Enver Paşa’nın Sarıkamış cürmü bile Erden’in onu mahk̃ûm etmesine sebeb teşkîl etmiyor!
Şu yukarıdaki vasıflarına ve bütün hayâtına istikâmet veren hadsiz ihtirâslarına rağmen Enver Paşa’nın “Müslümanlığından” dem vurmak, insana ne kadar abes geliyor! L̃âkin Münâfık kalemler, böyle, tenâkuzlar içinde bocalarlar! Yeter ki onları ferâsetle mütâl̃aa etmesini bilelim!
Üstelik, aynı kalem, Enver Paşa’ya ayırdığı uzun sitâyişk̃âr sayfalarda, onun bir numaralı mes’ûl̃ü olduğu Sarıkamış Fâciâsı hakkındaki bir değerlendirmesini de naklediyor ve bu değerlendirmeyi dahi onun lehine yorumluyor! Bu husûsta, hiç olmazsa, arkadaşı İsmet İnönü, daha insâflıdır:
“Sarıkamış Felaketi
“1914 sonbaharında en mühim harp hadisesi Rus cephesinde olmuştur. Türk ordusu Kars istikametinde taarruz etmiş, Sarıkamış Muharebesi adıyla anılan bu taarruz teşebbüsünü Enver Paşa emretmiştir ve dövüş esnasında ordu kumandanına el çektirerek, doğrudan doğruya harekâtın kumandasını üzerine almıştır. Başkumandan vekili Enver Paşanın, Alman sevk ve idaresine yardım etmek için, talep üzerine bu seferi yaptığı tahmin olunuyor.
“Harekât, aralıkta, şiddetli bir kış esnasında yapılıyor. Teçhizat tabiatıyla [tabîatiyle] eksik, fakat asıl cephane ikmal hizmetleri ve nakil vasıtaları işlemez halde olduğu için baskın ümidi kaybolduğundan itibaren, harekât başarısızlığa mahkûm olmuştur.
“Sarıkamış Muharebesinde çok zayiat vererek, ricata [ric’ate] ve hudut mevzilerimize dönmeye mecbur olduk. Muharebenin hemen ardından tifüs orduyu istilâ etti. O devirde bu hastalık harp zamanının korkunç afeti sayılıyordu.
“Bütün bu talihsiz şartlar bir araya gelerek, cengâver 3. Ordumuzu daha harbin başlangıcında, çok yaralı ve sakat bırakmıştı.
“Sarıkamış felaketinin neticelerini hem memleket, hem ordu, her cephede uzun zaman sarsıntı ile hissetmiştir. Kafkasya’da askerî vaziyet esaslı olarak 1917’de Rus ihtilalinden sonra değişmiştir.” (İsmet İnönü, Hatıralar; Birinci Dünyü Harbi 1999: 25-26)
60 bin insanımızın kâtili İttihâdcı Başkumandan Vekîli, bu fâciâ ve rezâlete rağmen, azledilemedi! Ve onu hâl̃â hayırla yâdenler var!
Resmî neşriyât olan ve Uydurma Dille kaleme alınmış bulunan Türk Ansiklopedisi’ne nazaran, Enver Paşa, daha Harbin başında, 60 bin insanımızın kâtili olmuştur. Buna rağmen, bu büyük cürmü sebebiyle derhâl kurşuna dizilmesi l̃âzım gelen bu muhteris ve kibirli Başkumandan Vekîli, iş başındaki Siyonist-Sabataî-Farmason çetenin onu desteklemiye devâm etmesi yüzünden, azledilememiştir. Ve hayret ki aramızda hâl̃â onu hayırla yâdedenler var! Mezk̃ûr ansiklopediden ik̃tibâs ettiğimiz aşağıdaki iki pasaj, fâciâyı bütün dehşetiyle idrâk̃ etmiye k̃âfîdir:
“1914 te Kafkas cepheleri savaşları: Rus ordusunun Sarıkamış - Erzurum genel doğrultusunda ilerlemesiyle Türk harekât alanının ilk cephesinde savaş başladı. Rusların cephelerini kısaltma yolunda (Narman - Velibaba - Aleşkirt - Doğu Bayazır) çizisini [hattını] ele geçirmek amaciyle ilerleyerek 3. Türk ordusu (190 000 kişi) nun büyük kısmı ile Köprüköy savaşı (6 - 9 kasım) oldu. [Bozuk cümle!] Bu savaş Türklerin başarılı taarruzlariyle geçti. Rus ordusunun savaşa katılan kuvvetleri kayıp vererek sınır yakınlarına kadar çekildi (16 kasım). Türkler kuvvet azlığını ve gelmekte olan mevsimin elverişsizliğini düşünerek takibe girişmediklerinden Ruslar ucuz kurtuldular. Bunu uygun görmeyen Türk başkomutan vekili Enver Paşa, bu cepheye geldi ve ordu komutanlığı görevini de üzerine alarak Sarıkamış kış taarruzunu hazırladı.
