01–06 Şubat 2026 tarihleri arasında Türkiye’den İslami sivil yapıların temsilcilerinden oluşan güzide bir ekip ile Suriye’ye oldukça verimli bir seyahat gerçekleşti… Bu anlamlı ve önemli gezinin ufuk açıcı, umut verici notlarını paylaşmadan geçmek olmazdı… Uzun değerlendirmeleri hak eden seferimizi kısa değinilerle özetlemek istiyorum...
Bu yolculuğun her şeyden önce en güzel tarafı, aynı ülkede yaşıyor olmamıza rağmen yeterince birbirimize vakit ayıramadığımız kardeş kuruluşlar arasında oluşan ülfet, ünsiyet ve muhabbet atmosferi oldu diyebilirim…
Özel yoğunluklarımızdan dolayı kendi mahallemizi ihmal edişimizi yakinen müşahede etmiş olduk… Evrensel bakışımızı korurken, yereldeki yetersizliğimizi fark ettik...
Evet, tarihin nabzının attığı topraklardaydık… Aynı zamanda dünyada tüm dengelerin test edildiği, bilek güreşlerinin bitmediği sıcak ve sancılı bir coğrafyada idik…
Suriye’de gerçekleşen bir devrimi aklı selim ile değerlendirmek, devletleşme sürecini gözlemlemek için yola revan olmuştuk... Toptancı bir bakış açısı açmazına düşmeden, yerinde ve birinci derece yetkililerden gelişmelerin künhüne vakıf olmak, adil bir analiz yapabilmek adına gerekliydi... Büyük oranda amaç hasıl oldu diyebiliriz.
Mükemmeliyetçi yaklaşımlardan uzak, gerçekçi ve mutedil bir zeminde temaslarımız, fikir teâtilerimiz gerçekleşti… Cemaat idealizminden devlet realizmine geçişin fıkhına ve aklına tanıklık ettik...
Direnişten devlete geçişte değişen şartlara bağlı olarak dinamik bir fıkhın işlevselliğini yerinde gözlemlemek oldukça önemliydi…
Hayatın gerçekleri ile İslam’ın değerlerini telif etme derdindeler… Merhaleci, tedrici aynı zamanda kuşatıcı, kapsayıcı olma hassasiyeti ile hareket ediyorlar…
İç vesayeti büyük çapta halletmiş, küresel vesayet çukurunda manevra yapma kabiliyetini kazanmaya gayret ediyorlar… Dış baskıları durdurabilmek için “Belirsizlik stratejisi” ile zaman kazanma çabasındalar… Bu aşamada doğrudan çatışmadan yana değiller, çünkü emekleme evresinde olduklarının farkındalar…
Zarar verecek bir acelecilikten, fırsatları zayi edecek bir ağır işleyişten imtina ediyorlar…
Toplumsal bütünlüğü, ekonomik istikrarı, sağlam bir orduyu öncelemiş durumdalar...
Toplumu bilinçlendirme, devlet kadrolarını yeni sisteme adapte etme konusunda ciddi bir eğitim ve irşad süreci yaşanıyor…
Azınlıkları ürkütmemek, düşman tuzağına itmemek için oldukça hassas davranıyorlar...
Kürtlerin yaşadığı bölgelerin petrolü değil, Kürtlerin kardeşliği bizim için önemlidir… Dışa bağımlı yapıların kucağına onları itemeyiz… Yeniden bir güven iklimi oluşturmalıyız...
“Savaş yılların da katil olmamaya, yönetirken de zalim olmamaya kararlıyız...
İctihad da hata edebiliriz, yeter ki ahlakta yozlaşma, adaletten sapma olmasın kaygısı taşıyorlar…
Şer’i olarak bu aşamada ancak gücümüzün yettiğini uyguluyoruz, geri kalan için şartları oluşturmaya gayret ediyoruz… Makâsıdü’ş- Şerîa’ya uygun adımlar atmak, ümmetin maslahatını gözetmek durumundayız…
Gücümüzün üstündeki yükleri bizden beklemeyin, kendi gerçeğimizden hareketle yol almaya çalışıyoruz…
Suriye dini meşruiyeti merkeze almakla birlikte toplumsal ve uluslararası meşruiyeti de önemsiyor… Dünya sisteminin tamamen dışına çıkarak tek başına bir yere varılamayacağının farkındalar…
Uluslararası arenada düşmanları tarafından yutulması zor bir lokma olduklarını gösterme azmindeler…
Yine aynı delikten tekrar ısırılma riskine karşı sürekli teyakkuzdalar… Ancak zamana ihtiyaçları var… Bu bölgede daha büyük sınavların kendilerini beklediğinin bilincindeler… Allah’ın bu topraklara yüklediği misyonun idrakindeler…
Tarih boyunca istikrarın en zor olduğu bir coğrafyada olduklarının farkında oldukları için kılı kırk yararcasına bir ince siyaset yürütüyorlar…
Görünen o ki, Suriye sadece Suriye değildir… Bu farkındalık ile Suriye sorumluluğumuzu ihmal etmeyelim… Allah’ın verdiği zaferi endişelerimize kurban vermeyelim…