Her cuma günü camilerde minbere çıkılır, hutbe okunur. Ve hutbe, o ayet

okunarak bitirilir:

Nahl Suresi 90. ayet.

*

Nahl Sûresi 90. ayet Bize Ne Söyler?

Yıllardır dinleriz, yıllardır kulaklarımıza çalınır. Ama ne yazık ki çoğu zaman bir ritüelin son cümlesi olarak algılanır ve üzerinde durulmadan geçilir.

Oysa o ayet, sıradan bir temenni değildir.

"Yaparsanız iyi olur!" diyen bir tavsiye metni hiç değildir.

Tüyleri diken diken etmesi gereken, insanı oturduğu yerde titreten, iliklerine kadar

sorumluluk yükleyen net bir emirdir.

İman ettiğini iddia ediyorsan, bu ayet sana 'Pazarlık yok, yapacaksın!' diyen ilâhi bir fermandır.

Ne diyor peki o sarsıcı ayet?

"Kuşkusuz Allah; adaleti, ihsanı (iyilik yapmayı) ve yakınlara yardımda bulunmayı emreder. Fuhşiyatı (çirkinliği), münkeri (kötülüğü) ve bağyi (azgınlığı/haksızlığı) yasaklar. Öğüt alıp düşünesiniz diye size öğüt veriyor."

Bakın, ayetin kurgusuna iyi bakın.

"Ben iman ettim" deyip kenara çekilemezsin. "Allah affeder nasıl olsa" rahatlığıyla ahlâksızlığı yaşam tarzı haline getiremezsin. Keyfilik yapamazsın. Sorumsuzluğu, ciddiyetsizliği, aldatmayı, torpili, yetim hakkını yemeyi “dindarlık ambalajına” sarıp satamazsın.

Nahl 90, iman ile ahlak arasındaki o kopmaz bağı tam kalbinden yakalar.

Sana der ki: İman bir iddiadır. Ahlâk ise o iddianın ispatıdır. İspatı olmayan bir iddianın mahkemede ne kadar değeri varsa, ahlaktan, adaletten, dürüstlükten yoksun bir imanın da hakikat katında o kadar değeri vardır.

- Ayetin Anahtar Kavramları Neyi Anlatır?

Nahl Suresi 90. ayeti doğru anlamak, içindeki altı temel kavramı doğru okumaktan geçer.

Kur'an, üç eylemi hayatın merkezine koymamızı emrederken, üç tutumu da kesin bir dille hayatımızdan söküp atmamızı ister.

Emredilen 3 Temel İlke:

Adalet: Sadece mahkeme salonlarındaki hukuk demek değildir. Her şeyi hakkına kavuşturmak, ölçüyü ve dengeyi korumaktır. İnsanlara ırkına, inancına veya makamına göre değil, yalnızca hak ve hakikat terazisine göre muamele etmektir.

Nepotizmi, torpili ve kayırmacılığı reddedip liyakati esas almaktır.

İhsan: İyiliği sadece lütuf olarak yapmak değil, bir adım öteye geçmektir. İşini, mesleğini ve eylemini en güzel, en nitelikli biçimde sunmaktır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tanımıyla ihsan; "Allah’ı görüyormuş gibi yaşamak ve üretmektir" (Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1).

Îtâ-i zi'l-kurbâ (Yakınlara Yardım Etmek): İnsanlığı soyut biçimde sevip en yakınındaki akrabayı, komşuyu ve yoksulu görmezden gelen sahte hümanizme karşı bir uyarıdır. Dayanışmayı lafta bırakmayıp somut sorumlulukla en yakından başlatma emridir.

Yasaklanan 3 Temel Çürüme Unsuru:

Fahşâ: İnsanın vicdanını ve toplumsal dokuyu kirleten her türlü edepsizlik, hayâsızlık, gizli-açık fuhşiyât ve iffetsizliktir. Görsel, sözlü veya fiili olarak ahlaki sınırların fütursuzca ihlal edilmesidir.

Münker: Aklın, vicdanın ve dinin ortaklaşa "yanlış" dediği, toplumun huzurunu bozan her türlü kötülüktür. Yalan, rüşvet, hırsızlık, kamusal alanı gasp etme, gıybet ve aldatma münker kapsamındadır.

Bağy: Güç, makam veya servet sahibi olunca sınır tanımamak; zorbalık yapmak, başkasının hakkını gasp etmek ve kibirlenerek yeryüzünde tahakküm kurmaya çalışmaktır.

Hukuksuzluğu kural haline getiren her türlü zalimce tutum "bağy"dir.

İşte bu altı kavram yan yana geldiğinde; Din’in sadece ritüellerden ibaret olmadığını, bireysel vicdandan toplumsal hukuka kadar uzanan canlı ve sarsıcı bir ahlak nizamı olduğunu net biçimde gösterir.

Her cuma kulağımızın dibinde okunan bu ayet, aslında toplumsal çürümeye karşı çekilmiş en büyük kalkandır.

Adaleti emrediyor; çünkü adaletin olmadığı yerde Din sadece bir ritüel kabuğuna dönüşür.

İhsanı emrediyor; yani işini güzel yapmayı, karşılıksız iyilik yapmayı, insan olmanın hakkını vermeyi emrediyor.

Akrabaya, yakına bakmayı emrediyor; yani en yakınından başlayarak toplumsal dayanışmayı kuracaksın diyor.

Peki neyi yasaklıyor?

Fahşayı... Yani her türlü ahlâksızlığı, edepsizliği, kirliliği.

Münkeri... Yani aklın ve vicdanın reddettiği, toplumun dokusunu bozan her türlü kötülüğü.

Bağyi... Yani zorbalığı, hakkı gasp etmeyi, yetkiyi kötüye kullanmayı, sınırı aşmayı.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.

Biz bu ayeti her cuma dinliyoruz da ne yapıyoruz?

Cuma namazından çıkıp terazi hilesine devam eden, fırsatçılığa son vermeyen, yere çöp atan, çevreyi kirleten, kaldırıma park edip kul hakkına giren, torpille liyâkatı ayaklar altına alan, kamu malını aşıran, işçinin alın terini soğumadan ödemeyen adamın dinlediği Nahl 90.ayet ona ne söylüyor?

Hiçbir şey! Çünkü o kişi ayeti bir 'dinî melodi' gibi dinliyor; bir yaşam emri olarak algılamıyor.

Nahl 90 bize şunu söylüyor:

Müslümanlık lâf kalabalığı değildir. Dindarlık rozet takmak değildir. İman eden; âdil olmak zorundadır, dürüst olmak zorundadır, ahlâklı olmak zorundadır.

"Ama", "fakat", "lâkin" demeyeceksiniz.

İman ediyorsanız YA-PA-CAK-SI-NIZ.

O kadar!

(Vedat Kat/Bursa)