“Sarıkamış kış taarruzu (bk. Kroki 3): Oltu – Sarıkamış doğrultusunda 2 500 m yükseklikteki geçitlerden geniş bir kuşatma, 22 aralık 1914 te şiddetli soğuklarda eksik giyim ve kuşam şartlariyle başladı. Donma ve kıtadan ayrı düşmeler sonucunda büyük kayıplarla Sarıkamış'a varıldı. Ruslarla yapılan savaş sonunda (Sarıkamış'a varan iki kolordudan 2 800 kişi kalmıştı) bu kuvvetler geri çekildi. 112 000 kişilik 3. Türk ordusu çoğu donma yüzünden 60 000 kayıp verdi (Rus ordusunun kaybı 32 000). 3. Türk ordusu için bu, bir yıkım oldu.” (Türk Ansiklopedisi, 1966: 14/177)
İttihâdcı Enver Paşa’nın, Sarıkamış’taki muazzam insan zâyiâtı karşısında değerlendirmesi: “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi?”
Erden’den, Enver Paşa’nın, sebeb olduğu bu muazzam fâciâdan dahi vicdânî bir rahatsızlık duymadığını ve insanımızı harcanabilir harb malzemesi mesâbesinde gördüğünü öğreniyoruz:
“Behiç Bey -Birinci Cihan Harbinde Harbiye Nezareti ordu dairesi reisi, Büyük Elçi Sayın Behiç Erkin-den öğrendiğime göre, asker alma hesaplarına nazaran, seferberlikte, üçüncü ordu mıntakasında silâh altına alınan erat miktarını ve üçüncü ordunun bâliğ olduğu mevcudu ve Sarıkamış harekâtını müteakip ordunun mevcudunu ve aradaki farkı -ki zayiatı yani muharebede şehit düşen veya kaybolan, yahut hastalıktan ölen ve soğuktan donanların mikdarını ifade eden müthiş bir rakam idi- Behiç Bey, Enver Paşaya arzetmiş; Enver Paşa:
‘- Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi?’ demiş ve bu cevap ile mesele kökünden halledilmiş idi.
“Enver Paşanın bu sözü İmparator Napoléon’un şu sözüne benzer:
‘- Harpde insanlar nedir ki?’ ” (Erden, İsmet İnönü 1952: 70)
Bu mücrim ve onu medheden, “Müslüman”, öyle mi?
Cemâl̃ Paşa’nın kumandasındaki IV. Ordu Karârg̃âhı’nın Sûriye’ye intikâl̃i
Ali Fuad Erden’in Paris’ten Tih Sahrasına isimli hâtırâtında, Erk̃ânıharbiye Reîsi olduğu ve büyük hayrânlık duyduğu Cemâl̃ Paşa’nın emri altındaki IV. Ordu’nun İstanbul’dan Şam’a intikâl̃i hakkında bir hayli câlib-i dikkat tafsîlât mevcûddur:
“Suriye’deki Dördüncü Ordu Kumandanlığı Cemal Paşa’ya teklif olundu ve onun tarafından kabul edildi. Bu haber ordu karargâhında heyecan hâsıl etti. Dördüncü Ordu Karargâhının kadroya göre eksikleri İkinci Ordu Karargâhından tamamlanacak, yani ordu erkânıharbiyesinin bir kısmı Cemal Paşa ile birlikte gidecekti. Cemal Paşa, gidecek subayları ayırmak ödevini bana verdi. Ayrılmıyanlar yani Sina Çölü’ne gitmeyip İstanbul’da kalacak olanlar meyus ve mahzun oldular. […]
“1330 (1914) senesinin güzel bir sonbahar günü, yeni dördüncü ordu karargâhı, bu heyecan ve inanç içinde ve yüzlerce yurttaşın içten dilekleri ile uğurlanarak Haydarpaşa istasyonundan Suriye’ye hareket etti. […]
“Ordu karargâhının İstanbul’dan Suriye’ye gidişi tantanalı oldu. İstanbul’dan itibaren her büyük istasyonda olağanüstü karşılandık. Mahallî Hükûmetler, Belediyeler, askerler, okul çocukları, halk Cemal Paşanın güzergâhına koşuyorlar; kendisini nutuklar ve en güzel dileklerle karşılayor ve uğurlayorlardı. […]
