Geçen hafta okullarda yaşananlar, yüreklerimizi dağladı resmen. Bu vesileyle hayatlarını kaybedenlere ALLAH’ dan rahmet, yaralılara şifa, acılı ailelere de sabırlar diliyorum. Kolay şeyler yaşamadık Milletçe. ÖZÜNDEYSE bir BEKA SORUNU ile karşı karşıya olduğumuzu, iliklerimize kadar hissettik. Zira bu öyle bir beka sorunu ki sadece Devletimizin SALAHİYETİ değil, bizlerin de DÜNYA ve AHİRETTE ki durumunu yakından ilgilendiriyor. O yüzden biz, bazılarının bir ay evvel “polis’in okulda ne işi var” diye tepinip, şimdilerde “okulda polis niye yok” dediği gibi, olayı başka yerlere çekme ucuzluğu yapmayacağız. Yâda fırsattan istifade mal bulmuş mağribi gibi saldıran tiplere, laf yetiştirme reaksiyonu da göstermeyeceğiz. Yanlış anlaşılmasın! Verilecek cevaplarımız heybemize sığmıyor. Şayet öyle olmasaydı, iktidarın 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesinin, muhalefet tarafından “ifade ve düşünce özgürlüğünü kısıtlama” gerekçesiyle, yavaşlatıldığını ortaya koyarak başlayabilirdik sözlerimize. Ama buna gerek yok. Çünkü hadise, kısır tartışmalarla sulandırmasına kurban edilemeyecek derecede ciddi. Ve hepimizi ayırt etmeksizin, tehdit eder vaziyette seyrediyor.

Biliyorum birkaç paragrafta, bu soruna bir REÇETE yazılmaz/yazılamaz. Fakat okullarda güvenlik, sorunlu öğrencilerin tespiti, randevu ile görüşme vs. tedbirlerin, elzem olduğunu belirtebiliriz evvela. Gerçi bu konular da bazı eksiklikler olsa da, bayağı bir ilerleme sağlandığını da yadsıyamayız. Bir diğer hayati önlemin ise “belli yaş altındaki çocukların, sosyal ağlardaki serüvenini kontrol etmek” üzerinde şekillendiği muhakkak. Nitekim psikiyatristlerin; “oyunu bırakmak istemeyen çocuğun, tuvalet ihtiyacını odasındaki pet şişede giderdiği vakalarla karşılaşıyoruz” itirafı oldukça manidar. Hatta “oyunda öldürmekten bir süre sonra tatmin olmayan sorunlu bir akıl, ileride gerçeğini arayabiliyor” tespitleri de cabası. Sosyal platformlardaki rezillikleriyse daha saymıyorum bile. Bu minvalde sosyal medya kısıtlamaları hakkında, Türkiye ile beraber dünya genelinde de bazı adımların atıldığının altını çizmek gerekiyor. Mesela Avustralya Meclisinin mevzuat çalışmalarına start vermesi; Fransa’da öğrencilerle birlikte, "Ekran Yok Günü" kampanyası başlatılması; AB Parlamentosu'nun yaş doğrulaması için, bir aplikasyon geliştirdiklerini ve bunu Avrupa'da uygulamaya geçireceklerini açıklaması ve İngiliz Başbakanının, “çocukları internette güvende tutmak için ne gerekiyorsa yapacağız” sözleri buna örnek verilebilir.

Ancak tüm bunlar KÜRESEL KÜLTÜRÜN, “bizlere enjekte ettiği virüslerle” birlikte değerlendirilmezse eksik kalacaktır ne yazık ki. Ne “enjektesi” demeyin sakın? Sahnede kadınların metalaştırmasından, uyuşturucuya özendiren şarkılara kadar bir garabetten bahsediyorum özetle. Tabi sosyal platform çöplüğünde, insanların birkaç beğeni uğruna mahremini sergilemekten çekinmemesini, dizilerde mafya ve yasak ilişkinin normalleştirilmesini de buna ilave etmek mümkün. İşte bu enjekte edilen virüs dolayısıyla da, yediden yetmişe hepimiz bir SOSYAL ÇÜRÜME yaşamaktayız günümüzde maalesef. En çokta savunmasız çocuklarımız… Neticede “bir toplum neyi alkışlıyorsa, ona benzer” türünden de bir gerçek var ki, bunu kimse inkâr edemez. Böyle bir ortamda ise kötü niyetli ajanların sosyal ağlarda, BEYİN YIKAMA operasyonlarına soyunmaması için engel kalmayacağı malumunuz.

O sebeple en büyük görev; “EBEVEYNLER OLARAK BİZLERİN OMUZLARINDA” dersek, hata yapmış sayılmayız. İnstagramdan 3-5 pedogog’u takip ederek, çocuk büyütemeyeceğimizin farkına varmalıyız kısaca. Zira çocuklarımızı TAKİP ETMEZ, saatlerce bilgisayarın başında zombiye dönüşmesine MÜSAADE EDERSEK, durum kimse için hiç de iç açıcı olmaz. Bırakın, “biz çektik onlar çekmesin” edebiyatını! ÇOCUKLARIMIZ GİDİYOR, AYAĞA KALKIN ALLAH AŞKINA! Başkalarını suçlamadan takkemizi çıkarıp, önümüze koymanın vakti geldi de geçiyor. Herkes dünyaya getirdiği çocuğu büyütmek kadar, eğitmekle de yükümlüdür hattı zatında. Elbette ki yukarıdaki tespit ve tedbirler göz ardı edilemez/ edilmemeli de. Lakin her okula bir polisten ziyade, her bir gencin başına polis diksek dahi sonuç almamız mümkün değil. Çünkü toplum Allah’a dönmeden, hiçbir yasa/önlem insanı kurtar/a/maz. Yani asıl önemli olan; “gençlerin kalbine Allah korkusunu ve Cenab-ı Allah’ın sevgisini, İslam Dininin muhabbetini yerleştirmektir." Rahmetli Erbakan Hocanın değimiyle. Kaldı ki bu toprakların geleneklerini, göreneklerini, edebini, ahlakını “MODASI GEÇMİŞ” diye unutmanın sancısını çektiğimiz aşikâr.