinde değişerek gücünü koruması da bir sağlık işaretidir. Bu değişmenin olumlu olmasından memnunuz. Çünkü gelenek özünü koruyor.”

Şairlerimizin Bayramı

Geçmişten beri büyük şairlerimiz bayramları ihmal etmemiş, bu güzel günler hakkında şiirler yazmışlardır. Bugün en çok bilinen bu şiirlerden biri büyük mutasavvıflarımızdan Hacı Bayram-ı Veli’ye aittir. Birkaç mısra okuyalım: “Yan ey gönül yan yan ey gönül yan/Yanmadan oldu derdine derman/Pervane gibi pervane gibi/Şem’ine aşkın yandı bu gönlüm/Gerçi ki yandı gerçeğe yandı/Rengine aşkın cümle boyandı/Kendi de buldu kendi de buldu/Matlabını hoş buldu bu gönlüm/Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi/Bayram ederler yâr ile şimdi/Hamd-ü senalar hamd-ü senalar/Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm” Alvarlı Efe Hazretleri’nin bayram şiiri de çok sevilir üç kıtasıyla yetinelim: “Tevhîd ede zevk ile/Hakk’ı seve şevk ile/Tasdîk inerse dile/Bayrâm o bayrâm ola/Dildeki Rahmân ola/Derdlere dermân ola/Âzâde fermân ola/Bayrâm o bayrâm ola”

Bayram Mânileri

Eskiden mahalle bekçileri, bayram gecesi sabaha karşı davullarını çalarak şu mânileri seslendirirlermiş: “Bu sabahın yazına,/Kalkın Hakkın niyazına…/Abdest alın ey komşular,/Gelin bayram namazına…/Buna bayram günü derler,/Bal ile şekerden yerler,/Eskiden âdet olmuştur,/Bekçiye bahşiş verirler!” Tabii cömert halkımız da okunan bu mâniler üzerine ellerinden gelen yardımı yapar, bekçi babaları bahşişsiz göndermezlermiş.

Bayram Duası

Yazımızı kıymetli yazar dostumuz Fahrettin Gün’ün paylaştığı “Ecdadımızın Bayram Duası” ile tamamlayalım: “Günleriniz hayrola,/Hayırlar feth ola,/Şerler def ola,/Gönüller şâduman ola,/Müşkilatlar âsân ola,/Hastalar şifâyâb ola,/Dertliler devâyâb ola,/Borçlular edayâb ola,/Nâmurad olanlar bermurad ola,/Nâşâd olanlar şâduman ola,/Kalplerimiz mesrûr,/Ayıplarımız mestûr,/Günahlarımız mağfûr,/Dünyamız mansur,/Ahiretimiz mamûr,/İçimiz, dışımız pürnûr ola,/Ahir ve akıbetimiz hayrola.../Ramazan Bayramınız mübarek ola...”