“Tarsus’da, Adana’da, İskenderun’da okul çocukları bayraklar ve vatan neşideleri ile Cemal Paşa’yı karşılıyorlar; Rumeliye dair intikam şarkıları okuyorlardı. Yedi sekiz yaşındaki yetim veya öksüz kız çocuklarının hüzünlü bir sesle söyledikleri bu şarkılar bizi ağlatıyordu. Rumeli’nin geri alınması; Mısır’ın fethedilmesi… Yarabbi yapılacak ne kadar çok iş vardı! […]
“Halep’de, Hama’da, Humus’da, Bâlebek [Bâlbek]’de aynı şekilde karşılama törenleri yapıldı. Arap şairleri Cemal Paşa için kasîdeler okuyorlar; onu, heyecanlı şiirler, uzun manzumelerle yüceltiyorlardı. Bütün bu tezahürler Mısır fethinin önceden mükâfatı gibi idi. […]
“23 kasım 1330 (6 Aralık 1914) de Şam’a geldik. En büyük karşılama Şam’da oldu. İki yüz bin nüfuslu büyük müslüman beldesi, Cemal Paşa’nın şerefine donanmış; hükûmet, belediye, ordu, eşraf, ulema, meşayih, sâdât, konsoloslar, şairler, hatipler ve binlerce halk istasyona gelmişti. Kurbanlar kesiliyor, kasîdeler okunuyordu. Şam, bayram yapmakta idi…” (Erden, Paris’ten Tih Sahrasına 1949: 31-34)
Cemâl̃ Paşa, diktatörce, zâlimce idâresiyle, Müslümanlığı temsîl ettiği zannıyle kendisine bu kadar mültefit davranan bir halkın mühim bir kısmını, bir-iki sene içinde Türklere düşman edecekdir…
Cemâl Paşa’nın Arab halkına karşı mezâlimi
1918’de Filistin Cephesi’ndeki IV. Ordunun Kumandanı Ferîk Mersinli Cemâl Paşa’nın Yâveri Yüzbaşı Cevat Rifat Bey (Atilhan), Sûriye ve havâlîsinde, 1914 ilâ 1917’de, iki buçuk sene kadar küstâh, müstebid, zâlim bir Hükümdâr edâsıyle hüküm süren Bahriye Nâzırı, Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa’nın zul̃münü:
“Tasavvvur buyurulsun: Oğlu, babası, âyânı, eşrâfı îdâm edilen ve birçokları açlıktan öldürülen bir mıntıka ahâlisi…”
cümlesiyle hülâsa eder. (Cevat Rifat, “Sûriye Hezîmet-i Fecîası”, Tasvîr-i Efk̃âr, 25 Teşrînisânî 1334 -1914-, 3. tefrika; -bilâhare Prof.- Dr. Celil Bozkurt, Mersinli Cemal Paşa’nın Yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Dönemi Hatıraları; Ek: I. Dünya Savaşı’nda Filistin-Suriye Cephesinde Yahudi Casuslar, İstanbul: Gündoğan Yl., 2016, s. 85; Yesevîzâde, Filistin Cephesi Hezîmetinin İçyüzü 19 - 20 Eyl̃ûl̃ 1918, İstanbul: Altındağ Ye., Temmuz 2026, 2. baskı -ilk baskı: Kasım 2025-, s. 377)
Esâs îtibâriyle Sûriye Diktatörü Cemâl Paşa’nın zul̃müdür ki onu ve refâkat̃indeki Osmanlı askerini “bayram yaparak” karşılıyan Arab halkının bir kısmını, asırlardır kardeşçe berâber yaşadıkları Türklere aleyhdâr hâle getirmiş, Arab ayrılıkçı hareketleri ve Siyonist-İngiliz kuvvetleriyle işbirliği yapma temâyülü bu vasatta gelişmiştir.
Hem İsmet İnönü’nün, hem de yakın arkadaşı Ali Fuad Erden’in Hâtırât’larında, Bahriye Nâzırı Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa’nın Sûriye ve havâlîsindeki Arab ahâlîye zulmettiğine dâir muhtasar mâl̃ûmât vardır. Bunlar, Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in tesbîtini têyîd eder mâhiyettedir.