ABD – İran görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. Böylece Hürmüz Boğazı’na yönelik, karşılıklı ablukalar yürürlüğe girdi. Neyse ki TÜRKİYE FERASETLİ İDARECİLERİ SAYESİNDE, bugüne dek kendini ve bölge ülkelerinin bu savaşa alet edilmesine fırsat vermedi. Bunun yanı sıra Siyonist Aklın, NATO marifetiyle Batı Dünyasını savaşa çekme gayreti de sonuçsuz kaldı. Öyle ki üzerimize atılan füzeler, ilk etapta Türkiye’yi ardından da NATO’yu SAHAYA SÜRME denemelerinden ileri geliyordu. Keza geçenlerde İsrail Bakanı Katz'ın; “İran’dan gelen füzelere Erdoğan cevap vermedi” paylaşımı, bunu açıkça ispatladı. Neticede bu twet Türkiye’yi dolayısıyla NATO’yu, İran çatışmasına sokamadıklarının verdiği bir HIRÇINLIKTAN öte bir şey değildi.

Bölge ülkeleri daha ne kadar dayanacak, bunu zaman gösterecek. Fakat Sn. Fidan’ın; "İran'dan sonra İsrail'e bir düşman lazım. Türkiye'yi yeni hedef olarak ilan ediyorlar" mesajını iyi idrak etmek lazım. Zira İsrail'in hayatta kalmasının fitne, fesat ve çatışmaya bağlı seyrettiği açık. Mesela Devletimizin stratejik ortağı Somali’de, doğal gaz arama faaliyetlerine başladığımız şu günlerde, şapşal bir Ugandalı Generalin çıkıp Türkiye’yi tehdit etmesini bu minvalde okuyabiliriz. Uganda ne alaka değil mi? Hesapta Somali’yi işgal edip, Türkiye’yi durduracaklarını sanıyorlar SİYONİSTLERİN TELKİNİYLE. Gerçi o manyağın yediği yürek boğazında kalmış olsa gerek, attığı twete sildi silmesine de, Siyonist İsrail’in bahsettiğimiz oyunlarını deşifre etmeye yetti sadece bu kadarı bile.

Anlayacağınız ister dindar olun ister seküler, sağcı yahut solcu, Türkiye ile uğraştıkları artık aşikâr. Çünkü bölgeyi parçalama, uydu devletler kurma, tüm yeraltı kaynaklarına çökme ve enerji yollarını ele geçirme planlarının, önündeki TEK ENGEL olarak Devletimizi görüyorlar. Türkiye ise bizlerin, çocuklarımızın ve coğrafyadaki mazlumların bekası adına, çıkarları nispetinde yol almaktan vaz geçmiyor. O yüzden tehlikeli bir oyun daha, gündem de bu dem. Yani ABD’nin, “NATO’dan AYRILMA” restinden söz ediyorum. Bahaneleri de hazır. “İran Savaşında ve özellikle de Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda, NATO'nun yardım etmemesi” özetle. ABD bunu göze alabilir mi, bilmiyoruz. ANCAK İKİ İHTİMAL DE, TÜRKİYE AÇISINDAN KRİTİK. Kaldı ki NATO’dan çıkmayı göze alırlarsa; ABD’nin İsrail, GKRY, Yunanistan, Hindistan gibi ülkelerle, yeni bir oluşuma gitme fikri göz ardı edilmemeli. O takdirde Türkiye’yi Kıbrıs’ta “İŞGALCİ” kabul etmeleri bir yana, bu ittifakla ADALAR DENİZİNDE karşı karşıya gelmemiz de kuvvetle muhtemel. Şayet göze alamazlarsa da, bu sefer “İsrail’in NATO’ya kabulü için bastırırlar mı” gibi bir soru akıllara gelir ki, Türkiye’nin “veto yetkisiyle” bunu engelleyeceği için DIŞLANMASI ihtimal dahilinde.

Yanlış anlaşılmasın! Türkiye hiçbir kuruma mahkûm değil elbette. Önümüzde değişik fırsatlar da mevcut. Lakin Devletimizin Uçağıyla, Füzesiyle, Tankıyla, SİHA’sıyla ve Hava Savunma Sistemiyle, en azından OLUŞUMUNU TAMAMLAYANA KADAR birlikte kalması elzem. Devlet aklı da zaten bunu fark etti için, çalışmalarını hızla sürdürüyor. Diğer taraftan da hem zaman kazanmak, hem de NATO’nun vazgeçilmez bir ülkesi olduğunu göstermek adına planlarını uyguluyor. Nitekim birileri bunu başka türlü anlatsa da; 2023’de NATO'ya talepte bulunarak, komutası “Türk olmak kaydıyla”, Adana'da Kolordu kurulması ve İstanbul Boğazında deniz üssü girişimini, bu noktada değerlendirmek gerekir kısaca. O nedenle sakın ola hamasetle, sizi boş siyasi tartışmalara çekmelerine izin vermeyin içeride. Oyun çok büyük ve sinsi. Ama merak etmeyin! ALLAH oyunlarını bozacak İnşallah. Ve yüz yıl önce kaybetsek de, bu sefer “KURUCU GÜÇ” biz olacağız Allah’ın izniyle. Siz yeter ki Milli ve Manevi değerlerinize sahip çıkın. Birlik ve beraberliğinizden de ödün vermeyin kesinlikle… İşte o vakit “Türklerin yanında olan kazanır, karşısında olan ise kaybeder” düsturunu, herkesin tecrübe etmemesi için hiçbir sebep kalmaz.