Nice yazımızda “çürümeye” dikkat çektiğimizi bilirsiniz.
Hemen her alanda, her yerde çürüme!
Bizim gibi herhangi bir partiyle, menfaat ilişkilerinin hâkim olduğu yapıyla ilişkisi ve kimseden “duadan başka” beklentisi olmayan gazetecilerin “ikaz” etmesi önemli.
Zira…
Eleştirilenlere, ikaz edilenlere karşı tavrı olan, onlar ne yaparlarsa yapsınlar “yanlış” diyecekleri bilinen gazetecilerin söyledikleri pek dikkate alınmıyor.
Bizler söylemeye, dilimiz döndüğünce ikaz etmeye devam edeceğiz kısmetse.
Bunu yapacağız da…
Desteğe ihtiyacımız var.
Özellikle de “hassas” sivil toplum kuruluşlarının desteğine.
“Hassas” sivil toplum kuruluşlarının çoğu, tıpkı “medyamız” gibi “menfaat ilişkilerine” yaslanmalarından, güç odaklarına bağlı ve bağımlı olmalarından dolayı maalesef pek hareket edemiyorlar.
Böyle olunca da memleketimiz önemli bir imkândan mahrum kalıyor.
Herkesin ikaz edilmeye, eleştirilmeye, yanlış yaptığında “tepki görmeye” ihtiyacı vardır.
Bu ihtiyaç “yakın çevreler” tarafından giderilmediğinde yanlışta ısrar ve yanlışlara yanlış eklemek kaçınılmaz hale gelir.
Bizler, her eleştirinin, her ikazın “niyet okumalarla” kötü niyete yorulduğu bir ortamda derdimizi anlatmaya çalışmanın zorluklarını yaşarken, sivil toplumdan ara sıra gelen “yapıcı eleştirilere” dört elle sarılıyor, bunların duyulması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.
Belki görmüşsünüzdür, yıllardır yazdıklarımızın geniş bir özeti niteliğindeki güzel bir açıklama düştü kamuoyunun gündemine.
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı’nın “TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYİ KABULLENMİYORUZ!” başlıklı açıklamasını olduğu gibi buradan da yansıtmayı bir görev biliyoruz.
Her kelimesini dikkatle okumanız ve üzerlerinde tefekkür etmeniz dileği ile…
Buyurunuz efendim:
****
İnsan Kalmak İçin Bir Çağrı
Bize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor. Susanlar bu vebalin ortağıdır. Bu metin bir rica değil, bir ikazdır.
Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.
Okullarımızda çocuklar çocukları öldürüyor. Sebep çoktur, ama en mühimi bellidir: Talim var, terbiye yok. Sınav kazanmak insan olmanın önüne geçiriliyor. Boş bırakılan kalpleri ekranlar dolduruyor. Gündüz kuşağı reyting uğruna aile kurumunu yok ediyor. Diziler sadakatsizliği ve fuhşiyatı teşvik ediyor, mafyayı kahraman, silahı itibar, zorbalığı erdem gibi sunuyor. Bunların hepsi herkesin gözü önünde, izinle, ruhsatla ve reklam geliri bahanesiyle yapılıyor.
Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan "köşeyi dönmek" marifet oldu.
Uyuşturucu "yaşam tarzı", sanal kumar "fırsat" diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor, aileler borç ve utanç içinde dağılıyor. Mahremiyet perdeleri tek tek yırtılıyor, beden metaya çevriliyor, insan beğeni sayısı uğruna onurunu kaybediyor.
Bütün bunların ortak adı şudur: İnsan değersizleştiriliyor, kadim değerlerle bağı bilerek koparılıyor. Değerlerle bağı kalmayan insan orman kanununa tabi oluyor. Ama düşüş orada da durmuyor. Doymayan hırsı onu hayvanlardan daha aşağı bir hâle düşürüyor.
Biz, bunu kabullenmiyoruz.
Eğitim, sadece zihni değil kalbi, sadece beceriyi değil vicdanı da beslemelidir. Değer eğitimi müfredatın kenar notu değil, omurgasıdır. Ahlak eğitimi birkaç ders saatine ve ezberlenmiş öğütlere sığmaz. Öğretmenin tutumunda, okulun yönetiminde, sınavın adaletinde ve güçlü karşısında zayıfın nasıl korunduğunda karşılığını bulur.
Denetim kurumlarının elindeki yetki süs değildir. Çocukların zihnine lağım akıtan, aileleri tarumar eden yapımlara göz yuman her sessizlik, o yayının ortaklığıdır. Ceza kesip reklam gelirini yerinde bırakmak denetim değil ruhsattır. Çürütücü ve saptırıcı içerikler engellenmelidir. Reyting uğruna nesiller heba ediliyor. Bu ticaretin kârını hanesine yazanlar, bedelini millete ödetiyor.
Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.
Sanal kumar ve bağımlılık reklamları hâlâ serbestçe dolaşıyorsa, bu bir ihmal değil, tercihtir. Bu tercihin bedelini aileler ve nesiller ödüyor.
Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkumdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.
Türkiyemiz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe katetti; bugün yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlığa ümit veren bir noktaya ulaştı. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz. Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır. O yüzden;
Çağrımızdır
Çocukları, gençleri ve aileyi koruyan yayın denetimi derhal ve tavizsiz uygulanmalıdır. Kumar ve bağımlılık reklamları tamamen yasaklanmalıdır. Aile danışmanlığı ve bağımlılık tedavisi her ailenin ulaşabileceği hâle getirilmelidir. Değerler eğitimi müfredatın omurgası yapılmalıdır. Fon krizinden imara, kamu kurumlarından belediyelere, iş dünyasından sivil topluma rüşvet ve yolsuzlukların suçluları ve sorumluları kim olursa olsun, hesap vermelidir.
Tarih, çürümeyi görüp susanları da çürüyenlerle aynı sayfaya yazar. Çocuklarımızın neye alıştığı, yarın kim olacağımızı belirler. Haysiyetin incindiği, mahremiyetin satıldığı, şiddetin alkışlandığı yerde susmayacağız. Bu ihtarı duymayanlar, yarın çocuklarımızın sorusuna cevap veremeyecek.
İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız. Geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağız.
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı